Ana sayfa Bilim Gündemi Farelerin yüz ifadeleri duygularını yansıtıyor

Farelerin yüz ifadeleri duygularını yansıtıyor

201
PAYLAŞ

Çeviren: Zeynep Gizem Emir

Araştırmacılar farelerin duygu durumları için farklı yüz ifadeleri tanımladılar. İnsanlara benzer bir şekilde, bir fare tatlı veya acı bir şey tattığında veya endişeli hale geldiğinde yüzü -her bir durumda- birbirinden tamamen farklı görünür. Farelerdeki duyguların ölçülebilir hale gelmesiyle birlikte nörobiyologlar, duyguların beyinde nasıl üretildiği ve işlendiğiyle ilgili temel mekanizmaları araştırabilecekler.

Farelerin duygularına göre sergiledikleri farklı yüz ifadelerini tanımlayan ilk kişiler Max Planck Nörobiyoloji Enstitüsü’ndeki araştırmacılardır. Zevk, iğrenme, korku ve benzeri duyguları yansıtan yüz ifadeleri her insanda aynıdır. Örneğin, bir şeyden tiksinirsek; gözlerimiz daralır, burnumuz kırışır ve üst dudağımız asimetrik olarak bozulur. Yenidoğanlar bile üzgün veya mutlu olduklarında ya da tiksinti duyduklarında birbirinden farklı yüz ifadeleriyle tepki verirler. Aynı zamanda, evcil hayvanlarımızın yüz ifadelerinden de duygularını anlamaya çalışırız. Buna karşılık, evde bakımını yapmadığımız diğer hayvanların yüzleri bizim için ifadesiz görünebilir; ancak Max Planck’teki biliminsanlara göre bu doğru değil.

Araştırmacılar, yapay görüş teknolojisi kullanarak farelerin yüz ifadeleriyle beş farklı duygu durumunu güvenilir bir şekilde ilişkilendirdiler. Öyle ki, araştırmacılar bu duyguların ayırt ediciliklerini bile ölçebildiler.

Sevinme ifadesi
Çalışma, bir farenin yüz ifadesinin aslında sadece çevreye yönelik bir tepki olmadığını gösteriyor. Bu yüz ifadesi, ifadenin oluşmasına neden olan şeyin faredeki duygusal değerini de yansıtmaktadır. Çalışmayı yöneten Nadine Gogolla, suya ihtiyaç duyduklarında şeker çözeltisi yalayan farelerin sevinme ifadesi ile çözeltiyi suya ihtiyaç duymadıkları zamanda yalayan farelerin ifadesini kıyasladı ve suya ihtiyaç duyanların çok daha fazla sevinme ifadesi gösterdiklerini söyledi. Bunun yanında, kısmen tuzlu bir çözelti tadan farelerin ise çok tuzlu çözeltiyi tadanlara göre daha memnun ifadeler gösterdiğini belirtti. Araştırmacılar, bu ve benzeri deneylerden, duyusal uyarandan ayrılmaksızın yüz ifadelerinin aslında bir duygunun içsel ve özel karakterini yansıttığı sonucuna varıyorlar.

Ayrıca duygular yalnızca harici bir uyarana tepki değildir; beynin kendi mekanizmaları yoluyla ortaya çıkarlar. Buradan hareketle araştırmacılar, beynin farklı bölgelerindeki nöral aktivitenin yüz ifadelerini nasıl etkilediğini araştırdılar.

Duyguların arkasındaki mekanizma
Farelerdeki yüz ifadeleri keşfinin en büyük faydası, duyguları meydana getiren mekanizmaları tanımlamanın artık mümkün olmasıdır. Şimdiye dek, duyguların güvenilir bir ölçümü olmadan beynindeki kökenlerini incelemenin zorluğu tam anlamıyla bir problemdi. Çalışmanın başyazarı Nejc Dolensek, “Biz insanlar, farelerin yüz ifadelerinde bariz olmayan bir değişiklik fark edebilsek de ifadenin arkasındaki duyguyu sadece büyük bir deneyim ile tanıyabilir ve yoğunluğunu neredeyse hiç belirleyemeyiz” diyor: “Otomatik yüz tanıma sistemimizle artık bir duygunun yoğunluğunu ve doğasını milisaniye cinsinden ölçebilir ve bunu ilgili beyin alanlarındaki nöral aktivite ile karşılaştırabiliriz.” Böylesi bir beyin alanı ise, hayvanlarda ve insanlardaki duyguların algılanması ve duygusal davranış ile ilişkili olan insüler kortekstir.

Biliminsanları 2-foton mikroskopi (2-photon microscopy) yöntemini kullanarak ayrı ayrı nöronların aktivitesini ölçerken eş zamanlı olarak farenin duygu durumlarını gösteren yüz ifadelerini kaydettiklerinde ortaya şaşırtıcı bir şey çıktı. Insüler korteksin her bir nöronu, farenin yüz ifadesi ile aynı şiddette ve tam olarak aynı zamanda reaksiyona girmişti. Buna ek olarak her bir nöron yalnızca tek bir duyguyla ilişkilendi. Bu sonuçlar, en azından insüler kortekste her biri spesifik olarak bir hissi yansıtan duygu nöronlarının var olduğunu göstermektedir. Nadine Gogolla, “Artık farelerin denek olarak kullanıldığı hayvan modelinde yüz ifadelerini kayıt altına alarak duyguların arkasındaki temel nöral mekanizmaları araştırabiliriz” diyerek bu çalışmanın anksiyete ve depresyon gibi bozuklukların ve duyguların araştırılmasında önemli bir önkoşul olduğunu ekledi.

Kaynak: SCIENCE DAILY