Ana sayfa Bilim Gündemi El hijyeninin önemli bir parçası olan sabunun tarihine bakış

El hijyeninin önemli bir parçası olan sabunun tarihine bakış

1120
PAYLAŞ

Çeviren: Zeynep Gizem Emir

Biliminsanlarının küresel salgın sürecinde COVID-19’un yayılmasını önlemek amacıyla verdiği sağduyulu bir tavsiye: “Ellerinizi sık sık tekrarlamak suretiyle en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkayın.”

Aslında bu tavsiyenin kimyasal bir temeli bulunuyor. Sabunda bulunan sürfaktanlar mikropları deriden arındırır. Su ise sabun kullanımının ardından kalan mikropları uzaklaştırıp derinin temizlenmesini sağlar. Sabun diğer ürünlere kıyasla masrafsız ve ülke genelinde her evde kolaylıkla bulunabilen bir ürün; ancak çoğu insan, cildimizi temizlemek için hepimizin güvendiği bir ürün olan sabunun tarihindeki uzun ve kirli geçmişi bilmiyor.

Mississippi Devlet Üniversitesi’nden Prof. Judith Ridner, sabunun tarihini irdeleyen araştırmasının büyük bir kısmında materyalist kültüre odaklanan bir tarihçi olduğunu ifade ediyor ve şöyle ekliyor:

“Geçmişte sabunun kullanımı hakkında bilinenleri araştırmaya başladığımda, sabunun karmaşık kökenlerini keşfetmek beni şaşırttı.”

Temel temizlik maddeleri
Antik Mezopotamyalılar, su ve odun küllerinden elde edilen kostik (yumuşak ve kaygan bir his veren) madde olan alkalin benzeri çözeltiyle ile birlikte, kesilmiş bir inek, koyun veya keçiden elde edilen hayvansal yağdaki yağ asitlerini bir araya getirip pişirerek bir tür sabun üreten ilk uygarlıktı. Karışımın sonucunda elde ettikleri, kiri temizleyen yağlı ve kokulu, yapışkan bir maddeydi.
Sabun adı ilk olarak Romalı bilim insanı Gaius Plinius Secundus’un M.S. 77 yılında yazdığı Naturalis Historia kitabında geçer. Bu kitapta Secundus, sabunu tipik olarak sığır yağından elde edilen mum yağı mamüllü bir pomad olarak tanımlar. Ek olarak sabunun özellikle Galyalı erkeklerin saçlarına “kırmızıya yakın bir renk tonu” vermek için uyguladıkları küller olduğunu da ifade etmiştir.
Eski insanlar ilk sabunları kişisel temizlik ürünü olmaktansa giysi üretecekleri yün veya pamuk liflerini temizlemek amacıyla kullanmışlardır. Kullanım suları ve yerel hamamların öncüsü konumunda olan Yunanlılar ve Romalılar bile sabunu vücutlarını temizlemek için kullanmadılar; Yunan ve Roma halkı bunun yerine su banyolarına girip vücutlarına kokulu zeytinyağı sürdüler ve kalan yağı veya kiri çıkarmak için “strigil” adı verilen bir metal veya kamıştan yapılan kazıyıcı kullandılar.

Yumuşaklığı, saflığı ve hoş kokusuyla övülen bitkisel yağ bazlı yeni sabunlar henüz Ortaçağ’a gelmeden Avrupa’nın ayrıcalıklı sınıflarına mensup insanlar tarafından lüks tüketim ürünlerinden biri olarak kullanılmaya başlandı. Bitkisel yağ bazlı sabunlardan ilki olan yeşil, aromatik defne yağıyla demlenmiş zeytinyağı bazlı bar sabunlardan Halep sabunu, Suriye’de üretilip Hıristiyan tüccarlar tarafından Avrupa’ya götürüldü.

Halep sabununu Fransız, İtalyan, İspanyol ve nihayetinde İngiliz versiyonları izledi. Bunların arasında, İspanya’nın merkezinde üretilen ve bölgenin adını alan Jabon de Castilla veya Castile sabunu en çok tanınan sabundu. Beyaz, zeytinyağı bazlı bar sabun, Avrupa kraliyet ailesi arasında epey popüler bir tuvalet eşyasıydı. Kastilya sabunu ise sert sabunlar için genel bir terim haline geldi.

