Ana sayfa Bilim Gündemi Koronavirüs Sözlüğü

Koronavirüs Sözlüğü

1976
PAYLAŞ

Hazırlayanlar (soyadı sırasıyla)
Emre Artan, Ogan Güner, İlayda İnan, Nalân Mahsereci, Umut Can Yıldız

COVID-19 pandemisiyle birlikte birçok bilimsel terim günlük hayatımıza sızdı. Gündemdeki terimlerin doğru anlamlarına ulaşma gereği duyacak okurlarımız için bir sözlük hazırlamaya giriştik. Ortaya çıkan metin terimlerin yalın açıklamalarını içeren bir sözlük olmasının ötesinde, a’dan z’ye okunduğunda, korona gündeminin bilimsel bağlamının anlaşılmasına bir temel oluşturacak, konunun aktüel kimi boyutlarını da derleyen bir nitelik kazandı. İyi okumalar…

Antijen testi: Boğaz ve/veya burundan alınan örnek (sürüntü) üzerinden SARS-CoV-2 virüsünün yüzeyindeki çıkıntıları doğrudan saptayarak sonuç veren testtir. Antijen testi, COVID-19 tespitinde PCR yöntemlerine göre hızlı olmakla birlikte hata payı, yalancı pozitif ya da yalancı negatif sonuç verme ihtimali daha yüksektir. Toplumda “hızlı kit” olarak da anılan bu test biçimi PCR gibi makineye ihtiyaç duymaz.
(bkz. PCR)

Antiseptik: Canlı dokularda enfeksiyona yol açabilecek mikroorganizmaları yok etmek ya da gelişmelerini önlemek için kullanılan kimyasal madde. Antiseptikler, aynı amaçla nesneler için kullanılan dezenfektanların düşük konsantrasyonlaryla hazırlanır.
(bkz. Dezenfektan)

Asemptomatik vaka: Bir hastalığın belirtilerinin (semptom) hiçbirinin gözlemlenmediği vaka. COVID-19 hastalığında asemptomatik vakaların, virüsün yayılmasını sürdürebildiği gösterilmiştir.
(bkz. Semptomatik vaka)

Aşı: Bir hastalığa karşı daha hastalığa yakalanmadan vücutta direnç geliştirmek için kullanılan biyolojik madde. Aşı yoluyla hastalık bir anlamda taklit edilerek, gerçekten hasta olunmadan ilgili hastalığa karşı vücutta koruyucu bağışıklık yanıtı tetiklenir ve bağışıklık belleğiyle bu durumun ömür boyu devam etmesi sağlanır. Aşı, virüsün canlı, zayıflamış formlarının veya ısı ya da kimyasallarla etkisizleştirilmiş bir kısmının veya tamamının kullanılmasıyla üretilir. Bu yöntem, canlı formun konakçıda gelişmeye devam etmesi veya etki değerinin bir kısmını yeniden edinmesi gibi riskler taşır. Korumanın elde edilmesi için daha yüksek dozda veya yeniden aktif olmayan haldeki virüs verilmesi gereklidir. COVID-19 aşısı için yapılan çalışmaların bazılarında, bu denenmiş yaklaşım kullanılmaktadır. Daha yeni teknoloji kullanan başka çalışmalarda, “rekombinant aşı” oluşturulması hedeflenmiştir. Bu tür aşının üretimi, insanlarda bağışıklık yanıtını tetikleme olasılığı en yüksek olan SARS-CoV-2 virüsünün yüzeyindeki sivri uçların genetik kodunun çıkarılmasıyla gerçekleştirilir. Elde edilen kod, bir bakterinin ya da mayanın genetik materyaline eklenir. Bu organizmalar fazlaca protein üretmeye zorlanır. Alternatif bir yaklaşımda, protein üretimi aşaması atlanır ve doğrudan genetik yapı üzerinden aşılar oluşturulur.

Bilim kurulu: Salgını kontrol altında tutmak için görevde bulunan, siyasi ve bilimsel disiplinlerden bilirkişilerin oluşturduğu kamu oluşumu.

Bulaşıcılık: Enfeksiyon üretme veya üretebilme durumu. Bulaşıcılığın yoğunluğu R0 Değeri ile tarif edilir.
(bkz. R0 Değeri)

Görsel 1. Koronavirüs, üzerindeki çıkıntılı yapıyı oluşturan S proteinlerini canlı hücreye girmek için kullanır.

