Ana sayfa Bilim Gündemi Avcı-toplayıcı toplumlar geçimlerini nasıl sağlar ve nasıl yaşarlardı?

Avcı-toplayıcı toplumlar geçimlerini nasıl sağlar ve nasıl yaşarlardı?

310
PAYLAŞ

İnsanlar yeryüzündeki dört milyon yılı aşkın tarihlerinin çok büyük bölümünde, yani Yakındoğu’da bitki ve hayvanları evcilleştirmeye başladıkları 10.000 yıl öncesine dek, çevrelerinde buldukları yabanıl bitkileri toplayıp yaban hayvanları avlayarak, yani avcı-toplayıcılar olarak yaşamışlardır. Günümüzdeyse bu geçim örüntüsünü sürdüren insan topluluklarının sayısı son derece azalmıştır; yeryüzünün coğrafi açıdan marjinal bölgelerinde birkaç topluluk halen temel geçim faaliyeti olarak avcıtoplayıcılık yapmaktadır. Hiç kuşku yok ki, günümüz avcı-toplayıcılarının yaşam koşulları, insanlık tarihinin en uzun dönemini oluşturan paleolitik boyunca yaşamış avcı-toplayıcılardan çok farklıdır: Avcı-toplayıcı atalarımız dünya nüfusunun birkaç milyondan ibaret olduğu bir dönemde, kendilerine bereketli bir sofra sunan yeryüzünde -kritik iklim değişikliği momentleri dışında- besin sıkıntısı çekmeden yaşarken; günümüz avcı-toplayıcıları, sanayi toplumlarının kıyısında, onların tehdidi altında, kutup bölgeleri, balta girmemiş orman içleri ya da çöl arazileri gibi verimsiz topraklarda sürgün bir yaşam sürdürmektedirler. Dolayısıyla yoksunluk koşullarında yaşayan günümüz avcı-toplayıcılarından hareketle paleolitik atalarımız konusunda çıkarsamalar yapmak, hatalı olacaktır.

Avcı-toplayıcı atalarımız dünya nüfusunun birkaç milyondan ibaret olduğu bir dönemde, kendilerine bereketli bir sofra sunan yeryüzünde -kritik iklim değişikliği momentleri dışında- besin sıkıntısı çekmeden yaşarken; günümüz avcı-toplayıcıları, sanayi toplumlarının kıyısında, onların tehdidi altında, kutup bölgeleri, balta girmemiş orman içleri ya da çöl arazileri gibi verimsiz topraklarda sürgün bir yaşam sürdürmektedirler.

Ne ki, Kalahari !Kung Sanları arasında uzun süreli araştırmalar yapan Richard Lee’ye göre avcı-toplayıcı toplumların ihtiyaçlarını karşılamak için gereksindikleri çalışma süresi, köylü ya da sanayi toplumlarına göre çok daha kısadır; örneğin bir !Kung kampında topluluğun yüzde 65’i “çalışarak”, yani avcılık-toplayıcılık faaliyetlerine katılarak topluluğun bağımlı yüzde 35’lik kesimini de destekleyebilmektedir. Üstelik bu “çalışan” kesim, zamanlarının sadece yüzde 35’ini geçim faaliyetlerinde geçirir. Yani yetişkin ve engelsiz bir !Kung erkeği ya da kadını, haftanın 2,5 günü avcılık ya da toplayıcılık yaparak, kendisinin ve bağımlılarının (çocuklar, yaşlılar, engelliler…) gereksinimlerini karşılayabilmektedir. (Lee, 1969); bu nedenle Marshall Sahlins (2010) bu toplumları “ilkel refah toplumları” olarak tanımlar.

Günümüz avcı-toplayıcıları, Robert Hitchcock’un verilerine göre Afrika’da Kalahari Çölü çeperlerinde yaşayan Sanlar; Orta Afrika Pigemeleri; Kenya ve Tanzanya’da yaşayan Okiekler ve Tanzanya Hadzaları; Kuzey Sibirya’daki Yukaghir ve Gilyak gibi halklar; Japonya Ainuları; kimi Avusturalya Aborijin grupları; Güney Amerika’da Amazon ormanları ve Tierra del Fuego’da yaşayan bazı yerli topluluklar; Kuzey Amerika Inuitleri ve bazı yerli gruplar; kuzeybatı kıyılarında yaşayan Tlingit, Tsimshian, Kwakiutl vb. balıkçı topluluklar… Hitchcock yeryüzündeki toplam avcı-toplayıcı nüfusunu 146.500 olarak hesaplamıştır. (Akt. Bates, 2009: 119)

Günümüz avcı-toplayıcıların birkaç tipini ayırt etmek mümkündür: 1) Yaya avcı-toplayıcılar; 2) Atlı avcıtoplayıcılar; 3) Balıkçılar. Bunlar arasında en yaygın ve tipik olanı, yaya avcı-toplayıcılardır. Yaya avcı-toplayıcılar, üyelerini akrabalık temelinde devşiren takımlar halinde yaşamaktadır. Takımların nüfusu çevrenin optimal taşıma kapasitesine(17) uygun olarak onlu sayılardan yüzlü haneli rakamlara dek değişebilmektedir.

Avcı-toplayıcı takımların üyelerinin devşirilmesinin bir başka kanalı da sanal akrabalıktır: !Kung Sanlar arasında adaşlar akraba sayıldığı gibi, Inuitler arasındaysa birbiriyle mübadeleye giren ortaklar takımlar oluşturabilmektedir. Avcı-toplayıcı topluluklarda nüfus yoğunluğu düşüktür; örneğin Avrupalılar Avustralya Kıtası’na ayak bastıklarında, kıtanın neredeyse tümü avcı-toplayıcılıkla geçinen nüfusu 300 bin kişiyi ancak bulmaktaydı.

