Ana sayfa 193. Sayı Virüslerin neden olduğu bazı hastalıklar

Virüslerin neden olduğu bazı hastalıklar

1906
PAYLAŞ

İnsan hastalıklarının tarihi, bir ölçüde viral enfeksiyonların dolayısıyla da virüslerin tarihi gibidir. Virüsler canlı formu taşımayan türler oldukları ve konakçılarına bağlı olarak farklı mekanizmalarda yıkıcı etkilere neden olabildikleri için virüsleri “yok edebilecek” bir tedavi yöntemimiz henüz yoktur. Ancak önleyici bir bilimsel tıp yöntemine sahibiz: Aşılar!

Hayvanlar, bitkiler, bakteriler… Yaşam ağacında bulunan hemen hemen her canlıyı enfekte edebilecek bir tür virüs vardır. Virüs kökenli enfeksiyonların gözlenme sıklığı artarsa, çeşitli canlı türleri arasında salgınlar görülebilir. İnsan hastalıklarının tarihi, bir ölçüde viral enfeksiyonların dolayısıyla da virüslerin tarihi gibidir. 10 örnekle virüslerin insanlar üzerindeki yıkıcı etkilerini yansıtalım.

1) GRİP
Grip, Influenza virüsünün neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır. Yüksek ateş, halsizlik, burun akıntısı, kas ve eklem ağrıları gibi belirtileri olan grip hastalığı, genellikle grip etmeni olan virüsün vücuda girmesinden iki gün sonra gelişmeye başlar. Zaman zaman çeşitli salgınlarla da gündeme gelen grip, hasta insanların öksürükleri, hapşırmaları ve burun akıntılarıyla bıraktıkları damlacıklarla yayılır. Virüsü solunum yoluyla havadan veya temas yoluyla dokunduğumuz yerlerden alabiliriz. Grip virüsü burnumuza veya boğazımıza yerleştiğinde, solunum yolu üzerinden akciğerlerimize taşınabilir.

Grip virüsünün kökeni kuşlardır. Kuşlar, insanları enfekte etmeyen grip virüsü türlerini de insanları etkileyen grip virüsü türlerini de taşır. Aslında birçok kuş bu virüsü taşımasına rağmen hasta olmaz. Ancak bazı grip virüsü türleri kuşların da hasta olmasına neden olur ve bazı durumlarda kuş gribi virüsleri, tür engelini aşarak insanları da enfekte eden virüsler haline gelir. Kuş gribi (H5N1) 2005 yılında salgına dönüşerek özellikle de Asya’da yüzlerce insanın ölümüne neden olmuştu. Kuşlar, Influenza virüsünün tüm türlerini taşıyor olsa da grip virüsleri atlara, köpeklere, domuzlara ve bazı memelilere geçebilir. 2009 yılında başlayan domuz gribi (H1N1) salgını, domuzların taşıdıkları grip etmenlerini insanlara da geçirebildiklerini ortaya çıkardı.

Yüksek ateş, halsizlik, burun akıntısı, kas ve eklem ağrıları gibi belirtileri olan grip hastalığı, genellikle grip etmeni olan virüsün vücuda girmesinden iki gün sonra gelişmeye başlar.

Grip söz konusu olduğunda karşımıza tarihsel süreçte meydana gelen başka salgınlar da çıkar. Ortaçağ’da meydana gelen salgınlarda yıldızların birkaç on yılda bir Avrupa çapında yayılan gizemli bir ateşe sebebiyet verdiğine inanılırdı. 1918 yılında ise, 50 milyon insanın ölümüne neden olan bir grip salgını yaşandı. “İspanyol gribi” olarak bilinen bu hastalık, 20-40 yaş arası insanlarda olağandışı bir biçimde ölümcül etki gösteriyordu. Dünya genelinde 500 milyon insanı enfekte eden grip virüsünün 0-5 yaş ile 65 yaş üstü kişilerde de ölüme neden olduğu kaydedilmiştir.