Coronavirüs (Koronavirüs): İnsana bulaşan türlerinin genellikle hafif soğuk algınlığına neden olmasıyla uzun süredir tanınan bu RNA virüs ailesi, son 20 yılda insana sıçrayarak üç yeni SARS-CoV, MERS-CoV ve SARS-CoV-2 türleriyle ağır akut solunum yolu sendromuna da neden olan ölümcül belirtilere yol açmıştır.

Yarasa, deve, kedi gibi pek çok hayvanda yüzlerce türü bulunan bu ailedeki virüsler, kendini kopyalayacak bilgileri saklamak için tek iplikçikli bir RNA, RNA’nın bozulmaması için etrafına sarıldığı bir protein, bu yapıyı saran çift katlı lipit katmanı, bunun üzerinde de bulaştığı canlıdaki hücrelerin içine girmesini sağlayan “spike” (S) proteinler taşır. Kesiti alınarak görüntülendiğinde S proteinlerinin çıkıntıları taç benzeri bir görüntü oluşturduğundan Latince taç anlamına gelen “corona” kelimesine atfen isimlendirilmişlerdir.
(bkz. Görsel 1)

COVID-19 (KOVİD-19): Corona Virus Disease 2019. Koronavirüs 2’nin neden olduğu bulaşıcı solunum yolu hastalığı. İlk olarak 2019 Aralık ayında Çin’in Hubei bölgesi başkenti Vuhan’da görüldü. Öksürük, ateş, nefes alma zorluğu belirtileri gösteren hastalık ilerleyen safhalarda zatürreye dönüşerek ölüme yol açabiliyor. COVID-19 11 Mart 2020’de DSÖ tarafından pandemi ilan edildi.
(bkz. Pandemi)

Çift katlı lipit katmanı: Tüm canlıların hücre zarında da bulunarak onları dış dünyadan ayıran bu yapının başlıca bileşenlerinden biri “yağ” (lipit) molekülleridir. Koronavirüs ailesi de etrafında bu zarı bulundurduğundan, uzmanlar SARS-CoV-2 virüsünden korunmak için sabunla el yıkamayı tavsiye etmektedir. 

Çin ya da Vuhan virüsü: SARS-CoV-2 virüsünün medyada, özellikle Donald Trump’ın ısrarla tekrarladığı alternatif ve argovari adı. İlk olarak Çin’de ortaya çıkması sebebiyle Trump’ın bu virüsü bir tür Çin saldırısı olarak tarif etme çabasının ürünü. Geçmişte hastalıkları köken aldıkları yerle ifade etme pratiği bulunsa da; DSÖ artık coğrafi konum, kişi, hayvan, yiyecek gibi isimlerin kullanımını, kötü bir iz bırakabileceği ya da korku yaratabileceği için tavsiye etmiyor.

Dezenfektan: Nesneler üzerindeki bakteri, mantar, virüs ve tekhücreli canlıları öldürmek, etkisizleştirmek amacıyla kullanılan; klor, brom, iyot, ozon, fenol, alkol, hidrojen peroksit, çeşitli alkaliler veya asitler içeren kimyasal madde.
(bkz. Antiseptik)

DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü): WHO (World Health Organization). Toplum sağlığıyla ilgili çalışmalar yapan, Cenevre merkezli Birleşmiş Milletler kurumu.

Endemik: Sınırlı bir bölgede varolan hastalık.
(bkz. Epidemi)
(bkz. Pandemi)

Endositoz reseptör proteinleri: İnsan gibi karmaşık canlılardaki hücreler herhangi bir yabancı cismi içeri almayacak şekilde evrimleştiğinden hücre dışından bir maddenin hücre içine girmesi (endositoz) için onun kendi hücreleri tarafından gönderildiğini belirten bir etiket taşıması gerekir. Bu etiketi onaylayarak içeri alma işlemini başlatan yüzey proteinleri endositoz reseptör proteinleridir. Bu süreç reseptör aracılı endositoz olarak isimlendirilir.

Virüs gibi bazı hastalık yapıcılar hücre içine girmek için hücre zarında bulunan bu etiketi taklit eder. Örneğin SARS-CoV-2’nin, hücrelere girmek için normalde farklı bir biyolojik işlev için kullanılan Anjiyotensin Dönüştürücü Enzim 2’yi (ACE-2) kullanan ACE-2 reseptörüne, yüzeyindeki ACE-2 benzeri çıkıntılarla bağlandığı bilinmektedir. SARS-CoV-2’nin ACE-2 reseptörlerinin daha çok bulunduğu solunum yolu ve akciğeri daha çok enfekte ettiği (bulaştığı) düşünülmektedir.

