Ana sayfa Olağanüstü Nisan Sayısı Sosyal medyayı kime borçluyuz?

Sosyal medyayı kime borçluyuz?

622
PAYLAŞ

Emre Canpolat

İnternetin teknolojik olarak ortaya çıkışının da “sosyal” nitelikler kazanıp tüm kullanıcıların kolektif üretim faaliyetinin bir alanı haline dönüşmesinin de arkasında bulunan yegâne güç insanlığın ortak üretici faaliyetinden başkası değildir. İnternetin ve sosyal medyanın ortaya çıkışının tek bir mucide, mühendise, bireye, kuruma, şirkete ya da şirketlere dayandırılamamasının nedeni budur.

Sosyal medya, metaforik bir ifade olarak, insanların gerçek hayatta olduğu gibi sosyalleşmesine işaret eder ama bir farkla, bunu yüz yüze değil aracılı olarak bize sunan bir mecrayı ya da mecralar bütününü içerir. Gündelik dilde sosyal medya denildiğinde genellikle Facebook, Twitter veya Instagram gibi kimi popüler sosyal ağ sitelerini (Social networking sites) kastederiz, fakat gerçekte sosyal medya çok daha geniş bir kümeyi içine alır ve ilk akla gelenler bu şirketlerden çok daha fazlası olmalıdır.
Koronavirüs, küresel bir salgın halini alarak evde kalma olanağına sahip olan herkesi evlerine hapsetti ve sosyal medyayı çoğu insan için tek sosyal mecra olmasa bile en önemli sosyalleşme aracı haline dönüştürdü ya da kimimiz için sosyal medyanın bu anlamını daha da pekiştirdi. Bu nedenle, uzmanların sık sık önerdiği “sosyal mesafelenme” önlemi için biçilmiş bir kaftan haline geldi. Sosyal ağlarımızın kesiştiği tanıdığımız tanımadığımız ne kadar insan varsa onlarla iletişim halinde olabiliyoruz ve bu nedenle “sosyal mesafelenme”yi “fiziksel mesafelenme”ye dönüştürdüğünü söyleyebiliriz. Evden günlerce çıkmasak bile sosyal medya aracılığıyla dünyadan haber alabiliyoruz, televizyonlar tüm gün açık olsa bile biz sosyal medyadan haber almayı tercih ediyoruz. Sağ olsun sosyal medya, “fiziksel mesafelenme” günlerinde pek çok yaraya merhem oluyor, diğer yandan pek çok yaraya neden olsa bile.
Bu yazı, “Korona günleri”nde sosyal medyanın açtığı ya da görünür kıldığı yaralara değinmek yerine, bize sağladığı olanaklardan hareketle, sosyal medyayı kime borçlu olduğumuz sorusunu yanıtlamayı amaçlıyor. Ezici çoğunluğumuzun kullandığı, kendini alamadığı, uğruna işini gücünü aksattığı ve bu sosyal izolasyon günlerinde sosyal bir varlık olarak hepimizin sosyalleşme ihtiyacını bir nebze de olsa giderdiği bu mecra nasıl ortaya çıktı ve yoluna nasıl devam ediyor? Sosyal medya dediğimizde aklımıza sıklıkla bazı şirketler geliyor olsa da, biz gerçekten sosyal medyayı bu şirketlere mi borçluyuz?

Sosyal medya ve kullanıcının yükselişi
Sıralanan soruları cevaplamaya geçmeden önce sosyal medya derken tam olarak neyi anlamamız gerektiğini belirlemek gerekiyor. Zaten buna vereceğimiz bilimsel yanıt sosyal medya ve şirketler arasındaki ilişkiye de belli ölçülerde yanıt vermemizi sağlayacak. Sosyal medya, kelimenin karşılıklı iletişimi vurgulayan anlamıyla, en kısa haliyle, etkileşimli medyayı tanımlıyor. Yani sadece sosyal ağ sitelerini değil, onları da içine alan, ticari olsun olmasın bilinen bütün web 2.0 hizmetleri sosyal medya kümesi içine dahil edilebilir.
Neler var bu kümenin altında? Wikipedia ve blog’lar gibi içerik paylaşan siteler, Linux gibi ücretsiz, işbirliği içinde kurulmuş, açık kaynaklı bir işletim sistemi ya da Mozilla Firefox gibi açık kaynaklı tarayıcılar, E-bay ya da Hepsiburada gibi üretici ve tüketicileri buluşturan alışveriş siteleri, Twitter, Facebook ve Instagram gibi sosyal ağ siteleri, Swarm ve Foursquare gibi sosyal ağlarla arama-keşif hizmetlerini buluşturan uygulamalar, YouTube ve Flickr gibi video ve fotoğraf paylaşım siteleri. Hatta Google Maps gibi haritalandırma servislerini sosyal medya olarak anmak gerekir.
Ticari olsun olmasın bütün bu web 2.0 içeriklerinin ortak noktası, mevcut içeriklerinin tamamının ya da önemli bir kısmının bu servisleri kullanan kullanıcılar tarafından oluşturulmuş olmasıdır. Bütün bu örneklerdeki karşılıklı etkileşim olgusu, hâkim bir metafora dönüşerek sosyal medya olarak dilimizde yer etmiştir.