Grip hastalığı günümüzde de can kayıplarına neden olmaktadır. Her sene ABD’de 36 bin kişi, dünya çapında ise yaklaşık yarım milyon insan grip hastalığı nedeniyle yaşamını yitirmektedir. Grip hastalığı vakaları genellikle kış mevsiminde gözlenir. Bunun temel nedeni ise havanın, virüs dolu damlacıkların havada saatlerce uçmasını sağlayacak kadar kuru olmasıdır. Böylelikle virüs, kaynağından çok daha uzak noktalara taşınabilir.

 2) AIDS
AIDS’in hastalık etmeni HIV isimli bir virüstür. Bu virüs, insan bağışıklık yetmezlik virüsü olarak bilinir. HIV virüsü, enfeksiyonlarla savaşan hücreleri etkileyerek kişinin bağışıklık sistemini zayıflatır. HIV virüsü bir kez insan bedenine girdiğinde, doğrudan bağışıklık sistemine saldırır. Bağışıklık sistemi hücrelerinin zarlarına tutunur ve kendi genetik materyalini, hücrenin genetik materyaline geçirir. HIV kendini çoğaltmaya başlar, ilk zamanlar bağışıklık sistemi hücreleri HIV hücrelerini tespit edip yok eder ancak bu hücreleri tamamen bitiremez. Virüs yeniden çoğalmaya başlar, bağışıklık sistemi bu çoğalmaya müdahale eder ancak virüsler tekrar kontrolsüz bir biçimde çoğalmaya başlar. Bağışıklık sistemi bu çoğalmaya karşı güçlü bir yanıt oluşturamayarak çöker. Bağışıklık sistemi etkin bir biçimde çalışmayan kişiler, enfeksiyonlara yanıt oluşturamazlar. Dolayısıyla bağışıklık sistemi çalışan bir insanın kolaylıkla yakalanmayacağı hastalıklar, HIV etkisiyle bağışıklık sistemi çalışamayacak hale gelen insanlar için ölümcül olabilir.

HIV, AIDS hastası bir insan öksürdüğünde veya hasta bir insanla tokalaşma yoluyla hasta olmayan birine geçmez. HIV, sperm ve kan gibi bedensel sıvıların aktarılması yoluyla geçer. Korunmasız cinsel ilişki, kan ve doku nakilleri, HIV hastası birinden kan almak için kullanılan araçların hasta olmayan insanlarda da kullanımı virüsün yayılmasına neden olur.

 3) KANSER
Kanser hastalığının etmenlerinden biri de virüslerdir. İnsanlarda görülen tüm kanserlerin yüzde 20’si enfeksiyöz ajanlardan kaynaklanmaktadır, bunların 12’si virüs kaynaklıdır. Kanser hastalığına neden olan virüslere onkovirüs denir. Dünya nüfusunun büyük bir kısmı onkovirüs türlerinden en az birini taşır. Ancak her bireyde hastalık gelişimi gözlenmez. Onkovirüslerin konakçı ile olan etkileşimleri, kanser gelişimine zemin hazırlayabilecek karmaşık bir sürecin başlamasına neden olur. Epstein-Barr Virüsü, İnsan Papilloma virüsü, Hepatit B ve C virüsleri, İnsan T hücresi lenfotropik virüsü-1 (HTLV-1), İnsan Herpesvirüsü gibi virüs türleri kanserli hücre ve doku gelişimine neden olan virüs türleridir.

Kanserleşme, virüs kaynaklı enfeksiyonlar gerçekleştikten hemen sonra ortaya çıkmaz. Kanser hastalığı genellikle enfeksiyondan 15-40 yıl sonrasında gelişir. Genel olarak tüm onkovirüsler tümörleşme için ortak mekanizmaları kullanır.

