Ana sayfa Sorularla Bilim İlk soyut düşünce kavramı ve simgesel anlatım ne zaman ortaya çıktı?

İlk soyut düşünce kavramı ve simgesel anlatım ne zaman ortaya çıktı?

636
PAYLAŞ

Arkaik anatomik görünümlü insan çizgisinden modern insan tipine dönüşüm süreci modern davranış örüntüsünün doğuşuyla paralellik gösterir. Özellikle soyut düşünce kavramı ile simgesel anlatım olarak bildiğimiz yeni davranış örüntüsü, insanlık tarihinde önemli bir dönemecin başlangıcı oldu. Arkeolojik bulgular bu kritik dönüşümün Afrika’dan çıkmadan çok önce olduğunu göstermeketedir. İster yavaş yavaş (120 bin-50 binyıl öncesi arasında), isterse hızlı ve ani bir değişimle (50 binyıl önesinde) ortaya çıksın, uzun vadede giderek önemli sosyoekonomik, teknolojik ve demografik gelişmeler şeklinde kendini yansıtan bu modern davranış örüntüsü belki de Afrika dışında yeni dünyalara sapiens insan topluluklarının yayılmasında temel itici güç olmuştur. Fas, Etyopya, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Güney Afrika’da bulunan deniz yumuşakçalarının kabuklarından yapılmış boncuklar, kırmızı boyalı süs eşyaları ya da kemik ve boynuzdan yapılma çentikli zıpkınlar modern davranış örüntüsünü simgeleyen soyut düşünce ve simgesel anlatımın en güçlü kanıtları ve aynı zamanda bilinen en eski örnekleri olarak kabul edilmektedir. O halde, modern insanı çağrıştıran en eski fosillerle, modern davranış örüntüsünün en eski arkeolojik kanıtları şimdilik Afrika’dan gelmektedir. Yapılan son radyometrik tarihlemeler modern düşünce yapısının zamanımızdan aşağı yukarı 80 binyıl önce yeşerdiğine işaret etmektedir.

Modern insanın anatomisine sahip Kromanyon ve çağdaşları, geliştirdikleri teknolojik ürünler sayesinde her tür iklime çok iyi uyum sağladılar.

127 binyıl öncesine giden bazı buluntuların tarihlemesi ise şimdilik tartışmalı gibi görünmektedir. Modern insanın anatomisine sahip Kromanyon ve çağdaşları, geliştirdikleri teknolojik ürünler sayesinde her tür iklime çok iyi uyum sağladılar. Modern görünümlü üst yontma taş çağı avcı ve toplayıcıları 25 binyıllık bir süre içerisinde kültürlerini Atlantik’ten Ural Dağları’na, Baltık Denizi’nden Akdeniz’e kadar yaydılar . Üst yontma taş çağı kendi içinde perigordiyen (ZÖ 35-23 bin arası), orinyasiyen (ZÖ 35-20 bin arası), solütreyen (ZÖ 20- 17 bin arası) ve magdalenyen (ZÖ 17- 12 bin arası) olarak adlandırılan çeşitli kültür evrelerine ayrılır.

