Ana sayfa Kitapçıl Botaniğe açılan bir pencere: Darwin’in En Güzel Bitkileri

Botaniğe açılan bir pencere:
Darwin’in En Güzel Bitkileri

520
PAYLAŞ

Gülseli Kırgıl

“Çağınızın ötesinde biri olmanın zorluğu başkalarının size yetişmesini beklemek zorunda olmaktır” diyor Ken Thompson, Darwin’in En Güzel Bitkileri kitabının giriş bölümünde. Darwin’in evrim gerçeğini temel mekanizmalar etrafında açıklayarak günümüzde evrimsel biyoloji gibi pek çok disipline çalışma alanı sağlamış olması onu olmayı hak ettiği yere, çağının ötesine taşıdı. “Onu rahatsız edecek sorunlara” dönüşen merakıyla cevaplamaya çalıştığı sorulara sıkı çalışarak yanıt üretti. Yanıtlarını test etti ve tanımak istediği hemen her şeyi keşfetti. Çünkü “Darwin bir şeyi tanımak isterse, olağan tepkisi ‘Hadi keşfedelim!’” olurdu. Darwin, sıkı çalışma konusunda şaşırtıcı bir kapasiteye sahip olmasının yanı sıra hiçbir güven eksikliğine razı olmama gibi bir özelliğe sahipti. Ken Thompson’ın Darwin’in botanik bilimine katkılarını anlattığı “Darwin’in En Güzel Bitkileri” kitabını okuduğum sırada üzerine en çok düşündüğüm noktaydı bu: Darwin’in güven eksikliğine razı olmaması… Bu özellik araştırmalarında elde ettiği verilerin güvenilirliğini sağlamaktan, insan ilişkilerine kadar her noktada kendini gösterirdi. “… fakat birinin ne hakkında konuştuğunu bilen biri olduğuna ikna olduğu zaman, bahçıvandan güvercin meraklısına kadar herkesle yazışmaktan mutlu olurdu.”

Darwin’in bir diğer özelliğini daha öğreniyoruz bu noktada, o “çalıştığı konu ne olursa olsun başlangıçtaki motivasyonundan bağımsız olarak ona karşı konulmaz bir tutkuya dönüşene kadar âşık olma eğilimindeydi”. Darwin’in bu eğilimi, doğayı ve onu oluşturan her bir parçanın çalışma mekanizmasını araştıran biliminsanlarının en temel ortak özelliğini işaret ediyor: Merak. “Darwin’in evrime olan şiddetli ilgisi, onda doğa tarihine neredeyse saplantılı bir merak yaratmıştı, bir yandan da bu meraktan besleniyordu.” Darwin, merak ediyordu. Galapagos Adaları’ndaki gezisinden daha sonraki çalışmalarına kadar pek çok noktada bu merak kendini var ediyordu. Darwin’in “rahatsız olacak kadar” merak duyduğu bir konu da bazı hayvan ve bitkilerin yeryüzüne çok geniş bir biçimde yayılmış olmasıydı. Darwin, tohumların okyanus akıntılarının etkisiyle farklı coğrafyalara dağılıp dağılmayacağını görmek için, bir yıl boyunca birçok türün tohumları üzerinde çalışma yapmış ve tohumların deniz suyuna dayanma kapasitesini ölçmüştü. Bir başka çalışmada bitkilerin yayılışı ile göç eden kuşlar arasında bir ilişki kurmuş ve bitkilerin farklı coğrafyalardaki yayılımını farklı neden-sonuç ilişkileri üzerinden açıklamaya çalışmıştı.