1964 yılında Epstein-Barr virüsü ilk insan onkovirüsü olarak tespit edildi. Bu keşif, kuşlarda bir tür kansere neden olan virüse ilişkin araştırmanın üzerinden yapılmıştır. Epstein-Barr virüsü, lenfoma türlerine neden olmaktadır. İnsan Papilloma virüsü (HPV), genellikle cinsel ilişki yoluyla geçer. Deri hücrelerinden temas yoluyla geçtiği de raporlanmıştır. HPV, rahim ağzı kanseri, penis kanseri gibi kanser türlerine ve deride geniş ölçekli siğillerin oluşumuna neden olmaktadır. Kötü huylu rahim ağzı kanseri her yıl 270.000’den fazla kadının yaşamını yitirmesine sebep oluyor. HPV, kadınlarda bulaşıcı kanserlerin % 50’sinden fazlasını ve erkeklerde ise % 5’inden fazlasını oluşturmaktadır. HPV’nin çalışma mekanizması oldukça ilginç ve yıkım odaklıdır. Virüs enfeksiyona başladıktan sonra konakçının genetik materyaline kendi genetik materyalini entegre eder. Hücre artık HPV genlerini de okumaya ve bu genlere özgü proteinleri üretmeye başlar. Böylece konakçı hücrenin yapısı değişir. HPV, bu noktada diğer virüslerden farklı bir yol izler. Diğer virüsler kendilerini çoğaltıp konakçı hücreyi patlatırlar ancak HPV konakçıyı öldürmez. Konakçı hücrenin bölünmesine ve yeni kopyalar oluşturmasına izin verir. HPV hücre bölünmesini hızlandırır, çünkü ne kadar çok konakçı hücre olursa o kadar çok virüs vardır. İlk kara omurgalılarının ve eski insanların da HPV türü virüsleri taşıdıkları raporlanmıştır.

Kanser oluşumu ile ilişkilendirilen bir diğer virüs türü Hepatit virüsleridir. Hepatit B ve Hepatit C virüslerinin kanser hastalığına neden olduğu ifade edilmektedir. Hepatosellüler karsinom (HCC) olarak bilinen bir tür karaciğer kanserinin ana nedenlerinden olan bu virüsler, tümör oluşturmaya en yatkın virüslerdendir.

 4) HEPATİT
Karaciğer iltihabı anlamına gelen hepatit, virüslerin yanı sıra zehir etkisi gösteren bazı kimyasallardan da kaynaklanabilir. Aslında karaciğer, dayanıklı ve yenileme mekanizması güçlü olan bir organdır. Bu nedenle şiddetli olmayan iltihaplanmalar doğrudan fark edilmeyebilir. Şiddetli iltihaplanma ise sarılık olarak bilinen hastalığın oluşumuna neden olur. Bazı başka virüs türlerinin de karaciğer iltihaplanmasına neden olduğu raporlanmış olsa da, bazı virüslerin etki ettikleri ana bölge karaciğerdir. Bu virüsler Hepatit virüsleridir. Bugüne kadar beş insan hepatit virüsü keşfedildi ve A, B, C, D ve E türleri şeklinde adlandırıldı.

Karaciğer iltihabı anlamına gelen hepatit, virüslerin yanı sıra zehir etkisi gösteren bazı kimyasallardan da kaynaklanabilir.

Bunlardan Hepatit A ve Hepatit E virüsleri bulaşıcı sarılık salgınlarına neden olabilir. Özellikle de temizlik standartlarının çok yüksek olmadığı bölgelerde yaygın görülür. Ancak bu tür hepatit virüslerinin neden olduğu hastalıklar tedavi edildikten sonra tekrarlamaz. Hepatit B ve Hepatit C virüsleri için ise bu durum tam tersidir. Bu tür virüsler kronik hepatit, siroz ve karaciğer kanserine neden olabilir.

5) EBOLA
Ebola virüsünün neden olduğu hastalık 1976 yılında Güney Sudan ile Kongo’da ortaya çıkan iki salgın ile birlikte bilinmeye başlandı. Bu iki salgın eş zamanlı olarak ortaya çıkmıştı. Ancak Batı Afrika’da 2014-2016 yılları arasında görülen Ebola salgını, tarihteki en büyük salgınlardan biri oldu. Ebolavirüs cinsi içinde altı tür tanımlanmıştır. Meyve yarasalarının Ebola virüsünün doğal konakçıları olduğu düşünülmektedir. Ebola virüsü, yağmur ormanlarında bulunan enfekte olmuş yarasalar, primatlar ve benzeri canlılar aracılığıyla insanlara aktarılmıştır. Virüs insandan insana temas ve vücut sıvıları yoluyla bulaşabilir. Ebola virüsü hastalarında böbrek ve karaciğer gibi iç organlarda fonksiyon kaybı ve iç kanama görülebilir. Bu hastalık genellikle ölümcüldür. Ortalama ölüm oranı yüzde 50 olarak raporlanmıştır.

