Ana sayfa Bilim Gündemi Amerikan yerlilerinin kökeninin kayıp halkası: Sibiryalı süt dişleri

Amerikan yerlilerinin kökeninin kayıp halkası: Sibiryalı süt dişleri

843
PAYLAŞ

Çeviren: Temmuz Güner

Kuzeydoğu Sibirya’da bulunan bir arkeolojik bölgenin alt katmanlarında iki çocuğun gömülü şekilde bulunan süt dişleri, daha önce varlığı bilinmeyen bir insan grubunun son buzul çağında orada yaşadığını ortaya koydu.

Bu keşif aynı zamanda Sibirya’da başka bir arkeolojik bölgede bulunan10 bin yıllık insan kalıntılarının Amerika’nın yerlileriyle akraba olduğunu keşfeden daha geniş bir araştırmanın parçasıydı. Bu, ABD dışındaki bir bölgede bu kadar yakın genetik bağların keşfedildiği ilk çalışmaydı.

Uluslararası nitelikteki biliminsanları ekibi,  St. John’s Koleji ve Cambridge Üniversitesi’nde görevli olan ve aynı zamanda Kopenhag Üniversitesi Lundebeck Vakfı GeoGenetik Merkezi direktörü Eske Willerslev tarafından yönetildi. Ekip yeni keşfettikleri insan grubuna “Antik Kuzey Sibiryalılar” adını verdi ve bu insanların varlığını “insanlık tarihinin önemli bir parçası” olarak niteledi.

Yana Nehri yakınlarındaki arkeolojik bölge. Arkeolog Alla Mashezerskaya 31 bin yıllık süt dişlerinin bulunduğu nesneleri haritalandırırken. (fotoğraf: Elena Pavlova)

DNA, Rusya’da Yana nehri yakınlarında büyük bir arkeolojik bölgede bulunan iki süt dişinden elde edildi. Yana Rhinoceros Horn Site (RHS) olarak bilinen bu arkeolojik bölge 2001’de bulunmuştu ve 2500’den fazla hayvan kemiği ve fildişi örneğiyle beraber taştan aletler ve insan yerleşimine dair kanıtlar barındırmaktaydı.

Keşif 5 Haziran 2019’da doğayla ilgili daha geniş bir araştırmanın parçası olarak yayımlandı ve Antik Kuzey Sibiryalıların 31 bin yıl önce çok sert koşullarla mücadele etiklerini ve tüylü mamut, tüylü gergedan ve bizon avlayarak hayatta kaldıklarını ortaya koydu.

Profesör Willerslev: “Bu insanlar insanlık tarihinin önemli bir parçasıydı, günümüz Asyalıları ve Avrupalıların atalarıyla yaklaşık olarak aynı dönemde yaşadılar. Ve bir noktada kuzey yarımkürenin geniş bölgelerine yayılmış olmaları muhtemel.”

Araştırmanın ilk yazarı Lundebeck Vakfı GeoGenetik Merkezi’nden Dr. Martin Sikora: “Ekstrem ortamlara çok hızlı bir şekilde adapte olabiliyorlardı ve yüksek derecede mobillerdi. Bu buluşlar Kuzeydoğu Sibirya’nın demografik geçmişi, hatta insan göçünün geneli hakkında bildiğimiz birçok şeyi değiştirdi.” şeklinde bir eklemede bulundu.

Antik Sibiryalının keşfine vesile olan 31 bin yıllık süt dişleri.

Araştırmacıların tahminlerine göre bölgede nüfus yaklaşık kırk kişiydi. Bunlar yaklaşık 500 kişilik daha geniş bir topluluğun parçasıydılar. Süt dişlerinin genetik incelemesinde, iki bireyde de dönemin azalan Neandertal nüfusunda görülen akrabalar arası üremeye dair herhangi bir kanıt bulunamadı.

Dönemin kompleks nüfus dinamiği ve diğer antik ve yakın zamanda yaşamış insan gruplarıyla yapılan genetik karşılaştırmalar, Kuzey Sibirya ve Orta Rusya’da antik arkeolojik bölgelerde bulunan 34 insan genomunu analiz eden daha geniş bir araştırmanın parçası olarak belgelenmekteydi.

İsviçre Bern Üniversitesi’nden Profesör Laurent Excoffier: “Söz konusu Antik Kuzey Sibiryalıların Asyalılardan ziyade Avrupalılara daha yakın oldukları ve Avrupalılarla Asyalıların ayrımından kısa bir süre sonra Batı Avrasya’dan göç ettikleri anlaşılıyor.” dedi.

Biliminsanları, Antik Kuzey Sibiryalıların günümüzde Kuzey Avrasya ve Amerika kıtalarının geniş alanlarına yerleşmiş insanların mozaik genetik oluşumunu ortaya koyduğunu keşfederek Amerika yerlilerinin soyunun anlaşılmasındaki eksik parçayı ortaya çıkardılar.

İnsanların Amerika kıtasına, Sibirya’dan Alaska’ya, son buzul çağında sular altında kalan Bering Boğazı’nı geçen bir kara köprüsü üzerinden geldikleri geniş kabul görmektedir. Araştırmacılar bu ataların bazılarını Antik Kuzey Sibiryalılarla karışmış Asyalı insan grupları şeklinde saptamayı başardılar.

Makalenin yazarlarından Dallas Kuzey Metodist Üniversitesi’nden Profesör David Meltzer: “Son buzul çağının doruk noktasında gerçekleşen nüfus izolasyonu ve karışımıyla ilgili ve asıl olarak günümüz Amerika kıtası yerlilerinin ataları olarak ortaya çıkacak kişilerin soyları hakkında önemli bilgi sahibi olduk.’’ diye açıklamada bulundu.

Yana Nehri yakınlarındaki arkeolojik bölgede bulunan, bir kafa bandının veya saç aksesuarının fildişi parçası. (fotoğraf: Elena Pavlova)

Bu keşfin temeli Sibirya’da Kolyma Nehri yakınlarında bulunan 10 bin yıllık erkek kalıntılarının DNA analizine dayanıyordu. Bu birey, soyunu Amerikan yerlilerininkine çok yakın olan bir Antik Kuzey Sibiryalı DNA’sı ve Doğu Asyalı DNA’sı karışımından alıyor. Bu aynı zamanda Amerika yerlileriyle bu kadar yakın akrabalığı olan kalıntıların ABD dışında bulunduğu ilk keşif.

Profesör Willerslev şöyle diyor: “Kalıntılar genetik olarak Paleo-Sibiryalı dilleri konuşanların atalarına ve Amerika yerlilerinin atalarına çok yakın. Paleo-Sibiryalılarda ve Amerikan yerlilerinde Kolyma imzasını görebildiğimizden dolayı, bu Amerikan yerlilerinin soyunu anlamamızı sağlayacak yapbozda önemli bir parçayı temsil ediyor. Bu birey Amerikan yerlilerinin soyunun kayıp parçası.’’

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/06/190605133524.htm