Avrupa’da gelişen Perigordiyen, Neandertal’in yarattığı musteriyen kültürden izler taşır. Bu kültür çağının ilerlemiş evresinde burin adı verilen taş aletlerin, olanca çeşitliliği içinde üretildiğini görüyoruz. Zamanımızdan önce 36-30 bin arası ile tarihlenen orinyasiyen ise Avrupa’ya yabancı bir kültürdü, dışarıdan geldi. Bu kültür evresinde burin, dilgi, kazıyıcı, kemikten yapılma kargı, mızrak gibi aletleri ve silahları buluyoruz. Perigordiyen ve orinyasiyen endüstrileri birbirlerinden bağımsız olarak evrimleşti. Solütreyen kültürü defne ya da söğüt yaprağı biçiminde yontularak hazırlanan, çok büyük ustalık gerektiren taş aletlerle tanınır. Adını Fransa’daki Solütre Köyü’nden alır. 1971 yazında bu bölgede yaptığımız kazılarda bu tür aletlere çok sayıda rastladık. Aslında bunların ne amaçla üretildiği tam olarak bilinmiyor. O devirde insanların kullandığı bir çeşit para mıydı? Simgesel bir anlamı mı vardı? Solütreyen insanı ok ve yayı da buldu. Würm buzulunun III. ve IV. ara evrelerine eş düşen üst yontma taş çağının son kültür evresi magdalenyende ise aletler daha da çeşitlendi; burinlerin papağan gagası biçiminde olanları, çok çeşitli işler için öngörülen mikroburinler, yıldız biçiminde çok taraflı deliciler, trapez uçlar magdalenyen insanının alet çantasına girdi.  Bazı araştırıcılar magdalanyen insanının, keskin kenarlı dilgi aletleri orak gibi kullanarak yabani tahılları biçtiğini, bu tahılların tanelerini ise taş dibeklerde ezip yediğini kazılardan elde edilen bilgilere dayanarak ileri sürmektedir. Üst yontma taş çağı genelinde tam 92 tip taş alet tespit edildi. Fildişi veya kemikten üretilen olta ve zıpkın ilk kez bu çağda karşımıza çıkar. Kaburgadan ateş küreğini, ren geyiği boynuzundan kazmayı, hatta su bardağını, kuş kemiğinden tüp şeklinde boya kaplarını ilk kez bu atalarımız yaptı. Derileri kazımak için mamutun azı dişinden yararlandılar. Magdalanyen terzileri mamut ya da gergedanın kürek kemiğini tabla gibi kullanarak üzerinde deri kestiler.

Solütreyen insanı ok ve yayı da buldu. Würm buzulunun III. ve IV. ara evrelerine eş düşen üst yontma taş çağının son kültür evresi magdalenyende ise aletler daha da çeşitlendi; burinlerin papağan gagası biçiminde olanları, çok çeşitli işler için öngörülen mikroburinler, yıldız biçiminde çok taraflı deliciler, trapez uçlar magdalenyen insanının alet çantasına girdi.

Üst yontma taş çağı insanları kemiği, boynuzu, fildişini, deriyi, ağaç ya da yumuşak taşları işleyebilecek aletler geliştirdiler. Taş endüstrisinde dilgi adı verdiğimiz yeni bir teknik icat ettiler. Dilgi, önceden hazırlanmış olan bir çakmaktaşı ya da obsidiyen yumrusundan özel tekniklerle elde edilir. Bir dilgi, genişliğinden en az iki kat daha uzundur. Üst yontma taş çağında alet üretiminde giderek etkinleşen bir standartlaşmaya tanık oluyoruz. Bu çağda alet yapan aletler imal edildi. Ekolojik koşullara ve ekonomik faaliyetlere göre değişik türde aletler yapıldı. Solütreyen kültürünün sonlarına doğru, bir başka deyişle zamanımızdan 17 binyıl önce dikiş iğnesini buluyoruz. Atların bilek kemiklerinden, kuşların bacak kemiklerinden ya da fildişinden yontularak yapılan iğneler 2 cm ile 10 cm arasında değişiyordu. Magdalanyende bu iğneler giderek arttı. Herhalde zamanla soğuyan iklim karşısında giyinme ön plana çıkınca iğneye de daha fazla iş düştü. İnsanoğlu balık avlamak amacıyla kemikten ya da boynuzdan tek ve iki sıralı zıpkını icat etti. Würm buzulunun ikinci yarısından itibaren daha da soğuyan ve sertleşen iklime bağlı olarak step ve tundra alanları yaygınlaştı. Buzul çağını simgeleyen ren geyiği, mavi tilki, step atı ve mağara ayısı gibi hayvan türleri İspanya, İtalya içlerine kadar sokuldu. Örneğin Sayga antilopu Orta Asya’yı simgelese de, biz onu magdalanyen kültür çağında Fransa’da görüyoruz. Bu geniş alanlarda hızla hareket eden hayvanları avlamak için uzaktan fırlatılabilecek etkin silahlar gerekliydi. Aslında üretilen hep av aleti olmadı; ok, mızrak vb. aletler sadece hayvanları avlamak için yapılmadı; bu silahlarla aynı zamanda savaşıldı. Çünkü çatışma ve kavga insanla hep varoldu.

Kaynak: Metin Özbek, 50 Soruda İnsanın Tarih Öncesi Evrimi, Bilim ve Gelecek Kitaplığı, 4. Baskı Nisan 2015, s.153-156.