6) KIZAMIK
Kızamık, Measles morbillivirus virüsünün neden olduğu bir hastalıktır. Virüs doğrudan temas ve hava yoluyla henüz hasta olmayan insanlara geçebilir. Kızamık virüsü, solunum sistemini enfekte eder ve sonrasında vücuda yayılır. Kızamık insanlarda görülen bir hastalıktır. Hayvanlarda gözlenip gözlenmediği henüz bilinmemektedir. Kızamığın ilk belirtileri virüse maruz kaldıktan yaklaşık 10-12 gün sonra başlar. İlk belirtiler yüksek ateş, burun akıntısı, öksürük ve yanakların içinde gelişen küçük beyaz lekelerdir. Birkaç gün sonra, genellikle yüz ve boyun bölgesinde döküntüler meydana gelir. Döküntü zamanla yayılır, sonunda ellere ve ayaklara ulaşır.

Kızamığın ilk belirtileri yüksek ateş, burun akıntısı, öksürük ve yanakların içinde gelişen küçük beyaz lekelerdir.

Kızamık yılda yaklaşık 20 milyon insanı etkiler. Kızamıkla mücadelede etkili metotların gelişiminden önce 1980 yılında 2,6 milyon, 1990’da 545.000 kişi kızamık nedeniyle yaşamını yitirmişti.

 7) ÇİÇEK HASTALIĞI
Çiçek hastalığı, Variola virüsünün neden olduğu ciddi bir bulaşıcı hastalıktır. Bu hastalık için “ciddi” vurgusu tarihsel dönemde kalmıştır. 3500 yıllık bir tarihi olan bu hastalık geçmiş dönemlerde en korkulan ölümcül hastalıklardan biriydi. Ancak çiçek hastalığı için geliştirilen aşı, bu hastalığın yok olmasını sağlamıştır. ABD’de son doğal çiçek hastalığı salgını 1949’da meydana gelmiştir. Ancak çiçek hastalığı 1966’da dünya genelinde hâlâ yaygındı ve Güney Amerika, Afrika ve Asya’daki birçok ülkede salgınlara neden olmuştu. 1977’den beri doğal olarak meydana gelen çiçek hastalığı vakası yoktur. Çiçek hastalığı olan kişilerde yüksek ateş ve belirgin cilt döküntüsü gözlenmektedir. Tarihsel sürecine bakılacak olursa, hastalığa yakalanan 10 kişiden 3’ü yaşamını yitirmiştir. İyileşen kişilerde cilt lekeleri ve kalıcı görme kaybı olduğu raporlanmıştır.

8) SUÇİÇEĞİ
Varicella zoster virüsünün neden olduğu suçiçeği hastalığı vücutta kaşıntılı kırmızı döküntüler, yorgunluk ve yüksek ateş belirtilerine sahiptir. Bu hastalık oldukça bulaşıcı bir hastalıktır. Hastalık genellikle çocukluk çağında görülür. Ancak özellikle bebeklerde, ergenlerde, yetişkinlerde, hamile kadınlarda ve bağışıklık sistemi zayıflamış insanlarda hastalık seyri ciddi boyutlara ulaşabilir. Yalnızca ABD’de 1990’ların başında ortalama 4 milyon kişi suçiçeği geçirmiştir.