Entübe etme: Solunum yetmezliği yaşayan hastanın solunumunun destekleyici makine aracılığıyla sağlanabilmesi için, hastanın ağzından nefes borusuna ulaşan bir tüpün takılması işlemi.

Epidemi: Bir hastalığın tek bir bölgenin sınırlarının dışına çıkması (salgın), geniş ölçüde yayılması, farklı bölgelerde görülmesi.
(bkz. Salgın)
(bkz. Pandemi)

Fiziksel mesafe ya da sosyal mesafe: İnsanlar arası teması kısıtlayan ve bireylerin birbiriyle arasına yaklaşık 1,8 metre koymasını salık veren tedbir. Alternatif kullanımı sosyal mesafedir.

Flattening the curve (Eğriyi düzleştirme): Güncel COVID-19 salgınında takip edilmesi gereken birtakım önlemler sonucunda, hastalığın bulaştığı hasta sayısının zamana göre dağılımını kontrol altına alma çabası. Toplam hasta sayısı değişmemekle birlikte, birim zamandaki maksimum hasta sayısının azaltılması ve daha geç bir zaman noktasına ötelenmesi ile vuku bulur. Böylece sağlık kurumlarına başvuracak hastaların zamana yayılması öngörülür.
(bkz. Görsel 2)

Görsel 2. COVID-19 salgınında alınan önlemlerle, hastalığın bulaştığı hasta sayısıını geniş zamana yaymak -eğriyi düzleştirmek- isteniyor.

In silico: Bilgisayarların bilgi işlemesini sağlayan mikroçiplerin silikon temelli olmasından ismini alan tabir, biyolojide toplanan verilerin bilgisayar yazılımlarıyla analiz edildiği biyoinformatik alanı için kullanılır. Epidemisi devam eden SARS-CoV-2 virüsünün farklı ülkelerde yapılan genomik dizilemeleri, mutasyonların belirlenmesi, suşlarının Dünya’ya nasıl yayıldığı gibi bilgilere “in silico” yöntemlerle ulaşılmaktadır.
(bkz. Mutasyon, Suş)

In situ: Latince bulunduğu yer anlamına gelen “situ” kelimesinden köken alır ve “bulunduğu yerde” anlamına gelir. Bir bilimsel araştırmanın doğal ortamında yapıldığını ifade eder. Bu bir kuşun yaşadığı ormanda gözlemlenmesi olabileceği gibi, bir hücrenin, vücudunun içindeyken incelenmesi ya da hücre yapısı korunurken hücre bileşenlerinin incelenmesi gibi farklı katmanları ifade etmek için kullanılabilir.

Index vaka (Patient zero): İlk vaka (0 numaralı hasta). Bulaşıcı hastalık, genetik olarak aktarılan hastalık ya da mutasyon belirtisini gösteren belirlenmiş ilk vaka.

In vitro: Bir şeyin ya da eylemin, organizmanın dışında, laboratuvar ortamında bulunduğunu ya da gerçekleştirildiğini ifade eder. Cam anlamına gelen Latince “vitro” kelimesinden köken alan kelime “cam içinde” anlamı taşır. Geçmişte laboratuvar ekipmanlarının genellikle cam olmasından köken almıştır. Kanadalı bir ekip SARS-CoV-2’yi izole ederek “in vitro” deneyleri mümkün hale getirmiştir.

In vivo: Latince canlı anlamına gelen “vivo” kelimesinden köken alır ve “canlı içinde” anlamına gelir. Canlı, doku ya da hücrenin bir bütün olarak kullanıldığı araştırmaları betimlemek için kullanılır.

İzolasyon: Bir virüsle (burada koronavirüsü) enfekte olmuş kişinin başkalarıyla temasını keserek evde veya hastanede kalması, hastalığı başkalarına bulaştırmasını önlemek amacıyla alınan tedbir.

Karantina: Bulaşıcı hastalığın yoğun olduğu bölge ya da şehirlerin dışarısıyla temasının kesilmesi. Burada, COVID-19 hastası biriyle teması olmuş kişinin evde kalarak kendini sınırlaması.

