Ana sayfa Bilim Gündemi Ne hava kirliliği ne sera gazı üretimi, beyazların yarattığı eşitsizlik sınır tanımıyor

Ne hava kirliliği ne sera gazı üretimi, beyazların yarattığı eşitsizlik sınır tanımıyor

1885
PAYLAŞ
Kaynak: Rick Bowmer/AP.

Nıvart Taşçı

Tarih boyunca beyaz ırkın dünyanın kalan kısmı üzerinde yarattığı eşitsizlik o kadar büyük ve derin ki, ekonomik, sosyal ve kültürel düzeyde kendini gösteren açığı kapamaya ne kanunlar yetiyor ne toplumsal hareketler. Hatta aynı ülkenin yasalar önünde eşit bireyleri olarak yaşamak da çözüm değil, zira tüketim kalıplarındaki farklılıklar ve devredilen sosyal-kültürel sermayenin niteliği yeni nesillerin kaderini belirlemeye devam ediyor. ABD’deki Illinois Üniversitesi bünyesinde yürütülen yeni bir araştırmayla ırksal-etnik gruplar arasındaki eşitsizliğin kendini gösterdiği boyutlara bir yenisi eklendi: Sera gazı salınımı. Journal of Industrial Ecology dergisinin Mart 2019 sayısında yayımlanan araştırmanın sonuçları, beyazların, son yüzyılda dünyanın başına bela olan ve küresel bir iklim krizine doğru sürüklenmemize yol açan sera gazı salınımında da, tükettikleri besinlerin tipi ve miktarı vesilesiyle lider olduğunu gösteriyor; en azından ABD özelinde…

Araştırmacılar kendileri için de pek sürpriz olmadığını belirttikleri bu sonuca ulaşmak üzere ABD Çevre Koruma Ajansı ile Ulusal Sağlık ve Beslenme Gözlem Çalışması’nın 500’den fazla besin maddesinin kişi başına tüketim miktarını yansıtan verilerinden ve de çeşitli besinlerin üretim-dağıtım-atık aşamalarının çevre üzerindeki etkilerini gösteren veri tabanlarıyla bilimsel yayınlardan faydalanmışlar. Çevre üzerindeki yükü, bu üç ayaklı süreçte gerektirdiği toprak, enerji ve su miktarı bakımından ağır olan besinler, tam da bu yüzden daha faza sera gazı salınımına neden oluyor. Mesela elma, patates, dana eti, süt ya da buğday; her birinin gerektirdiği toprak-su-enerji kullanımı farklı da olsa bunlar totalde sera gazı yükü anlamında diğer maddelerin önüne geçen temel gıdalar. Yapılan analizler yiyip içtikleri besinlerin miktarına ve tipine bağlı olarak beyazlar tarafından kişi başına yılda ortalama 680kg karbondioksit üretildiğini ortaya koymuş. Çalışmanın beyaz olmayan fakat ABD nüfusunun önemli kısmını oluşturan diğer iki analiz grubundan Hispaniklerde (Meksika, Orta Amerika ve Latin Amerikalılar) bu oran 640kg, siyahlarda ise 600kg düzeyinde. Aradaki fark çok büyük gibi gözükmese de nüfus oranları arasındaki ciddi fark beyazların sera gazlarının büyük kısmından sorumlu olmasına yetiyor (ABD’nin 326 milyon civarındaki nüfusu içinde beyazların oranı %61,3, Hispaniklerinki %17,8, siyahlarınki %13,3). En kritik yedi ürünün tüketim miktarları özelinde bakıldığında beyazlar Hispaniklere kıyasla bu ürünlerden 5’ini, siyahlara kıyasla 6’sını daha fazla tüketiyor. Aradaki farkın en önemsiz düzeyde olduğu besin kalemi et; beyaz olmayanların daha fazla tükettiği ürün ise elma. Analizlere göre siyah-Hispanik karşılaştırmasından pek anlamlı bir sonuç çıkmamış. Sadece siyahların patates ve yağı, Hispaniklerinse sütü, öteki gruba göre daha fazla tükettiği söylenebilir. Bu beslenme eğilimi yılda kişi başı 328.000 litre su tüketiminden sorumlu olan beyazları diğerlerinin önüne koyuyor. Siyahlarda yoğun tavuk ve elma tüketimi toprağın diğer gruplara kıyasla %12 daha fazla kullanıldığı bir beslenme şablonu yaratmış. Fakat dediğimiz gibi hem bireysel düzeyde hem totalde beyazların sera gazı üretimi anlamında çevereye verdiği zararın yanına diğer gruplar pek yaklaşamıyor.

ABD’li beyazların tüketim miktarlarına bağlı olarak yarattıkları zarar ve eşitsizlik çevreyle ilişkili bir başka alanda daha kendini gösteriyor: Hava kirlilliği. Minnesota ve Washington Üniversitesi araştırmacılarının PNAS’ın 11 Mart sayısında yayımladıkları çalışmanın sonuçları, yukarıda bahsi geçenden farklı değil. İnce partikül kirliliği denen hava kirliliği tipi ABD’de tüm ölümlerin %3’ünden, çevre sorunlarına bağlı ölümlerinse %63’ünden sorumlu. Kalp krizi, felç, akciğer kanseri gibi hastalıklara neden olan bu sorunun her yıl 100.000 kadar can aldığı tahmin ediliyor. Peki bu kirlilikten kim ne kadar sorumlu? Ya da başka türlü bir ifadeyle soruna neden olanlarla bedelini ödeyenler aynı mı? Çalışma sonuçları ırksal eşitsizliğin kendini burada da gösterdiği kanıtlıyor.

Hava kirliliğinin bireysel düzeydeki üretimi kirlilik yaratan mal, ulaşım biçimi ve hizmetlerin tüketimiyle; sağlık üzerindeki etkileri ise yaşam alanıyla birebir ilişkili. Buna göre bu tür tüketim kalıplarından faydalanan ve daha yüksek bir gelir grubunu ifade eden, araştırmacıların ifadesiyle “daha fazla parası olduğu için daha fazla tüketen” beyazlar, tüketimlerinin yarattığı kirliliğin yükünü, olması gerekenden %17 oranında daha az çekerken, siyahlar kirlilik üretimlerine oranla %56, Hispanikler %63 ilave yükü sırtlanmış gözüküyor. Araştırmacılar restoranda yeme sıklığından ev inşasına ya da araba satın almaya kadar bireysel tüketim başlığına giren her şeyin bu farkın yaratılmasında en büyük etken olduğunu belirtiyor. Öte yandan veriler 2003’ten 2015’e uzanan süreçte ABD’deki ince partikül kirliliğinin %50 kadar azaladığını da gösteriyor. Fakat görünen o ki eşitsizliği temizlemek ne yazık ki havayı temizlemek kadar kolay olmuyor.

Kaynak
1) Joe F. Bozeman ve ark., “Overcoming climate change adaptation barriers: A study on food–energy–water impacts of the average American diet by demographic group”, Journal of Industrial Ecology, 25 Mart 2019.
2) Christopher W. Tessum ve ark., “Inequity in consumption of goods and services adds to racial–ethnic disparities in air pollution exposure”, PNAS, 4 Şubat 2019.