Ana sayfa Bilim Öyküleri Nazım Hikmet faşizmin bilim anlayışını nasıl eleştirmişti?

Nazım Hikmet faşizmin bilim anlayışını nasıl eleştirmişti?

2173
PAYLAŞ

Derleyen: Ender Helvacıoğlu

Büyük ozanımız Nazım Hikmet’in politik ve kuramsal konuları ele aldığı yazıları da vardır. Örneğin 1936 yılında, tam da Nazizm’in Almanya’da yükselişe geçtiği dönemde yayımlanan “Alman Faşizmi ve Irkçılığı” başlıklı bir kitabı (Kader Basımevi) bulunur.

Nazım Hikmet kitabında tarih boyunca ortaya atılmış ırk kuramlarını ele alır ve esas olarak faşizmin ideologların tezlerinin eleştirisine yoğunlaşır. Kitabın bilim-faşizm ilişkisini ele aldığı bölüm çarpıcıdır.

Hikmet, ilerici olduğu dönemde materyalizme meyleden ve bilimi geliştiren burjuvazinin, iktidarı aldıktan sonra yeniden idealizme döndüğünü açıkladıktan sonra Alman faşistlerinin bilime yaklaşımını ele alır. Yazının üslubuna dokunmadan bazı sözcüklerin günümüz Türkçesindeki karşılıklarını vererek aktarıyoruz:

“Her bilimsel düşüncenin temeli olan nedensellik (causalite) prensibini reddederek sun’i irrasyonalizm devrini açan Nietzsche’dir.

“Fakat Spengler ondan daha ileri gitti. Ona göre sebep-sonuç ilişkisi insan düşüncesinin icat ettiği kategorilerden başka bir şey değildir. Splenger’e göre tarih “sebepsiz” akıp gider. Ve bundan dolayı da tarihi tetkik etmek bilimsel değil, şairane bir uğraştır.

“Faşist ideologlar ‘her çeşit ilmi safrayı’ kaldırıp atıyorlar. Onların sığındıkları kavramlar ‘bütünlük’, ‘mistik sentez’, ‘ruh’ ve ‘ırk’tır.

“Rosenberg’e göre nesnel gerçek yoktur. Bilimlerin objektif gerçekler bulmak için çabalamaları boşunadır. Çünkü: ‘Bir ırkın idrak edebileceği en yüksek bilgi, onun ilk dini mitlerinde tamamen saklıdır.’ (Rosenberg)

“Mesele ortada. Her kavmin kendine has bir alemi vardır, tıpkı kendine has burnu, saçı, endamı olduğu gibi?!.. Ve demek oluyor ki insanların düşüncelerinde ‘Âdemle Havva’ devrinden beri hiçbir değişiklik olmamıştır ve bundan yirmi otuz asır önce İskandinavya’da yaşayan Tötonlar, Hitler’in Nasyonal-Sosyalizmine âşinaydılar; nasıl ki, aynı asırların Semitleri de Marksist’tiler?. Bundan dolayı da felsefenin işi şudur:

“‘Tarihte görülen bütün felsefeler ancak hayati gayeleriyle ve bazı ırkların görüşleriyle ilişkili olarak anlaşılabilir… Bir kavimde kökeninde bulunan ve bundan ötürü onun için hayırlı olduğundan dolayı o kavmin en tabii bir ifadesi olan bir (felsefe), cevheri başka olan bir kavim için büyük bir tehlike olabilir ve hatta onun ölümüne sebebiyet verebilir.’ (Hitler)

“Anlaşıldı ya! Sebebiyet denen nesne kapı dışarı! Her memleket ve her kavim için geçerli olabilen bir bilim, mantık, felsefe yoktur. Yahudi bir kimyagerin bulduğu bir ilaç, arî bir Almanı öldürebilir. Tabii bunun aksi de doğru oluyor. Şöyle böyle assiroid olan bir Einstein’ın ispat ettiği bir “nesne” bir nordik için baştanbaşa yalan ve yanlıştır.

“‘Bizim içimizde en mükemmel ifadelerini bulmak için mücadele eden kuvvet ve mit ret ve inkâr edilemez.’ (Rosenberg)

“Kahrolsun bilim. Yaşasın red ve inkâr edilemeyen mitoloji!

“İşte iki ayağı birden çukura giren ve son nefesini vermemek için çabalayan bir sömürücü sınıfın ‘fikrî’ seviyesi. Halbuki o, gençliğinde, Hegel’in ağzıyla ilan etmişti ki:

“‘Aklın doğru çıkaramadığı her hangi bir şeyi kabul etmemekte gösterilen inat, insana şeref veren mükemmel bir inattır.’

“Bugün ise o sınıf: ‘yalnız felsefe değil ilim de iflas etmiştir’ diyor ve şiarı şöyle oluyor: ‘Barbarlık devrine dönelim!’ (Blank).

Kapitalizmin filozofları artık dünyayı izah edemedikleri için, onlara göre, ilim ‘iflas’ etmiştir. Fakat bu ‘iflas’ sözünü her sahada ciddiye almamak lazım. Kapitalizm, harp işlerinde bilimi pekâlâ kullanıyor. Bugün hiçbir muharebe bilimin yardımı olmaksızın yapılamaz. Yalnız, muhakkak olan bir şey varsa o da tekelci kapitalizmin üretim şartlarının, her nevi gelişmeye mani olan bir duvar haline geldikleridir.

“‘İlim iflas etti!’

“Burjuva cemiyetinin faşizm yoluyla ‘rönesansı’ bizzat bu cemiyetin gençliğinde biriktirdiği kültür mirasını ret ve inkâr etmesi demektir. O can çekişirken, kendi yarattıklarını, artık bütün insanların malı olan ve tarihe bu sıfatla giren şeyleri itmekte, tekmelemektedir.

“Bu mirası almak proletaryaya düşer!”