Sosyal medya, kelimenin karşılıklı iletişimi vurgulayan anlamıyla, etkileşimli medyayı tanımlıyor. Yani sadece sosyal ağ sitelerini değil, onları da içine alan, ticari olsun olmasın bilinen bütün web 2.0 hizmetleri sosyal medya kümesi içine dahil edilebilir.

Öte yandan, daha az popüler olan web 2.0, sınırlı içerik üreticilerinin baş role sahip olduğu web 1.0’dan farklı olarak, hâlihazırda kullanıcının içerik üreterek katılımının esas olduğu tüm bu web ortamını tanımlıyor.
Dijital teknolojilerin gelişimi ve telekomünikasyon altyapısının bu dönüşümle uyumlu hale getirilmesiyle çift yönlü iletişim biçimleri internet dediğimiz ortam aracılığıyla yaygınlaştı. Web 1.0’dan web 2.0’a geçerken karşımıza çıkan bütün bu dönüşüm -kullanıcıların ipleri eline almaya başlaması da diyebiliriz- sık sık “kullanıcının yükselişi” olarak da anılır. Bugün sosyal medyaya bağlananlar, geleneksel medya araçlarının(1) karşısında yer alan “son tüketici” gibi pasif değiller artık. Elimizdeki akıllı telefonlarla ya da bilgisayarlarla sosyal ağlara bağlanıyoruz, içerik üretiyoruz, beğenmediğimiz içerikleri eleştirebiliyoruz ve değiştirebiliyoruz ve bunları ağlara bağlanabildiğimiz müddetçe her an ve her yerde yapabiliyoruz. Konuşmanın icadından başlayıp mağara resimleriyle aracılı halen gelen uzun iletişimsel öykümüzün vardığı bu son aşama gerçekten çok önemli olanakları içinde barındırıyor.
Dahası tüm bunları yaparken katılımcı bir kültür inşa ettiğimizi düşünüyoruz ya da kimileri böyle bir eşitlikçi ortamın var olduğuna dair teoriler ortaya atıyor. Hepsi de göz doldurucu ve çok önemli gerçeklere işaret ediyor ama düşünmemiz gereken başka etkenler var.

Kritik soru: Sosyal medyada değeri kim yaratır?
Sosyal medyadaki “sosyal”in yalnızca popüler sosyal ağ sitelerine göndermede bulunmadığını, aslında en geniş aracılı iletişim ortamı düşünüldüğünde çok ciddi bir sıçramaya karşılık geldiğini belirledikten sonra şu kritik soruyu sormamız gerekir: Sosyal medyadaki değeri kim yaratır?
Şurası açıktır ki, kullanıcılar sosyal medyaya belirli kullanım değerleri nedeniyle (sosyalleşmek, haber almak vb.) bağlanıyorlar. Bu kullanım değerlerini yine başka sosyal medya kullanıcıları üretiyor. Yani tüm kullanıcılar kolektif bir şekilde içerik üretiyor ve bunu diğer insanlarla paylaşıyorlar. Bu faaliyet her bir sosyal medya kullanıcısının sosyal medyayı kullanmasının ardındaki yegâne nedendir.
Öte yandan, günümüzde sosyal medya sadece kullanım değerinden ibaret değil. Yukarıda web 2.0’ın ticari olan ve olmayan örnekleri arasında bir ayrım yapmamıştık ama iktisadi değer, yani değişim değeri söz konusu olduğunda bu ayrımı yapmak zorunda kalırız. Çünkü sosyal medya, aynı zamanda, çok büyük sermaye faaliyetlerine ev sahipliği yapan da bir alan. Günümüzün en gözde ve büyük şirketlerinin sosyal medyanın bu “sosyal” yanından geçindiğini söylemek abartılı olmaz. Çünkü sosyal medya günümüzde kullanıcı verilerinin metalaştırılması amacıyla kullanılan yegâne alan. İnsanlar, sosyal medyada içerik üretir ve bunu paylaşırken çeşitli profiller oluştururlar, bu profillerde kendileri hakkında bilgiler paylaşırlar, konum bilgilerini ve beğenilerini paylaşırlar. Arama çubuklarına merak ettikleri her türlü soruyu yazabilirler ve bu yolla ilgilerini de paylaşmış olurlar. Hatta kullanıcılar tüm bunları yaparken o an için ilişkinin ticari boyutunun çok farkında bile olmazlar. Bütün bunlar, meseleye değişim değeri açısından bakan şirketler için sosyal medyanın neden değerli olduğunu açıklar. İnsanlar sosyal medyada sosyalleşirken şirketler de onların bilgilerini metalaştırır. Yani o bilgileri anlamlı veriler haline dönüştürüp başka şirketlere satarlar ve o şirketlerin ürünleri sosyal medya kullanıcısının karşısına reklamlar olarak çıkartılır.
Gündelik hayatımızda bu ilişkinin farkında olarak sosyal medyada yer alırız. Hatta çoğu insan bunun adil bir ilişki olduğunu bile düşünür. Sosyal medya şirketleri kullanıcıların verilerini metalaştırıyor olsa da en azından bunun karşılığında sosyal medyayı insanlara bedava olarak sunarlar, denilebilir. Ancak gerçekte durum biraz daha farklıdır.