Avcı-toplayıcılar, uygun çevre koşullarını bulduklarında yerleşikliğe eğilim göstermekle birlikte, genelde göçer ya da yarı-göçer bir yaşam sürdürür. Oldukça yalın bir teknolojiye sahiptirler, alet çantaları genellikle taştan yontulma el baltaları, mızrak, ok ve yay, fırlatıcı silahlar ve yabanıl bitkileri devşirmede kullandıkları ilkel oraklardan ibarettir. Yine de, çevrelerindeki geniş ölçekli toplumlarla ilişkileri ölçüsünde, onlardan çelik aletler, ateşli silahlar vb. edinebilmektedirler.

Yaya avcı-toplayıcılarda işbölümü, esas itibariyle yaşa ve cinsiyete dayanmaktadır. Bu toplumlarda kadınların ağırlıklı olarak toplayıcılıkta, erkeklerin ise avcılıkta uzmanlaşmış olduğu gözlemlenmektedir. Esas besin kaynaklarını (bitkilerin yetişmediği kutup ve tundra bölgeleri dışında), bitkiler oluşturduğundan, geçim faaliyetleri daha çok kadınlar tarafından sürdürülmekte, toplulukların gereksinimlerinin karşılanmasında istikrarı kadınlar sağlamaktadır. Ne ki, bu durum kadınlara fazladan bir itibar sağlamamakta, hatta çoğunlukla tersine, ender ve gözde bir besin olan av etinin sağlayıcısı erkekler, avcılıktaki ustalıkları ölçüsünde daha fazla itibar görebilmektedir.

Yine de avcı-toplayıcı toplumlar arasında eşitlikçi ve paylaşımcı bir değer sistemi hâkimdir. Birikim potansiyelleri düşüktür; devşirilen ürünlerin uzun süreli saklanması -kutup bölgeleri dışında- olanaksız olduğundan, kısa süre içerisinde tüketilmeleri gerekmektedir. Toplanan yumru, kök ve yemişler, av etleri grup üyeleri arasında paylaştırıldığı gibi, aletler, takılar ve diğer gereçler de armağan alışverişi süreçlerinde kişiler ve gruplar arasında elden ele dolaşıma girer. Bir başka deyişle, takım üyeleri arasında servet farklılaşması asgari düzeydedir.

Belirli bir ekolojik alanı ve ortak kültürel özellikleri paylaşan avcı-toplayıcı takımlar, yılın belirli zamanlarında ürün, armağan ve kadın değiştokuşu yapmak ve ayinleri gerçekleştirmek üzere bir araya gelebilmektedir.

Atlı avcı-toplayıcılık, atın Avrupalılar tarafından Amerika Kıtası’na getirilmesini izleyen yıllarda, kıtayerlileri arasında hızla benimsenerek yayılması sonucu, 17.-19. yüzyıl arasında Kuzey Amerika düzlükleri ve Güney Amerika pampalarında biçimlenmiş bir geçim örüntüsüdür. Avrupa kökenli uygarlığın kıtanın hemen bütününe nüfuz edişi sonucu bugün ortadan kalkmış olan bu geçim örüntüsü, atın daha geniş bir avlağa hâkim olma ve bizon sürüleri gibi çok sayıda av hayvanını avlama olanağı sağlaması gibi avantajlar sayesinde yaya avcı-toplayıcılara göre daha az eşitlikçi, daha hiyerarşik toplumların biçimlenmesine yol açmıştır. Varlıklarını sürdürdükleri sürece, çevrelerindeki beyaz topluluklarla ticari ilişkilere girebilen bu toplumlar, bu nedenle daha fazla servet biriktirme olanağına sahip olmuşlardır. Ne ki bizatihi bu temaslar onları daha kırılgan kılmış ve 200 yıl gibi kısa bir süre içerisinde yok olmalarına yol açmıştır. Balıkçılar ise, su kaynakları bakımından zengin bölgelerde yerleşik bir yaşam sürdürür. Kuzey Amerika’nın kuzeybatı kıyılarında yaşayan Tlingit, Tsimshian, Kwakiutl, Salish gibi toplulukların tipik örneğini oluşturduğu balıkçılar, çevrelerindeki Avrupa-kökenli toplumlarla yoğun ticari ilişkiler sürdürmektedir; günümüzde bu toplumların geçimlikten çok, beyazların gereksinimlerini karşılayacak tarzda, pazara-yönelik avlandıkları söylenebilir. Bu durum ise onları, her iki avcı-toplayıcı gruba göre daha maddi kültür açısından daha zengin ve daha az eşitlikçi kılmaktadır.

Yararlanılan kaynaklar ve okuma önerileri
– Aydın, S. ve Y. S. Erdal, 2007; Antropoloji,Eskişehir: Anadolu Üniversitesi, Açık Öğretim Fakültesi Yayınları.
– Bates, D. G., 2009; 21. Yüzyılda Kültürel Antropoloji,- İnsanın Doğadaki Yeri-, İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları.
– Lee, R., 1969; “!Kung Bushman Subsistance: An Inpu- Output Analysis,” A. Vayda (Der.), Environment and Cultural Behavior, N.Y.: Natural History Press.
– Sahlins, M., 2010; Taş Devri Ekonomisi, BGST Yayınları.

Kaynak: Sibel Özbudun,-Gülfem Uysal, 50 Soruda Antropoloji, Bilim ve Gelecek Kitaplığı, Ocak 2019, 5.Baskı, s.100-104