9) LASSA ATEŞİ
Lassa ateşi (Lassa fever) Arenaviridae ailesinin bir üyesi olan Lassa virüsünün neden olduğu bir hastalıktır. Hastalık şiddetli kanamaya sebep olur. Lassa ateşi, Gana, Gine, Liberya, Mali, Sierra Leone, Togo ve Nijerya gibi Batı Afrika ülkelerinde gözlenir. Hastalığa yakalananlarda ölüm oranı yüzde birdir.  Lassa ateşi ilk olarak 1950’lerde tanımlanmıştır. Lassa virüsü taşıyan insanların yaklaşık yüzde 80’inde hastalık semptomlarının görülmediği ifade edilmektedir. Ancak virüsün hastalık yapıcı form kazanmasının ardından özellikle de karaciğer, dalak ve böbrekler üzerinde etkili olduğu kaydedilmektedir. Hastalığın semptomları arasında yüksek ateş, halsizlik, baş ağrısı, boğaz ağrısı, kas ve göğüs ağrıları, bulantı ve kusma ile ishal gösterilmektedir. Hastalığın ilerlediği vakalarda yüzde bölgesel şişme, düşük tansiyon, akciğerde sıvı birikmesi, burun kanaması, üreme ve sindirim sistemi kökenli kanamalar gözlenmektedir. Hastalığın son evrelerinde şok, nöbet, titreme gibi durumların gözlendiği ve hastaların komaya girdiği raporlanmıştır.

Lassa ateşi, diğer viral hemorajik ateş (virüs kökenli kanamalı ateş) hastalıklarından farklı olarak nadiren gözlenen hastalıklardan değildir. Bir yıl içerisinde yüz binlerce kişinin enfeksiyon geçirdiği ve binlerce insanın da bu hastalık nedeniyle yaşamını yitirdiği kaydedilmiştir. Lassa ateşi hastalığına neden olan virüsün Mastomys natalensis isimli kemirgenden geçtiği raporlanmıştır. Bu canlının virüs içeren dışkısına maruz kalınması ve enfekte olmuş insanların vücut sıvıları yoluyla virüs yayılabilmektedir.

 10) SARS, MERS, COVID-19
SARS ve MERS hastalıkları Coronaviridae ailesinde yer alan virüsler yoluyla yayılır. Yakın geçmişte gözlenen iki salgına neden olan koronavirüsler, 2020 yılı itibariyle Wuhan’da ortaya çıkan yeni bir türün etkisiyle dünya geneline yayılan bir salgına daha neden oldu. Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan yeni koronavirüse SARS-CoV-2 adı verildi. Bu virüsün neden olduğu hastalığın adı ise COVID-19 olarak belirlendi. Biliminsanları COVID-19 hastalığının teşhis ve tedavisi için yeni yöntemler geliştirme gayretinde.

2013 yılında meydana gelen salgında etkili olan virüs ise SARS koronavirüsü idi. Bu virüsün kökeninin misk kedileri veya yarasalar olduğu düşünülmektedir. 2002 yılında Çin’in Guangdong eyaletinde ortaya çıkan SARS, 2003 yılında 26 ülkeyi etkileyen ve 8000’den fazla insanın enfekte olmasına neden olan bir salgına dönüştü.

MERS hastalığı ise Orta Doğu Solunum Sendromu olarak bilinmektedir. 2012 yılında Suudi Arabistan’da ortaya çıkan yeni bir koronavirüs türünün etkili olduğu bu hastalığa yakalananların yüzde 35’i yaşamını yitirmiştir. Yüksek ateş, nefes darlığı ve öksürük gibi belirtileri olan MERS hastalığında ilerleyen evrelerde zatürree oluşumu yaygındır.

Viral hastalıklara karşı tedavi: Aşılar
Virüslerin potansiyel yıkıcı etkileri göz önünde bulundurulduğunda etkili tedavi yöntemlerinin geliştirilmesinin önemi açıkça görülmektedir. Konumuz virüsler olduğunda etkili tedavi yöntemleri daha karmaşık ve oldukça sınırlı. Çünkü bakteriler için kullandığımız antibiyotikleri veya diğer enfeksiyöz ajanlar için kullandığımız ilaçları virüsler için kullanamayız. Hastalığa yakalandıktan sonra bağışıklık sistemini güçlendirmek için bazı sıvı takviyeleri ve antiviral ilaçlar kullanılmaktadır. Antiviral ilaçların kullanılmasının temelinde bağışıklık sisteminin güç kazanmasını sağlamak vardır.

