Ana sayfa Sorularla Bilim Arkeoloji nedir? Ne değildir?

Arkeoloji nedir? Ne değildir?

303
PAYLAŞ

Arkeoloji bir düşünce sistemimidir?
Geçmiş yaşanmıştır, bitmiştir ve değiştirilemez. Arkeoloji bu süreci sorduğu sorularla irdeler ve bu soruların türüne göre yorumlar. Bu nedenle soruya bağlı olarak ortaya çıkan yorum, her seferinde bir diğerinden farklı olacaktır. Arkeolog bir bilim insanı olduğuna göre, sorduğu sorular da içinde bulunduğu bilimsel ortamın yansımasıdır. Bilim ya da bilimsel düşünce bir bütündür ve bulunduğu çağı yansıtır; o çağın kurgusu başta felsefe, sosyoloji, edebiyat ya da sanat gibi her alana özgün damgasını vurduğu gibi, arkeoloji ve antropoloji gibi dallar da dönemin düşünsel akımlarının dışında kalamaz. Diğer bütün bilim dallarında olduğu gibi arkeoloğun da geçmişe sorduğu, yanıtını aradığı sorular, döneminin bakış açısının yansımasıdır. Örneğin 20. yüzyılın başları, belirli dogmaların, sebep-sonuç ilişkisine dayalı tek doğrulu çözümlerin düşünce sistemine baskın olarak yerleştiği bir dönemdir. Bu dönemde ister liberal, ister Marksist, ister geleneksel düşünce sistemi içinde yer alsın, diğer bilim dallarında olduğu gibi arkeolojide de belirli bir nedene dayalı sonuçlar kurgulamaya çalışılmıştır. Örneğin belirli bir düşünce sistemine bağlı araştırmacılar uygarlığın gelişimini ırksal yapıya, başka bir düşünce sistemini benimseyen araştırmacılar da uygun doğal çevre koşullarına, ekonomik yapıya ya da göçe dayalı kültürel ilişkilerin yoğunluğuna dayandırmaya çalışmışlardır. Ancak yukarıda değindiğimiz gibi, hangi açıdan, hangi kaygılar ya da politik öngörülerle farklı yorumlanırsa yorumlansın; geçmiş bitmiş bir süreçtir, değişmez.

Arkeoloji, çağdaş bir bakış açısının gereği olarak, toplumun düşünce sistemini zenginleştiren, geliştiren ve boyut kazandıran bir bilim dalıdır.

Geleneksel düşünce sisteminde geçmiş sığdır; kişilerin geçmişleri ancak birkaç kuşak öncesine giden kişisel bellek ile sınırlıdır, daha eski olanlar ise parçası oldukları geleneksel toplumun belleğini oluşturan söylence ve efsanelere dayanır. Bu nedenle geleneksel topluluklarda değişen geçmiş, ancak kişisel belleğin derinliği kadardır. Daha önce de değindiğimiz gibi, arkeolojinin düşünce sistemine en önemli katkısı, yaratılmış ve yaratıldıktan sonra değişmeyen durağan bir geçmişin yerine, sürekli olarak değişen, evrim geçiren bir geçmişi koymuş olmasıdır. Derinliği olan zaman boyutu ve sürekli değişim, geçmişe hangi görüşlere dayalı olarak soru sorarsak soralım, ne tür yorumlar yaparsak yapalım, arkeolojinin düşünce sisteminin temelini oluşturur. Bu nedenle arkeoloji, çağdaş düşünce sisteminin oluşmasını sağlayan temel taşlardan biridir.

Her bilim dalında olduğu gibi, arkeolojide de bilginin artmasıyla bağlantılı olarak belirli bir ayrıntı üzerinde yoğunlaşan uzmanlık alanları ortaya çıkmaktadır. Arkeolojinin temel kurgusu maddi kalıntılar olduğu için, uzmanlaşma arttıkça belirli bir buluntu türünün dökümü ve analizi kaygısı, düşünce sisteminin geliştirilmesinin önüne geçmektedir. Örneğin belirli bir kap türü ya da belirli bir dönemin heykelleri üzerinde uzmanlaşan bir bilim insanı, giderek geçmişi uzmanlaştığı malzemenin ayrıntısı düzeyinde görmeye başlamaktadır. Kuşkusuz bu tür ayrıntılar büyük bir yapbozun parçalarının bir araya getirilmesi gibi gerekli olan verilerdir. Ancak tüm bu uğraşıların içinde neden arkeoloji yaptığımız ve ortaya çıkan sonuçların düşünce sistemimize ne kattığı, neyi etkilediği de göz ardı edilmemelidir.