İnsanlar sosyal medyada sosyalleşirken şirketler de onların bilgilerini metalaştırır. Yani o bilgileri anlamlı veriler haline dönüştürüp başka şirketlere satarlar ve o şirketlerin ürünleri sosyal medya kullanıcısının karşısına reklamlar olarak çıkartılır.

Sosyal medya gerçekten de bedava mı?
Sosyal medya, tam da yukarıdaki ilişki nedeniyle, bedava değildir. Kullanıcılar sosyal medyada en temel insan haklarından biri olan iletişim hakkını kullanırlarken çeşitli şirketleri dünyanın en kârlı şirketleri haline getirirler. İnsanlar bu mecrayı ne kadar çok kullanırsa tüketim çarkı o kadar çok döner ve kullanıcılar tüketim sürecinin daha çok nesnesi haline gelirler. Sosyal medya içeriklerini üreten kullanıcılar bu içerikler ve mecralar üzerindeki denetimi kaybederler. İnsanların insanlarla iletişim kurmasının koşulu kullanıcı verilerinin metalaştırılmasına indirgenir. Hatta bu o kadar doğal bir süreç gibi görünmeye başlar ki, Google, dev bir reklam şirketi olsa da, görünüşte bedava olduğu için, biz onu arama motoru olarak biliriz.
Sosyal medyanın görünüşte değil ama gerçekten de bedava olduğunu ancak tek bir koşul gerçekleştiğinde söyleyebiliriz: Kullanıcı verilerinin metalaştırılmaması. Sosyal medya metalaştırılma süreçlerinden uzak tutulup evrensel, ortak bir iletişim mecrası olarak yeniden dizayn edilirse kâr odaklı yüklerden de kurtulmuş olur. Eğer kullanıcı verileri başka şirketlere satılmazsa ve kullanıcılar üretici güçlerini birleştirip ortaya çıkardıkları birikimi başkalarıyla paylaşırsa sosyal medya gerçekten de bedava olarak kabul edilebilir. Nitekim bunun örneklerine günümüzde de rastlamaktayız. Örneğin Wikipedia, kullanıcı verilerinin metalaştırılmadığı ve ortak üretim ve paylaşım sürecinin ortaya çıkardığı popüler bir örnek olarak orada durmaktadır.
Öte yandan, bir parantez açılarak şu da eklenmelidir ki, ticari sosyal medya siteleri taşıdıkları olanakları gökten zembille indirmez. Kullanıcı verilerinin sömürülmesi madalyonun bir yüzüyse, aynı sömürü ilişkisi o mecraların üretim sürecinde de gerçekleşir. Daha net ifade etmek gerekirse, Twitter ya da Facebook’un, ticari sosyal medya mecraları olarak pazarlanabilmesinin tek koşulu, bu şirketlerin çalıştırdığı üretici insan gücüne, kodları ve algoritmaları yazan ve dünyanın her yerine dağılmış emek gücüne dayanır. Dolayısıyla, sosyal medyanın içeriğini kullanıcılar üretirken, kodlarını da bilişim emekçileri yazarlar. Ama bu şirketler tüm gelirlerini kullanıcı verilerinin metalaştırılmasıyla kazanırlar.

