Ana sayfa 182. Sayı Metastazik çöküş

Metastazik çöküş

500
PAYLAŞ

Volkan Tozan

Metastaz, kanserli hücrelerin bulundukları doku dışında doğrudan ya da kan-lenf damarlarıyla başka bölgelere sıçramalarına verilen isim. Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu’nun birlikte kaleme aldıkları ve Kırmızı Kedi Yayınları tarafından basılan Metastaz sağlık alanına yoğunlaşmış bir çalışma değil fakat yakın tarihimizde karşı karşıya kaldığımız siyasal krizleri bir tür hastalık tanımlamasıyla kurgulamış.

15 Temmuz ile birlikte daha da açığa çıkmış olan tarikat gerçeğinin iktidar ve sözcüsü tarafından kansere benzetildiği, acil ve kalıcı mücadeleyle yok edilmesi gerektiği konusunda sayfalar dolusu açıklamalarla karşı karşıya geldiğimizi herkes hatırlayacaktır. Doğruydu. Yıllardır başta Gülen Cemaati olmak üzere uzun süredir neredeyse devletin tüm kademelerinde yükselen bir cemaat gerçeğiyle karşı karşıyaydık.

Bu bir tesadüf de değildi. Dünyada tüzüğe, programa sahip açık örgütlenmesi olan bütün oluşumlar kamuoyunun karşısına çıkar ve bir iddia ile siyaset yapar. Ancak FETÖ dediğimiz yapılanma, başka organlara tutunarak yaşamış ve iktidar sahiplerinin “beraber yürüdük biz bu yollarda” dediği bir anlayışla palazlandırılmıştı. Kuşkusuz bu söylemin altında yatan gerçeklik ise özellikle cemaat vb. örgütlenmelerin neredeyse tüm devletlerin ihtiyacı olarak ortaya çıkan paradigmaların bir ürünüydü. Öyle ki Gülen Cemaati önce emniyet teşkilatına tutunup kendi örgütlenmesini yaratmış, sonra ordunun içine sızıp/sızdırılıp ordu gibi davranarak eşi benzeri görülmemiş bir güce ulaşmıştı. Dolayısıyla bu söz konusu yapı bir kanser hücresini andırırken gerekli tedavinin/müdahalelerin yapıl(a)maması nedeniyle, ağır semptomları da beraberinde getirmişti.

Sonrasında yapılan müdahaleler ise işin cerrahi boyutunun ön plana çıkmasına neden oldu ve olmaya devam ediyor. Ancak FETÖ’yü bitirmeye dönük yapılan görünürde kapsamlı hamleler, adeta bir politik strateji olarak kullanılan cemaatlerin bitmesi bir yana, kanserli hücrenin devletin tüm kademelerine sirayet etmesine neden oluyor. Bugün bu kanserli hücrelerin başka organlara sıçrayıp, metastaz yaptığını açıkça söyleyebiliriz.

Metastaz işte bu anlayışla ortaya çıkmış bir çalışma. Bir Türkiye gerçeği. Dahası her bölümü bizi bildiklerimiz dışında bilmediklerimizle şaşırtacak denli de etkili. “Tarih, baştan sona yaşanır. Öte yandan, sondan başa doğru yazılır. En zoru ise yaşarken yazmaktır. Zira yazan el, bakan göz, analiz eden akıl nesnesiyle hareket halindedir.” diyerek söze başlayan kitap, dillere pelesenk olmuş 15 Temmuz ve FETÖ gerçeği sonrasında ülkede yaşananların ve yaşanmakta olanların fotoğrafını çekmeyi başarmış.

İlk başta salt gazetecilik örneği olarak görülebilecek çalışma, içeriğindeki resmi evrakların incelenmesinden birçok alıntıya başvuruyor olması nedeniyle bir önyargı oluşturmuyor değil. Ancak okundukça gerçekliğin ve özellikle parçalar halinde bildiklerimizin bütünsel bir olgu olarak karşımıza çıkması bu önyargıyı bir çırpıda kenara atıveriyor.

Özellikle iktidar ve yöneticilerinin sık sık vurgu yaptığı terör, mücadele, beka vb. gibi kavramların bir anlamda nasıl da boş argümanlara dönüştüğünü yapmış olduğunuz okumada daha net anlayabiliyorsunuz. Örneğin FETÖ belasından hiç ama hiç ders çıkartmamış veya çıkartmak istememiş bir pratik sürecin yeni belaları adeta örgütleyen bir tarzda hareket ediyor oluşunu görmek kaygı penceremizi aralıyor. Kitapta, 15 Temmuz sonrası devlete sızan cemaat ve tarikatların köşe başlarını nasıl tuttuğu isim isim, kurum kurum anlatılıyor.

Cemaatlere ilişkin mürşitler, hocalar sisteminin devletin ve kanunun üzerinde nasıl yer alabildiğini görmek bir yana, erk eliyle adeta ayrıcalıklılar olarak görülen cemaatlerin bir yandan da erkin büyü ve rabıta safsatalarıyla siyasal perspektif oluşturacak denli çılgınlaşabilmelerine neden olabiliyor. Her ne kadar tarihsel olarak arada uzun bir süreç olsa da kitapta yer alan bazı anekdotlar, aklımıza Rus Çarı’nın Rasputin ile ilişkisini getirmiyor değil. Dolayısıyla verili anekdotları okurken hayretle öfke arasında gidip geliyorsunuz.

Kitapta yer alan ve aslında içeriğini oluşturan en önemli vurgu ise giderek güçlenen metastazik örgütlenmelerin aslında ne denli bir çöküşü beraberinde getirdiğine işaret ediyor oluşu. Nasıl mı? “Tahliye ettiği FETÖ şüphelisi işadamlarını tutuklatan savcıya ‘FETÖ’cü’diyen hâkimi, FETÖ soruşturmasında rüşvet aldığını ortaya çıkaran başsavcının ‘rüşvet alan bir FETÖ’cü’ olduğunu iddia ettikten sonra tutuklayan hâkim, FETÖ’den tutuklandı.” Bu haber başlığı kesinlikle bir bilmece kitabının içerisinden seçilmiş bir şaşırtmaca değil! Aksine artık bir ticari faaliyet alanı haline gelmiş olan bir hukuksal olay. Vakanın içeriği net anlamıyla FETÖ’den sonra yargı makamlarının işgalinin durumu ve boyutudur.

FETÖ’den yargılanan işadamlarını serbest bırakmak için nasıl rüşvet pazarlığı yapıldığı, suçüstü tutanakları ve rüşvetçilerin nasıl yargılandığı, yargılayanların durumu, yargıda ve sağlık sisteminde FETÖ’nün yerine geçmeye çalışan tarikatlara, 2018’de yasalar değiştirilerek sunulan imkânların boyutu ise çöküşün boyutlarını ifade eden olayların sadece belli başlıları.

İlerleyen süreçlerde adeta akademilerde okutulacak dersler niteliğinde olan çalışma her ne kadar kısa bir tarihsel özeti içinde barındırıyorsa da bir yanıyla uzun tarihsel süreçlerin tekabül ettiği sonuçları da gözler önüne seriyor. Üstelik bunu yaparken ülkenin önemli bir birikimi olan gazetecilik serüvenini devam ettiriyor.

Metastaz, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu, Kırmızı Kedi, 2019, 264 s.