Ana sayfa 190. Sayı Terk Edilme Korkusu

Terk Edilme Korkusu

116
PAYLAŞ

Irmak Gültekin

“Ne yaparsam yapayım insanlar beni terk eder.”

“Yeterince iyi/güzel/yakışıklı olmadığım için eninde sonunda hep giderler.”

“Ya o da giderse?…”

“Ancak başarılı olursam/iyi para kazanırsam beni sever ve ister.”

Tam biriyle yakınlaşmaya, sıcak duygular hissetmeye başladığınızda “O da gidecek, hangisi kaldı ki zaten” türünden düşünceler musallat olup da bütün o güzel hisleri bastırıyorsa, ilk kural: Bu hislerde kesinlikle yalnız değilsiniz! Terk edilme korkusundan mustarip onlarca insan belki şu anda bile çevrenizde.

Yakınlık çok tuhaf bir hâl. Bir yandan sıcak ve güvende, bir yandan kırılgan ve tehlikede hissettiriyor bize kendimizi. İnsanın insanlığının hem kaderi hem de anahtar değerinde bir özelliği bu sanırım. Şu Bizim Kırılganlığımız isimli bir kitapta geçen hoş bir cümle paylaşayım: “Hüzün, çekingenlik, umut, huzursuzluk, sevinç, ruhun acısı, dostluk ve gözyaşı kırılgandır ve kırılganlıkla örülüdür; bunlar kırılgan olmasalar, insanî anlamlarını ve duygulanımsal ışıltılarını derhal yitirirler.” Bunlardan “insanî anlamlarını ve duygulanımsal ışıltılarını” almanın, ödenemeyecek kadar büyük bir bedel olduğunu düşünüyorum. İnsan olmanın kalbini koparmak ve onu makineye bağlamak gibi bir şey. Öte yandan yakın ilişkiler kurmanın bedel(ler)i de az ağır gelmiyor: kırılganlık, muhtaciyet ve terk edilme korkusu. Ancak birçoğumuz için aciz, zayıf ve kırılgan hissettiren bu şeyler hakkında derinlemesine düşününce insan olarak en önemli gücümüzün de buralardan geldiğini kavramak mümkün.

İnsan, sevgiye muhtaçtır çünkü. Sevgi onu büyütür. Sevgi onu korur, besler ve geliştirir mümkün olan en iyi şekilde. Aksi hep eksiktir. Diğer tüm duygular sevginin eşliğinde kendisini bulur. Hatta bazen sevgi, diğer duyguların basıncını artırır: çok sevdiğimiz birine daha çok kırılırız kimi zaman ya da çok sevdiğimiz için ona daha çok öfkeleniriz diğerlerinden. Sevdikçe korkarız bir de galiba. En çok korkarız sevince. İnsanın en temel arzularından biri sevgi; ve korku, arzunun öteki yüzü.

Beni Sev, Terk Etme kitabı daha adıyla başlıyor bizi arzumuzdan ve tabii korkumuzdan vurmaya.

Terk edilme korkusu nedir?

Terk edilme korkusu nelerle tetiklenir ve onunla birlikte seyredebilen diğer korkular nelerdir?

Terk edilme korkusunun üstesinden nasıl gelebiliriz?

Kitabı okurken bu üç soruya hem kendi içinizde hem de kitabın içinde yanıtlar arıyor olacaksınız. Endişelenmeyin, böylesine kırılgan bir konuyu çalışırken yazar Michelle Skeen terapötik üslubu, empatik duruşu ve “ihtiyacınız olduğunda harekete geçirecek nazikçe itişleri” ile sizi destekliyor olacak.

Bu kitap bir “kendine yardım” kitabı ve kendinizi daha yakından anlama fırsatını yakalamak için bir terapist tarafından kaleme alınmış. Kitapta kendi hayatımıza ve hayat boyu olmuş ve olacak deneyimlerimize bir “öykü” gözüyle bakmayı öğreniyoruz. Erken dönemlerimizden başlayarak (bebeklik ve çocukluk deneyimlerimiz) hikâyemizi kendimize kendi sesimizden anlatıyoruz. Anlattıkça farkına varıyoruz, ışıklar yakıyoruz. Erken dönem yaşam deneyimlerimizin şekillendirdiği “temel inanç”larımıza veya bir başka deyişle “şema”larımıza durup bakıyoruz. Zira bu temel inançlar bilinçdışımızda yani farkındalığımızın dışında kaldıklarında bugün kurduğumuz veya kurmaya çalıştığımız ilişkilerimizi olumsuz etkileyebiliyor. “Kalıcı ve sevgi dolu” ilişkiler kurmamızın önünde engel teşkil edebiliyor. Yazar, terk edilme korkumuzu tetikleyebilecek temel inançlarımızı bize detaylıca tanıtmaya çalışıyor:

  • Güvensizlik ve kötüye kullanılma
  • Duygusal yoksunluk
  • Kusurluluk
  • Başarısızlık

Bugün bir olay yaşadığımızda bahsi geçen bu temel inançlar ile ilgili olabiliyor ve bu temel inançlar bizim terk edilme korkumuzu tetikleyerek davranışlarımızı etkileyebiliyor. İnsanın bu korku karşısında sergilediği davranışlar epey şaşırtıcı olabiliyor: İlişki, içinde terk edilme olasılığını barındırdığı için ilişkilerden kaçıyor, ıssız adam/kadın sıfatlarını yüceltip kendisiyle özdeşleştiriyor; ilişkinin içinde “terk edilen” ve “terk eden” diye iki taraf varsa eğer, terk edilen tarafta olmamak için kendisi ayrılıyor karşısındakinden; terk edilirim düşüncesi öyle kemikleşmiş ki bu kez bu insan da onu terk edecek mi diye adeta deniyor, karşısındakini bilinçsiz olarak bir teste tabi tutuyor. Öyle şeyler yapıyor ki en sonunda gerçekten de kendi kendisini terk edilmiş bir konuma sokuyor. Daha birçok yol, birçok bilinçsizce sergilenen başa çıkma mekanizması… Mesele, bu temel inançları kendimizde tanıyarak (dolayısıyla kendimizi tanıyarak) eskisinden farklı bir yolla terk edilme korkumuzun üstesinden gelmekte yatıyor.

Yazarın kitabında dediği gibi: “Hayatta kalmamız ilişki içinde olmaya bağlıdır.” O halde terk edilme korkusu biz insanların hayatta kalmaya dair verdiğimiz tepkilerimizden biridir. Bu tepkinin işlevsel oluşu, bizi hayatta tutar. Ancak sağlıksız hale gelmiş ve işlevsel olmayan bir tepki, anlaşılmayı bekleyen bir acıdır; ancak anlaşılınca diner. Acılarımızı şefkatle sarmamız için kendimizi daha iyi anlamaktan daha iyi bir yol bilmiyorum. Bu yolda bize bazen böyle kendine yardım kitapları eşlik eder. Bazen de ruhsallığımızı kendi kendimize anlamanın zor olduğu noktalarda bir terapist eşlik eder. Hangi eşliğe ihtiyacınız varsa, sizin yolculuğunuza eşlik etmesine izin verin. İyi yolculuklar!

Beni Sev, Terk Etme, Michelle Skeen, Çev. İpek Şenkal Ertürk, Burcu Kömürcü, Nağme Gör, Klinik Psikoloji Araştırmaları Derneği Yayınları, 2019, 144 s.