Konak: Doğal koşullar altında bulaşıcı bir hastalık yapıcının yerleştiği, kendini çoğalttığı ve evrimleştiği canlılar için kullanılır. Bu hastalık yapıcılar, konakçısına genellikle çok zararlı değildir. Bu, organizmanın yaşamını sürdürmesi ve hastalık yapıcıyı yayması açısından önemlidir. SARS-CoV, MERS-CoV, SARS-CoV-2 virüslerinin üçünün de ana konağının yarasalar olduğu gösterilmiştir. Yarasalar interferona dayalı güçlü bağışıklık sistemleri nedeniyle virüslerin kendilerine zarar vermesini engeller, ancak onları tamamen yok etmez. Bu nedenle ebola gibi öldürücülüğü yüksek pek çok zoonotik hastalığın kökeninde yarasa türleri yer alır.
(bkz. Zoonotik Hastalık)

Kuluçka süresi (İnkübasyon süresi): Kişinin hastalık etkenine (patojene) maruz kalmasının ardından semptom gösterene kadar geçen süre.
(bkz. Patojen)

Maske: İnsanların havada bulunan toz ve partikülleri solumalarını engelleyen ekipman. COVID-19 salgını sırasında iki maske tipi, cerrahi ve solunum sistemi koruyucu maskeler gündeme geldi. Cerrahi maskeler, sağlık çalışanları tarafından hastalara ya da hastalardan kendilerine bulaşı engellemek amacıyla kullanılır. Cerrahi maskelerin TS EN 14683 standardına göre, üç kattan oluşması, yırtılmaya dayanıklı ve hipoalerjik olması, sıvı bariyeri oluşturması ve bakterileri yüzde 99, partikülleri ise yüzde 95 oranında filtrelemesi gerekir. Tek kullanımlıktır. Solunum sistemi koruyucu maskeler ise, sağlık sektörünün yanı sıra diğer sektörlerde de iş güvenliği ve sağlığı için kullanılır. FFP ve N kodlarını taşırlar. Avrupa Birliği standardına göre solunum sistemi koruyucu maskeler (“filtering facepiece” – filtreli yüz maskesi, FFP), FFP1, FFP2, FFP3 kategorilerine ayrılır. FFP1 yüzde 80, FFP2 yüzde 94 ve FFP3 ise yüzde 99,97 koruma sağlar. N tipi kategorizasyon ise ABD’nin belirlediği standarttır. Filtreme etkinliklerine göre N95 yüzde 95, N99 yüzde 99, N100 ise yüzde 100 koruma sağlar. DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü), sağlık çalışanlarının kullanacağı maskelerin en az N95 veya FFP2 kategorisinde olmasını önermektedir. 

Mikroorganizma ya da mikrop: Çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük canlı. Örn. bakteri, protozoa, tekhücreli alg, fungi. Virüslerin kendi metabolizmaları yoktur, yalnızca konak hücrenin yardımıyla çoğalabilirler. Bu nedenle mikroplar gibi bağımsız organizma olarak kabul edilmezler.
(bkz. Virüs)

MERS (Middle East Respiratory Syndrome): ODSS (Orta Doğu Solunum Sendromu). Bir koronavirüs enfeksiyonudur. 2012 yılında Suudi Arabistan’da ilk vaka tespit edildi. Şimdiye kadar 2500’ün üzerinde vaka tespit edilen hastalık nedeniyle 866 kişinin öldüğü biliniyor. MERS vakaları aynı coğrafyada saptanmaya devam etmektedir. Hastalığı ortaya çıkaran MERS-CoV isimli virüsün, doğal konağı Mısır mezar yarasasında (Taphozous perforatus) evrimleştikten sonra, deve arakonağı aracılığıyla insana sıçradığı düşünülmektedir.

Mutasyon: Kalıtsal bilgi taşıyan DNA ya da RNA’nın bir nesilden diğerine aktarılırken geçirdiği değişimlerdir. Kopyalama hatası gibi iç ya da radyasyon veya kimyasal gibi dış etkenlerin sonucunda ortaya çıkabilir. Daha hızlı çoğalan ve kopyalama hatası kontrol mekanizması gelişmemiş bakteri ve virüslerde mutasyon oranı yüksektir. Bu nedenle yeni ortamlara uyum sağlama, yeni özellik kazanma ve kaybetme hızları da karmaşık canlılara göre fazladır.