İnternetin ve sosyal medyanın eleştirel tarihi
Christian Fuchs’un (2015) çok haklı bir şekilde işaret ettiği gibi, sosyal medyanın ticarileşmesinin ya da görünüşte bedava olmasının normal bir şey olarak karşılanmasının ardındaki en büyük neden sosyal medyanın meta biçimi dışında düşünülememesidir. Buradaki sorun çok açık bir şekilde ideolojiktir. İletişim araçları ve ürünleri neden metalaşmak zorundadır? İnsanlar neden iletişim gibi yaşamsal önemdeki bir ihtiyacı karşılamak için kişisel bilgilerini sosyal medyaya erişmek karşılığında “satmak” zorunda kalırlar? Tüm bunlar işin doğasında mı vardır yoksa bu durum tarihsel bir ilişki biçiminin sonucu mudur? Hiç şüphesiz sosyal medyanın ya da daha genel olarak internetin metalaştırılması bu mecraların doğal niteliklerinden kaynaklanmaz.
Günümüzün en önemli iletişim mecralarından biri olan internetin eleştirel tarihi bütün bu olanakların neden ve nasıl ticarileştirildiğini gözler önüne serer. İnternetin ticarileşmesinin öyküsü, doğal bir süreç olmaktan ziyade, yapısı gereği ticarileşmeye pek de uygun olmayan bu mecranın özenle bu yola sokulmasından ibarettir. Kamusal hizmet anlayışıyla ve kamusal harcamalarla geliştirilmeye oldukça müsait bir iletişim mecrası olarak ortaya çıkan internet (ki bilindiği gibi ilk olarak askeri amaçlarla kullanılmış, daha sonra bilimsel amaçlarla üniversitelerin hizmetine sunulmuştur), 1990’lı yıllardan itibaren neo-liberal birikim rejimine hızla dahil edilerek şirketlerin pazarlama nesnesine ve pazarlama faaliyetlerinin altyapısına dönüştürülmüştür. İnternet hizmetleri bugün “hava ve su kadar bol” olabilecekken, piyasa koşullarında yaratılan “kıtlık” sonucunda, paketlenip satın alınabilecek metalara dönüştürülmüştür (Foster ve McChasney, 2011: 87-88). Sosyal medya da bu süreçten doğal olarak azade tutulmamıştır.
Tüm bu nedenlerden dolayı, sosyal medya dediğimiz iletişim ortamı, bugün, tüm kullanıcıların ürettiği içerikler nedeniyle değerlidir. Kullanıcılar için değerlidir, çünkü orada en temel insani ihtiyaçlarımızdan biri olan sosyalleşme ihtiyacımızı gideririz, yeni bilgiler ediniriz ve yeni bilgilerle katkıda bulunuruz. Bu alana el atmış şirketlerin tüm çabası ise bu kolektif faaliyete katılan kullanıcıların verilerine değişim değeri gözlüğüyle bakıp onları metalaştırmaya çalışmaktan ibarettir. Daha özlü bir şekilde ifade etmek gerekirse, sosyal medyayı var eden şey tüm insanların ortak üretici faaliyetiyken, sosyal medyayı ticarileştiren, alınıp satılabilen bir şeye dönüştüren şey ise kapitalist üretim tarzının yeni birikim alanları yaratma gayretinden başkası değildir.

Sosyal medyayı var eden şey tüm insanların ortak üretici faaliyetiyken, sosyal medyayı ticarileştiren, alınıp satılabilen bir şeye dönüştüren şey ise kapitalist üretim tarzının yeni birikim alanları yaratma gayretinden başkası değildir.

Karl Marx, Kapital’in birinci cildindeki bir dipnotta şunu söyler: “Eleştirel bir teknoloji tarihi, 18. yüzyılın herhangi bir buluşunda tek bir bireye ait olan kısmın ne kadar küçük olduğunu gösterirdi. Şimdiye kadar böyle bir eser yazılmamıştır” (Marx, 2011: 358). Ama biz bugün şunu net bir şekilde biliyoruz ki internetin teknolojik olarak ortaya çıkışının da “sosyal” nitelikler kazanıp tüm kullanıcıların kolektif üretim faaliyetinin bir alanı haline dönüşmesinin de arkasında bulunan yegâne güç insanlığın ortak üretici faaliyetinden başkası değildir. İnternetin ve sosyal medyanın ortaya çıkışının tek bir mucide, mühendise, bireye, kuruma, şirkete ya da şirketlere dayandırılamamasının nedeni budur.

DİPNOTLAR
1) Geleneksel medya, dijital medyanın icadından önceki iletişim araçlarını kapsar. Geleneksel medyada her bir iletişim aracı ve ortamı farklıdır, her içerik onu gerektiren iletişim ortamında üretilmek, transfer edilmek ve tüketilmek zorundadır. “Analog çağ”ın teknolojileriyle devam eden televizyon, radyo, telefon, fotoğraf, gazete vb. iletişim araç ve ortamlarını kapsar.

KAYNAKLAR
– Foster, J. B. & McChasney, R. (2011), “İnternetin Kapitalizmle Uğursuz Evliliği”, Çev., Kıvanç Nazım, Onur Gayretli. Monthly Review Türkçe. (28): 57-89.
Notabene.
– Marx, K. (2011), Kapital (Cilt I), Çev., Mehmet Selik, Nail Satlıgan, İstanbul: Yordam.