Darwin… Doğanın işleyişindeki “gizli” mekanizmaları bulma gayreti, bitmeyen merakı ile bazen gülünç işler yapan ama araştırmalarına yılmadan devam eden bir biliminsanı. Darwin’in sekiz yılını verdiği kum midyeleri çalışması, “sevgili kum midyeleri” ile başlayıp “kör olası kum midyeleri” ile biten mektuplarına taşınıyordu: “İnanılmaz derecede bıktığım Cirripedia’nın ikinci cildi üzerine çalışıyorum. Kum midyelerinden daha önce kimsenin, kıyıda ilerleyen bir yelkenlideki denizcinin bile, etmediği kadar nefret ediyorum.”

Kum midyeleri ile arasındaki bu karmaşık “ilişki”, Darwin’i başka bir alt disipline ilerletiyordu: Botanik. Botanik, Darwin için bir yan çalışma alanıydı ama bitkiler konusunda bilgi edinmeye kararlıydı. Botanik alanına profesyonel bir eğilimi yoktu, hatta botanik alanına dair hiçbir fikri yoktu. Ancak Darwin çalışmalarını Kew Botanik Bahçesi direktörü Joseph Hooker kılavuzluğunda gerçekleştiriyordu. Bu dönemde “sevgili kum midyeleri” -ki daha sonra onlardan nefret edecek- “sevgili böcekkapan” ile yer değiştirdi. Ardından “sevgili sumiğferleri” geldi. Darwin bu bitki üzerine yaptığı çalışmalardan söz ederken “Hayatımda şimdiye dek bugün çalıştığım günden daha keyifli bir gün neredeyse olmadı” diyordu. Sumiğferileri, venüs böcekkapanı, tırmanıcı bitkiler, küstümotu, yağçanağı, çuha çiçeği ve diğerleri… Her biri, bitkilerin birbirinden farklı mekanizmalarını bizlere sunan Darwin’in en güzel bitkileri.

Konu Darwin olduğunda, ilk önce onun yapıtlarını ve doğal seçilim fikrini hatırlarız. Bu noktada kitap dışından bir parantez açmak gerekirse, genetik biliminin yükseldiği ve bir alt disiplin olmayı çoktan aştığı son 20 yıllık süreçte ise tehlikeli bir fikir öne çıktı: Darwinizm / Sosyal Darwinizm. Darwin, yaşamı boyunca bitkilerden hayvanlara kadar doğanın bir parçası olan tüm canlıların işleyişini merak edip incelemiş ve bize evrim üzerinden bir yol hattı sunmuştur. Onun katkılarını ifade ederken daha objektif yaklaşmak ve hatalı tutumlarını da göz önüne almak durumundayız. Yoksa biyolojik bir mantık hattının insanların kültürel evrimi ile kurdukları toplumlara uyarlanması tehlikeli sonuçlara neden olabilir. Darwin’in doğal seçilim fikrini ortaya atarken fikirlerinin temel kaynaklarından biri Malthus’un “Nüfus Prensibi Üzerine Deneme” adlı eseriydi. Malthus’un ve Adam Smith’in ekonomik yaklaşımlarının etkisinde kalan Darwin’in eserleri biyolojik açıdan dönemi için bir devrimdi ancak bu eserler üzerinden sosyal ve ekonomik çıkarımlar yaparak bir ideoloji oluşturmak bizi yanlış ve gerçeklikle bağdaşmayan yollara sürükler.

Darwin bir botanikçi değildi ancak onun bitkiler üzerine yaptığı çalışmalarla keşfettiği mekanizmalar “yapmaktan keyif aldığı çalışmaların bir yan ürünü” olarak doğal seçilim fikrini destekledi. Darwin -eksiğiyle ve fazlasıyla- yapıtları ve evrim bilgimize katkılarıyla hep hatırlanacak, ki zaten bildiğimiz gibi “bütünüyle unutulmaya kimsenin gücü yetmiyor”(1).

DİPNOT
1) Tutunamayanlar, Oğuz Atay, İletişim Yayınları, 2012, 59. Baskı, 724 s.

Darwin’in En Güzel Bitkileri, Ken Thompson, Çev. Mehmet Bona, Ginko Bilim, 2019, 175 s.