SARS-CoV-2’nin geçirdiği mutasyonlar farklı ülkelerde RNA dizilemesi yoluyla incelenmektedir. Bunların ortaya konması olası farklılaşmaların gözlemlenmesini ve olası yeni tehditlerin erken tespitini saptayabilir. Sabitleyici mutasyonlara sahip SARS-CoV-2’nin yeni özellikler geliştirme olasılığı düşük görülmektedir.

Öz-karantina: Kişinin kendi iradesiyle başkalarıyla temasını kesecek şekilde sosyal hayattan kaçınması, kendini tecrit etmesi.

Pandemi: Bulaşıcı hastalığın salgın ve epidemi sınırlarınının da dışına çıkarak küresel ölçüde yayılması.
(bkz. Epidemi)
(bkz. Salgın)

Patojen: Hastalık yapıcı. Üzerinde bulunduğu canlıya hücre bütünlüğünü bozarak ya da kaynaklarını tüketerek zarar veren varlıkların hepsi için kullanılan ortak terimdir. Çokhücreli parazitler, tekhücreli fungi ya da bakteriler, virüsler ve prionlar gibi çeşitli biçimlerde bulunabilirler.

PCR: Polymerase Chain Reaction. Polimeraz zincir reaksiyonu, 1985 yılında Kary Mulis tarafından geliştirilen, DNA kopyalayan enzimler (DNA polimeraz) ve diğer bileşenleri laboratuvar ortamında bir araya getirerek DNA’nın bir bölümünü kopyalamayı ve ısıl döngüler yardımıyla üssel olarak çoğaltmayı sağlayan in vitro moleküler biyoloji yöntemidir. Genellikle üzerinde araştırma yapılacak DNA kısmından çok sayıda üretmeyi sağlayan bu yöntem, hangi kısımların kopyalanacağının yüksek keskinlikle önceden belirlenebildiği ve tek bir DNA’dan bile hızla milyonlarca kopya üretebildiği için kesin tanı koyma işlemlerinde de kullanılabilmektedir.

SARS-CoV-2 virüsünün tespiti için şu anda genellikle q-RT-PCR ismi verilen yöntem kullanılmaktadır. Bu yöntemde önce ters transkripsiyon enzimi yardımıyla virüsün RNA’sı DNA’ya dönüştürülür, ardından gerçek zamanlı PCR’la aranan DNA dizisinin bulunup bulunmadığı tepkime gerçekleşmeye devam ederken saptanır. Çok hassas olmasına karşın “hızlı test” ismiyle bilinen antijen testine göre daha fazla vakit alır ve q-PCR cihazlarına ihtiyaç duyar.
(bkz. In vitro)
(bkz. Antijen testi)

Proflaksi: Bir hastalığı önlemek için yapılan eylem. COVID-19 pandemisinde, sağlık kurumları ve uzmanların sağlıklı beslenme, spor yapma, doğru el yıkama ve dezenfeksiyon kurallarına uyma önerileri de proflaksi kapsamındadır. Gene salgın sırasında, hidroksiklorokin etken maddesini içeren bir ilacın proflaktik (önleyici) olarak işe yaradığı, kamuoyunda tanınan fakat konunun uzmanı olmayan insanlarca dillendirilmesiyle gündeme gelmişti. Üzerindeki bilimsel araştırmalar henüz yetersiz düzeyde olan ve birçok yan etki içeren bir ilacın, bu ilaca gerçekte gereksinimi olmayan insanlarca stoklanmasına, yanlış kullanımına ve gereksinimi olan insanlarca bulunamamasına yol açacak bu öneri, biliminsanları ve uzmanlarca yanlış bulundu.

R0 değeri: Enfekte eden ajanın bulaştırıcılık katsayısını tanımlayan değer. Bir kişinin virüsü bulaştıracağı kişi sayısını gösteren R0 değeri hesaplanırken vaka sayısı ve can kaybı oranının yanı sıra kuluçka ve bulaşıcılık süresi, bulaşma yolu ve yöntemi gibi etkenler de hesaplamalara dahil ediliyor. COVID-19 için WHO tarafından açıklanan R0 değeri 2-2,5. Basitçe söylemek gerekirse bu, 1 kişi taşıdığı hastalığı ortalama 2 ila 2,5 kişiye bulaştırıyor anlamındadır.
(bkz. Görsel 3)

Görsel 3. COVID-19’un bulaşıcılık katsayısının kimi başka viral hastalıkların katsayılarıyla karşılaştırılması.

