Ana sayfa 188. Sayı Manzaralar: Umudu dürten denemeler

Manzaralar: Umudu dürten denemeler

77
PAYLAŞ

Barış Kapukıran

Yazı yazmayı her zaman devrimci bir eylem olarak gören John Berger’in düşüncelerini şekillendiren bireylerden, yoldaşlardan, sanatçılardan, köylerden, köylülerden, işçilerden, sanatçılardan, mekânlardan söz ettiği yazılarının bir araya getirildiği kitap Manzaralar.

Frederick Antal’ı anlattığı denemesinde onun iyimserliğinden bahseder. Batı kültürünün çürüyüşünü tüm boyutlarıyla görebilmesine rağmen anlamsızlığın ve umutsuzluğun kol gezdiği, herkesin çılgınca kendini kanıtlamak için çabaladığı bir çağda, onun entelektüel açıdan hep sakin kaldığını söyler.

Max Rapael’i tanımlarken şu cümleleri kurar: “Kimileri karşı karşıya kaldığı şeyden nefret ettiği için mücadele eder, hayatlarını enine boyuna tartmış başkalarıysa varlıklarına anlam vermek arzusuyla. İkincilerin mücadelesi daha sebatkârdır. Max Raphael, ikinci türün seçkin bir örneğidir.” Sanatın alternatif bir gerçeklik önerme yetisinin artık bir nesneyi -iyi kötü- tasarlama yetisine indirgendiği bir çağda “İdealle gerçek arasındaki kaçınılmaz uçurum ne kadar derin olursa halihazırdaki dünyanın neden böyle olduğu, bu hale nasıl geldiği sorularının önlenmesinin mümkün olamayacağını” Raphael’in ağzından anlatır. “Yaratıcı zihin, doğası gereği katı gibi görünen nesneleri eritir ve şu an içinde bulunduğumuz dünyayı oluşum ve yaratım sürecindeki bir dünyaya dönüştürür” diyen Raphael’in bu cümlesinin önünde sonunda gelecekte yaratılacak olanların devrimci anlamını göstereceğini iddia eder.

“Antikacıyla devrimcinin iki ortak noktası olabilir; bugünü bir veri olarak kabul etmemeleri ve tarihin onlara bir görev vermiş olduğunun farkında olmaları” der Walter Benjamin’i anlatırken ve ekler: “Tavrı, tarihsel zaman içinde değişmez bir nesne bulmaya gereksinim duyan bir düşünürün tavrıydı.”

Gabriel Garcia Marquez’in hikâyelerinin önemine değinir: “Hayat yaşanmış olanı her zaman basitleştirme eğilimi taşır; belli bir tür hikâyenin anlatılmasının sebebi, işte bu basitleştirmenin oportünizmiyle rekabet edebilmektir.”

Rosa Luxemburg’a şöyle seslenir: “Kitleler” yazmıştın 1900’de, “aslında kendi liderleridir, diyalektik olarak kendi gelişim süreçlerini yaratırlar…”

Romantiklerin ikilemini gözler önüne serer: “Araştırmacı maceraperestlik ile hastalıklı bir rahatına düşkünlük. Saf romantikler için dünyanın en romantik olmayan iki şeyinden ilki, hayatı olduğu gibi kabullenmek; ikincisi de onu değiştirmeyi başarmaktır.” Bu ikilem günümüz aydınının pek çoğunun da ikilemi değil mi?

John Berger’in kübistlerden, köylülerden, sanat tarihinden bahseden denemelerinde sorgulayıcı, yenilikçi, sınıfsal bir bakışısı var ama en çok da umut… “Beyaz Kuş” adlı denemesinde “umut ilkesi ve kötülüğün varlığı üzerine konuşmadan estetik hakkında konuşamazsınız” diyerek bunu bir kez daha vurgular.

“Sanat doğaya öykünmez, yaratılışa öykünür – kâh başka bir dünyayı önermek için kâh doğanın sunduğu o kısacık vaat anını büyütmek, onaylamak, toplumsallaştırmak için. Sanat, doğanın ancak zaman zaman göz ucuyla bize gösterdiği şey karşısında verilmiş bir tepkidir. Sanat, potansiyel olumlamayı hiç bitmeyen bir olumlamaya çevirmeyi amaçlar” ona göre.

Ve saf tutar Berger, Filistinlileri ve onların direnişlerini anlattığı “Taşlar” adlı denemesinde. “Ben fethedilmişlerin değil, galiplerin korktuğu mağlupların arasındayım. Galiplerin devri her zaman kısadır, mağlupların ise anlatılamayacak kadar uzun.” der. “Ölümle sonlanan hikayelerini dinlemek yoksulluğun nasıl bir şey olduğunu düşündürür. Yoksulluk, neredeyse imkânsız, en güç kararları almaya zorlar insanı. Yoksulluk, bu neredeyse imkânsızı yaşamaktır” Berger için. Neredeyse imkânsızın peşinden koşan yoksul Filistin halkının hikâyelerini anlatır.

Bir başka denemesinde “Öfkeni hissettim, daha doğrusu öfkeli bir tahamülle birleşmiş bir sonraki ümidimizin hızlı adımlarını duydum.” derken umut tıkıştırır öfkenin içine. Yıkıcı bir öfkeden çok, yıkıp yeniden yapmayı arzulayan yapıcı bir öfkedir bahsettiği.

Yeniden hayal etmeye, farklı biçimlerde görmeye bir davet Berger’in Manzaralar kitabı. Güzel kitapları bitirmek bir yönüyle ölümdür benim için. Kitap biter, gözlerinizi önceki yaşamınıza son kez kapatır, düşünür ve hayatınızı süzgeçten geçirirsiniz. Gözlerinizi yeni bir hayata, daha olgun, daha bilinçli bir hayata açarsınız. Bu da bir diğer yönüdür güzel kitapları bitirmenin: Yeniden doğarsınız, yeni bir umutla…

John Berger, işte bu umudu dürtüyor Manzaralar’da.

Manzaralar: Sanat Üzerine Yazılar, John Berger, Çev. Beril Eyüboğlu, Özlem Dalkıran, Oğuz Tecimen, Metis Kitap, 2019, 264 s.