Ana sayfa Bilim Gündemi Ağrı deyip geçmeyin, bizi mikroplarla savaşa hazırlıyor!

Ağrı deyip geçmeyin, bizi mikroplarla savaşa hazırlıyor!

507
PAYLAŞ

Çeviren: Merve Şentürk

Kendinizi çimdikleyin. Eğer acı duyuyorsanız, bu cildinizdeki özel sinir uçları sayesinde. Pittsburgh Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki araştırmacılar, ağrı algılayıcı sinirlerin de cilt enfeksiyonlarıyla savaştığını ve yayılmasının önlenmesine yardımcı olduğunu göstererek, yeni bir bağışıklık sisteminin varlığını düşündüren şaşırtıcı bir keşif yaptılar. Farelerde yapılan çalışmalara dayanılarak elde edilen bulgular Cell dergisinde yayımlandı.

Pittsburgh Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde dermatoloji ve immünoloji profesörü ve çalışmanın başyazarı olan Daniel Kaplan, “Bu ağrı algılayıcı sinirler patojenleri algılayabilir. Ayrıca ilk defa, bir bağışıklık tepkisi başlattıklarını ve enfeksiyona yakın bölgelere koruyucu bağışıklık sinyalleri gönderdiklerini saptadık. Bu, bağışıklık ve sinir sistemlerinin vücut savunması için sinerjik olarak çalıştığını gösteriyor. Bu bulgular ayrıca sedef hastalığı gibi otoimmün cilt hastalıklarına daha spesifik tedaviler geliştirmek için önemli sonuçlara sahip olabilir” dedi.

“Bu yeni bağışıklık tipini anlamakla, belirli dokularda aşırı otoimmün enflamasyonu seçici bir şekilde baskılayabilecek ilaçlar geliştirebilir mi?”

10 yıl öncesine kadar, ağrının vücudumuzun bir uyarıcıdan uzak durmamızı söylemek ya da yaralanma gibi işleyişle ilgili bir sorunu işaret etmek için geliştirdiği bir yol olduğu düşünülüyordu. Ancak yakın zamanda, araştırmacılar ağrının bazı patojenlere karşı bağışıklıkta önemli bir rol oynayabileceğini gösterdiler.

Çalışmada, Kaplan ve Kaplan’ın laboratuvarında doktora öğrencisi olan ilk yazar Jonathan Cohen, aynı üniversitede nörobiyoloji profesörü ve ağrı uzmanları olan Kathy Albers ve Brian Davis ile işbirliği yaparak, ciltteki ağrı algılayıcı nöronların mavi ışıkla aktifleştirilebilecekleri bir optogenetik fare modeli geliştirdiler (Optogenetik, ışık sayesinde ve genetik yardımıyla beyin hücrelerini araştıran yeni gelişmekte olan bir bilim dalıdır. Genleriyle oynanmış hücrelerin ışık ile davranışlarının kontrol edilmesini içerir).

İlkönce, sadece bu nöronları aktifleştirmenin, bölgeye farklı tipteki bağışıklık hücrelerinin toplanmasını sağlayan CGRP adı verilen küçük bir protein salgıladığını gösterdiler. Bu durum cilt patojenlerini kendi başlarına tespit eden nöronların, nöbetçi bağışıklık hücreleri başlatmadan önce bile bir bağışıklık tepkisi başlattığını gösterdi.

Daha sonra aynı fare modelinde, hayvanları, ya yaygın adıyla pamukçuk olarak bilinen, kandidiyaza neden olan bir mantar türü olan Candida albicans ya da belirli koşullar altında ölümcül olabilen yaygın bir bakteri olan Staphylococcs aureus ile enfekte ettiler.
Araştırmacılar bir dizi zekice deneyle, mantar cildin bir yerine bulaştığında, sinirlerin bunu tespit etmesinin ve enfeksiyonla savaşmak için bir bağışıklık tepkisi başlatmasının yanı sıra omuriliğe doğru bir sinyal gönderdiğini, optogenetik ve kimyasal sinir engelleyicileri kullanarak gösterdiler. Ayrıca bu sinyaller daha sonra, bağışıklık sistemini savunmak ve enfeksiyonun yayılmasını önlemek için enfeksiyon çevresindeki cilt bölgelerine geri dönüyorlardı. Araştırmacılar bu yeni sinir odaklı koruyucu mekanizmaya “erken bağışıklık” (“anticipatory immunity”) adını verdiler.

Kaplan araştırmalarının uzun vadeli sonuçlarıyla ilgili olarak şunları söylüyor: “Bağışıklık hücrelerinin aynı işlevi görmesi saatlerce ya da günlerce sürerken, sinir sisteminin dahil olmasının avantajı, bir alana, milisaniyelerle sınırlı bir süre içinde bilgi yayabilmesidir. Bulguların insanlara nasıl aktarılacağı belirsizliğini korurken, cilt veya bağırsak gibi bariyer dokularının otoimmün hastalıkları için ilginç etkileri olduğu da biliniyor. Bu yeni bağışıklık tipini anlamak, belirli dokularda aşırı otoimmün enflamasyonu seçici bir şekilde baskılayabilecek ilaçlar geliştirilebilir mi, böylece tüm vücudu etkileyen geniş bir bağışıklık baskılayıcı ilaç kullanımı kaynaklı olumsuz yan etkilerden kaçınılabilir mi gibi soruları gündeme getiriyor.”

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/07/190725150948.htm