Reseptör protein: Genellikle hücre zarının içinden geçer biçimde bulunan ve dışarıdan gelen bir uyarana hücre tepkisi oluşturan protein grubudur. Bir sinyal molekülünü ya da sıcaklık, elektrik gerilim, ışık gibi fiziksel değişkenleri algılayabilirler. Örneğin burunda koku soğancığındaki hücreler koku moleküllerini algılar ya da deride bir yara açıldığında kan yoluyla iletilen yeni deri hücrelerinin üretilmesini sağlayan epidermal büyüme faktörünün (EGF) molekülü EGF reseptörüne bağlanır. Gözlerdeki fotoreseptör hücrelerinin reseptör proteinleri ışığa tepki vererek görmeyi sağlar.

Risk grubu: Hastalığın ağırlaşma riskinin daha yüksek olduğu grup. COVID-19 için bu grup 65 yaş üstü olarak tanımlanmıştır. Ayrıca hipertansiyon, kalp rahatsızlığı, astım, KOAH gibi hastalığı olanlar da yaştan bağımsız olarak risk grubu içinde tanımlanmıştır.

RNA virüsleri: Kalıtım malzemesi olarak DNA yerine RNA taşıyan virüslerdir. Tek iplikçikli ya da çift sarmal RNA’ya sahip olabilirler. Bazı türleri kendi genlerini konağın genomuna yerleştirebilirken, koronavirüsler gibi bazıları doğrudan RNA’yı kopyalayacak kendi proteinlerini konağa ürettirerek çalışır.

Semptomatik vaka: COVID-19 semptom/semptomlarının gözlemlendiği vaka.
(bkz. Asemptomatik vaka)

Salgın: Kısa bir zaman içinde çevredeki insanların, hayvanların ya da bitkilerin büyük bir bölümüne bulaşan (hastalık). 15. ve 16. yüzyıllarda “sinsi hastalık” olarak bilinir, 17. yüzyıldan itibaren bulaşıcı hastalık olarak tanımlanır.
(bkz. Epidemi)
(bkz. Pandemi)

SARS (Severe Acute Respiratory Syndrome): Şiddetli Akut Solunum Yolu Sendromu. Kasım 2002 ve Temmuz 2003 tarihleri ​​arasında Hong Kong’da başlayan SARS salgını neredeyse pandemik hale gelmiş ve dünya çapında 8422 vaka ve 916 ölüm görülmüştür. Ölüm oranı %10,9 olarak açıklanmıştır.
(bkz. SARS-CoV-1)
(bkz. SARS-CoV-2)

SARS-CoV (SARS-CoV-1): Açılımı “şiddetli akut solunum yolu sendromu koronavirüsü” anlamına gelen virüs, 2002 yılının Kasım ayında ilk kez Hong-Kong’da tespit edilmiştir. 2013 yılında dünyaya yayılan virüs, SARS-CoV-2’ye göre yüksek öldürücülük ve düşük kuluçka süresi sayesinde daha az kişiye bulaşmış, böylece kontrol altına alınabilmiştir. Dünya genelinde toplamda 8 binden fazla kişiye bulaştığı saptanan virüs, 916 ölüme yol açtı. Virüsün sebep olduğu SARS hastalığına yakalananların neredeyse hepsinde yüksek ateş belirtisi gözlemlenirken, sıklığına göre öksürük, üşüme-titreme ve solunum zorluğu belirtileri bunu takip etmiştir. Virüsün doğal konağı olan nalburunlu yarasada evrimleştiği ve misk kedisi arakonağı aracılığıyla insana sıçradığı düşünülmektedir.

SARS-CoV-2: Başlangıçta yeni koronavirüs 2019 (nCoV-2019) denilen, daha sonra SARS-CoV’la aynı kökenden türediğinin ortaya çıkmasıyla Uluslararası Virüs Taksonomisi Komitesi’nin (ICTV) “şiddetli akut solunum yolu sendromu koronavirüs 2” (SARS-CoV-2) adını verdiği, pandemisi devam eden yeni koronavirüsün bilimsel adıdır.

Semptomları SARS’a benzeyen ve aynı şekilde genellikle zaatürre kaynaklı solunum zorluğuyla ölüme yol açan virüsün ölüm oranının (mortalite) düşük, kuluçka süresinin uzun ve asemptomik vaka sayısının fazla olması nedeniyle daha fazla yayılabildiği tahmin edilmektedir. Doğal konağı yarasalarda evrimleştiği düşünülen virüs, doğrudan yarasadan ya da pangolin gibi bir arakonak (vektör) aracılığıyla insana sıçramıştır.