Virüsler canlı formu taşımayan türler oldukları ve konakçılarına bağlı olarak farklı mekanizmalarda yıkıcı etkilere neden olabildikleri için virüsleri “yok edebilecek” bir tedavi yöntemimiz henüz yoktur. Ancak önleyici bir bilimsel tıp yöntemine sahibiz: Aşılar!

Virüs kaynaklı hastalıklara karşı önleyici bir bilimsel tıp yöntemine sahibiz: Aşılar!

Aşılarla birlikte zayıflatılmış mikroplar vücuda verilir ve bağışıklık sistemimiz bu mikroplara hazır hale getirilir. Halk sağlığının korunması ve hastalıkların tarih sahnesinden silinmesi için aşılar oldukça önemli uygulamalardır. Örneğin çiçek hastalığı, geçmişin en ölümcül hastalıklarından biriydi. 1796 yılında Edward Jenner’ın hastalığa karşı bir aşı geliştirmek için başladığı çalışmalar yaklaşık iki asır sonra bu hastalığın yok olmasını sağlamıştır. Çiçek hastalığının artık gözlenmeyen bir hastalık olması, halk sağlığı alanındaki en büyük başarılardan biri olarak kabul edilir.

Aşıların virüs kökenli enfeksiyonların görülme sıklığı üzerindeki bir başka başarısı kızamık hastalığı ile ilgilidir. Kızamık aşısının geliştirilmesinin ardından hastalık vakalarında ve kızamık kaynaklı ölümlerde azalma yaşanmış, 2000-2018 yılları arasında kızamık kaynaklı ölümlerde % 73’lük bir düşüş gözlenmiştir. Geliştirilen küresel ölçekli aşılamalarla 2000 yılında dünyadaki çocukların yaklaşık % 72’sine, 2018’de ise % 86’sına kızamık aşısı yapılmıştır. 2000-2018 yılları arasında kızamık aşısı, yaklaşık 23,2 milyon kişinin yaşamını yitirmesini önlemiştir. Kızamık aşısı da halk sağlığı alanındaki önemli başarılardan biridir. Bu noktada aşı karşıtlığı günümüzdeki en büyük tehditlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Enfeksiyon hastalıkları uzmanları aşı karşıtlığı ile birlikte dünya genelinde kızamık hastalığı oranlarında artış gözlendiğini ifade ediyor. Güvenli ve maliyeti düşük aşılamaların mevcudiyetine rağmen 2018 yılında 140.000 kişi kızamık nedeniyle yaşamını yitirmişti.

Aşılamalarla her yıl 3,5 milyondan fazla suçiçeği enfeksiyonu vakası önleniyor, ortalama 100 ölümün önüne geçiliyor. Grip etmeni olan Influenza virüsü üzerine çalışma yürüten biliminsanları virüsün evrimini analiz ederek daha etkili aşılar geliştirme gayretinde. Böylelikle hangi grip virüsünün hangi mevsimde etkili olacağını tahmin edebilir ve uygun ilaçları geliştirebilirler. Aşı karşıtları ve gribin kökenini yıldızlarda arayan Ortaçağ karanlığına yanıt biliminsanlarından gelmeye devam ediyor: “Grip üzerinde henüz bir üstünlük sağlamamış olabiliriz, fakat hiç değilse artık kendimizi savunmak için yıldızlara bakmak zorunda değiliz.”

KAYNAKLAR

1) https://www.cdc.gov/flu/pandemic-resources/1918-pandemic-h1n1.html

2) https://www.cdc.gov/hiv/basics/

3) https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC5742800/

4) https://www.who.int/news-room/fact-sheets/detail/ebola-virus-disease

5) https://www.who.int/news-room/fact-sheets/detail/measles

6) Carl Zimmer, Virüs Gezegeni, Alfa Yayınları, 2012, s.116.