Kendi uzmanlık alanının gereği olan ayrıntılar içinde boğulmuş olan arkeoloğun çabası, yukarıda değinildiği gibi, yapbozun temsil ettiği resmin tamamlanmasına yöneliktir. Bu doğrudan doğruya arkeolojinin “hamallık” olarak da tanımlanabilecek sürecidir. Buna karşılık ayrıntılardan süzülmüş olan bilginin yansıması, birey ve toplumun düşünce sisteminin zenginleşmesi, derinlik kazanması ve yaşadığı ortamı doğru bir şekilde algılaması kazanımını sağlayacaktır. Bu nedenle arkeoloji, çağdaş bir bakış açısının gereği olarak, toplumun düşünce sistemini zenginleştiren, geliştiren ve boyut kazandıran bir bilim dalıdır.

Arkeoloji ne değildir?
Toplumun gözünde arkeoloji, gizemli serüvenlerle özdeşleşmiştir ve zengin bir hazine gibi değerli nesneleri bulma çabasında olan bir uğraşıdır. Bu nedenle genellikle kazı mevsiminin sonunda arkeologlara “Buldunuz mu” ya da “Hâlâ bulamadınız mı? Aradığınızın yerini gösteren bir işaret, bir harita yok mu elinizde?” gibi sorular sorulmaktadır. Oysa yukarıda arkeolojinin tanımında değinildiği gibi, arkeoloji belirli bir nesneyi değil, bir süreci ya da kültürel oluşumu ortaya çıkarmaya çalışan bir bilim dalıdır. Bunun gerçekleşmesi için de, bir yapbozun parçalarını bir araya getirmek gibi uzun soluklu, her ayrıntıyı değerlendirip analizini yapan bir çalışma gerekir ve ancak birçok ekibin farklı yerlerde yaptığı kazılarda elde edilen sonuçların karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesiyle bir sonuç elde edilebilir. Dolayısıyla arkeoloji, parasal değeri olan nesneleri arayanların yaptığı gibi “definecilik” değildir. Bulunduğu kültürel ortamdan tekil olarak kopartılmış nesneleri toplayan “koleksiyonculuk” da değildir. Bunun ötesinde arkeoloji, birçok sinema filminde yansıtıldığı gibi, yerin altında karanlık dehlizlerde gizemli sırları çözmeye çalışan gerilim ve maceralarla dolu bir uğraşı da değildir.

Arkeoloji bir bilimdir, geçmişi anlamamızı sağlayarak düşünce sistemini zenginleştiren bir zaman laboratuvarıdır.

Arkeoloji bir bilimdir, geçmişi anlamamızı sağlayarak düşünce sistemini zenginleştiren bir zaman laboratuvarıdır. Arkeoloji sözcüğü dilimize “kazıbilim” olarak çevrilmiştir. Oysa arkeolojinin amacı kazı yapmak değildir. Kazı, arkeoloğun gerekli verileri elde edebilmek için kullandığı bir yöntemdir yalnızca. Bir biyolog ya da kimyacı için mikroskop neyse, arkeoloji için de kazı aynı anlamı taşır. Arkeolojik çalışmaların çoğu, kentlinin alışık olmadığı kırsal ortamlarda, farklı coğrafyalarda gerçekleştirilir. Arkeologların sürekli olarak, kentliye çok aykırı gelen ortamlarda dolaşması ve bu sırada üstesinden gelmesi gereken zorluklarla karşılaşması, toplumun gözünde farklı algılamalara yol açmaktadır. Arkeolojiyi topluma yansıtan belgeseller de, çoğu kez arkeolojinin bilimsel üretim sürecini değil, uygulamasını “çarpıcılık” süzgecinden geçirerek ele almakta ve bu nedenle arkeoloji, çoğu kişi tarafından gizemli, macera dolu ve neredeyse ruhlar âlemiyle bağlantı kurmuş bir alan olarak görülmektedir. Bir diğer yanlış yansıma da arkeologların, görsel güzelliği ya da değeri olan bir nesneyi elde edebilmek için bilgiyi yok eden defineci ve antikacılarla karıştırılmasıdır. Oysa arkeoloji ile definecilik ve antikacılık birbirlerinin uzlaşmaz karşıtlarıdır.

Kaynak: Mehmet Özdoğan, 50 Soruda Arkeoloji, Bilim ve Gelecek Kitaplığı, Mayıs 2011, s.28-30