Semptom: Hastalığa eşlik eden fenomenler, bulgu.

Suş: Genellikle eşeysiz üreyen bakteri gibi canlılar veya virüslerin aralarında küçük genetik farklılıklar bulunan ve aynı kökenden gelen gruplarını tarif etmek için kullanılan bir terimdir. Bu varlıklar aralarında alttür ya da tür tanımı yapılabilecek kadar farklılık barındırmaz. Hastalık yapıcıların farklı suşları, ilaçlara ve dış müdahaleye dayanıklılık gibi konularda gelecekte farklı özellikler sergileyebilir. Örneğin, Sars-Cov-2’nin farklı suşları sürekli incelenmekte ve takip edilmektedir. Türkiye’deki ilk dizileme ve köken ağacı çıkarmaya yönelik ön çalışma sonucu 9 Nisan’da yayımlanmıştır. http://www.ekoevo.org/turkiyenin-ilk-sars-cov-2-genomu-ile-ilgili-on-calisma/

Süper bulaştırıcı: Super-Spreader. Bir patojen tarafından enfekte olmuş, sıradışı sayıda insanı enfekte eden birey, hastalık bulaştırıcı. Güney Kore’de COVID-19 hastalığının kontrolden çıkmasına sebep olan ve 31 Nolu Hasta (Patient 31) diye anılan kişinin, kısa sürede 1160 kişiyle temas ederek ülkede salgının kontrolsüz bir şekilde yayılmasına sebep olduğu söylenmektedir.

Sürü bağışıklığı ya da toplum bağışıklığı: Herd Immunity. Yoğun aşılama veya yoğun enfeksiyon aracılığıyla hastalığın popülasyon içinde yayılımının kısıtlanması; kolektif veya sosyal bağışıklık. Bir hastalık bir popülasyon ya da insan topluluğunda belirli bir miktarın üzerinde yayılmışsa, taşıyıcılar, zaten hasta ya da hastalığı geçirerek doğal bağışıklık kazanmış kişilere hastalığı yeniden bulaştıramayacağı için hastalığın yayılmasının durma noktasına gelmesi durumuna denir. Aşılama yapılmadığı durumlarda salgınlara karşı herhangi bir önlem ifade etmez, bu nedenle COVID-19 için aşı geliştirilene kadar oluşacak sürü bağışıklıkları bir önlem değil, sadece sonuçtur. Örneğin R0 değeri 12 civarında olan kabakulak virüsü için sürü bağışıklığı eşiği toplumun yüzde 97’sinin bu virüs için aşılanmış ya da hastalığı geçirmiş olmasını gerektirir. R0 değeri 2 civarında olduğu tahmin edilen COVID-19 için bu değer yüzde 70’in üzerinde hesaplanmaktadır. Dünya ülkelerinin çoğunluğu bu değere ulaşmayı, ancak bunu sağlık sistemi kapasitesini aşmadan, ölü sayısını yükseltmeden ve bir aşı geliştirilmesine kadar uzatarak yapmayı hedefliyor.

COVID-19 salgını sırasında sürü bağışıklığı terimi özelikle İngiltere hükümetinin ilk dönemdeki açıklamalarıyla gündeme geldi. Bu açıklamalara göre hükümet, COVID-19’un bulaşıcılığını engellemek için önlem almamayı ve nüfusun büyük oranda enfeksiyon geçirmesiyle birlikte hastalığın yayılımını doğal seyrine bırakarak engellemeyi planlıyordu. Ama sürü bağışıklığının, bulaşıcılık ve öldürücülüğü daha düşük seyreden hastalıklarda işe yaradığı bilinmektedir. Benzeri şekilde ABD’den ilk açıklamalar da bu yöndeydi. Ancak bu politikanın 3 ay gibi kısa bir sürede milyonları aşabilecek ölümlerle sonuçlanabileceğine dair bilimsel modellemelerin yayılmasıyla, her iki ülke de politikalarında radikal değişikliğe gitmek zorunda kaldı.

Test/Pozitif: Yapılan test sayısı ile pozitif çıkan şüpheli sayısının bölünmesinden elde edilen yüzdesel oran.

Vaka: Tıbbi olgu.

Vaka ölüm oranı: CFR: Case Fatality Rate. Belirlenen vaka sayısının kaybedilen hasta sayısına bölünmesiyle elde edilen oran. Bu oran özellikle hastalıkla mücadelede sağlık sisteminin verimliliğini göstermesi açısından kritik ve değişkendir. COVID-10 hastalığının standart veya evrensel denebilecek bir vaka ölüm oranı yoktur, sağlık hizmetlerinin etkinliğine göre ölüm oranı değişebilmektedir. Örneğin sağlık sisteminin yoğunluktan dolayı tıkandığı Vuhan’da ölüm oranı yüzde 5,8 iken, Çin’in Vuhan dışındaki bölgeleri için oran yüzde 0,7’de kalmıştır.

Ventilatör veya solunum cihazı: Kendi solunumunu sağlayamayan hastalara oksijenli hava desteği sağlayan makine. İleri durumlarda hastanın nefes borusuna bir tüp yerleştirilerek (entübasyon), solunum cihazıyla oksijen oranı, basıncı ve sıklığı ayarlanabilir şekilde hava pompalanır. Bazı hekimler, COVID-19 hastalığında virüs akciğer duvarlarına zarar verebildiği için, diğer solunum zorluklarındaki düzeyde yüksek basınçlı hava verilmesinin bağışıklık sistemini daha fazla uyararak iltihaplanmayı arttırdığını düşünüyor. Bu nedenle hekimlerin bir kısmı zorunlu olmadıkça entübe yapmazken, yaptıklarında da asgari basınçla solunum desteği vermeyi tercih ediyorlar.

Virion: İzole edilmiş ve bütünlüğünü koruyan virüs.

Virüs: Sıklıkla sadece bir nükleik asit molekülünden (DNA ya da RNA) ve protein zarfından oluşan, metabolizmaya sahip olmayan ve yalnızca konakçı hücrenin yardımıyla çoğalan, parazitik nükleo-protein kompleks. Bitki, hayvan ve bakteriler de dahil olmak üzere her tür canlıya bulaşabilen virüsler, biyolojik varlıkların en geniş grubunu oluşturur. Virüs üzerine çalışan bilim alanına viroloji denir.

Virüs zarfı: RNA veya DNA moleküllerini korumak, bağışıklık sistemi tarafından tanınmayı önlemek, virüs girişini kolaylaştırmak gibi fonksiyonel özelliklere sahip, proteinlerden oluşan yapı.

Viroid: Virüslerden daha küçük bulaşıcı patojen.

Vuhan (Wuhan): Çin Halk Cumhuriyeti’nin Hubei eyaletindeki şehir. COVID-19’un ilk ortaya çıktığı yer olan Vuhan 78 gün boyunca karantina altında tutulmuştur.

WHO (World Health Organization): (bkz. DSÖ)

Yangı, iltihaplanma ya da enflamasyon: Vücuttaki bir dokunun öncelikli bağışıklık tepkisi olan, hücrelerin kendilerini dışarıya kapatmasını sağlayan interferon tepkisinden sonra ikinci savunma sistemi tepkisidir ve hastalık yapıcıların tespit edilerek yok edilmesine dayanır. Bağışıklık sistemi hücrelerinin dokuda birikmesiyle oluşur. Yangı, akciğerde gerçekleştiğinde zatürre ismini alır. Bu birikim ve salgılanan diğer sıvılar COVID-19’un neden olduğu solunum zorluğu ve buna bağlı ölümlerin başlıca nedenidir.

Yoğun bakım (ünitesi): Hastanenin, ağır durumda ve sürekli takip altında tutulması gereken hastalar için ayrılmış, özel ekipmanlara ve personele sahip bölümü.

Yoğun bakım yatak sayısı: Hastanenin yoğun bakım ünitesinde bulunan yatak sayısı toplamı. COVID-19 gibi bir pandemi karşısında yoğun bakıma yatırılması gereken hastalara gereken hizmetin sağlanabilmesi için kritik önemdeki bu istatistik, sağlık sisteminin salgın sırasında verimli çalışabileceğinin bir göstergesi niteliğindedir. COVID-19 salgını sırasında, liberal politikalar sonucunda özelleştirilmiş ve yatırımları kesilmiş sağlık sisteminin birçok ülkede yetersiz kaldığı ortaya çıkmıştır.

Zoonotik hastalık: Hayvanlar ile insanlar arasında, besinden ve farklı ajanlar tarafından taşınan (örn: Malarya), bilinen en eski hastalıkları kapsayan (örn: Kuduz) enfeksiyon hastalığı.