Amerikan kolonilerinin yerleşimi, -ayrıcalıklı ayrıcalıksız fark etmeksizin- Avrupalıların pek çoğunun suyun hastalık yaydığı korkusuyla düzenli olarak yıkanmaktan uzaklaştığı bir dönemle çakıştı, ki bahsedilen dönem 1500 ve 1700’lü yıllar arasına denk gelmektedir. Koloniler halinde Amerika’ya gelen bir grup insan sabunu öncelikle ev temizliği için kullandı. Bundan sonra sabun yapımı kadınlar tarafından gerçekleştirilen mevsimsel bir rutin haline geldi.

1775’te Connecticutlu bir kadının sözünü ettiği gibi kadınlar kış ayları boyunca kasaplardan yağ alıp depoladılar. Pişirme işlemiyle odun küllerinden ortaya çıkan kimyasal yağı da benzer şekilde muhafaza ettiler. Baharda küllerden alkali çözelti elde edip çözeltiyi organik ve kimyasal yağlarla birlikte dev bir tencerede kaynattılar. Böylece kolonicilerin iç çamaşırı olarak giydiği keten kumaşları yıkamak için kullanılan yumuşak sabun üretilmiş oldu.
1807’de kurulan New York merkezli Colgate ve 1837’de kurulan Cincinnati merkezli Procter&Gamble gibi sabun üreticileri yeni ülkedeki sabun üretimini artırdı ancak sabun üreticilerinin ortaya çıkması sabunun bileşenlerinde veya kullanımında çok az oranda değişikliğe yol açtı. Orta sınıf Amerikalılar su banyosuna devam ettilerse de sabun kullanımı eskisine göre arttı.

Sabun yapımı, mum yapımı ile yakından ilişkili olan mum yağı ticaretinin bir uzantısı olarak kaldı. Sabunun kendisi çamaşır yıkama işlemi içindi. İlk P&G fabrikasında, işçiler sattıkları mum ve sabunu yapmak için evlerden, otellerden ve kasaplardan toplanan yağları kaynatmak üzere büyük kazanlar kullandılar.

Eşyaları temizlemek için kullanımdan vücudu temizlemeye geçiş
İç Savaş, sabunun eşya temizleyen bir üründen vücudu temizlemek için kullanılan bir ürün haline gelmesinde dönüm noktası oldu. Savaş için birlik olma çabalarına yardım etme amacıyla sıhhi bir önlem olarak düzenli bir şekilde su ve sabunla yıkanmanın temizlik ölçütü olduğu yönünde fikirler beyan eden yenilikçiler sayesinde “kişisel hijyenin sağlanması için yıkanma” popülerleşmeye başladı ve insanların ucuz tuvalet sabunları talebi önemli ölçüde arttı. Böylelikle şirketler tüketiciler için çeşitli yeni ürünler geliştirmeye ve bu ürünleri pazarlamaya başladı.
1879’da P&G’nin ABD’deki Milwaukee B.J. Johnson Soap Company’de tanıttığı ilk parfümlü tuvalet sabunlarından olan Fildişi sabununu 1898’de hurma ve zeytinyağı bazlı Palmolive sabun takip etti. Palmolive, 1900’lü yılların başında dünyanın en çok satan sabunuydu.

Sabunun kimyası da modern çağın yolunu açarak değişmeye başladı. P&G’de ithal hindistancevizi, palmiye yağı ve yurt içinde üretilen pamuk tohumu yağı ile yapılan laboratuvar deneyleri, 1909’da hidrojen ile birleştirilmiş yağların keşfedilmesine yol açtı. Bu katı, bitkisel yağ bazlı sabunlar, üretimini hayvansal yan ürünlere daha az bağımlı hale getirerek sabunda devrim yarattı. I. ve II. Dünya Savaşları sırasında sabun yapımı için katı ve sıvı yağ eksikliğinin yaşanması sentetik deterjanların yağ bazlı çamaşır sabunları, ev temizlik ürünleri ve şampuanlar için üstün kalitede bir alternatif olarak görülmesine sebep oldu.

Günümüzde ticari amaçlarla üretilen sabunlar, üzerinde uzmanlıkla çalışılarak laboratuvar ortamında tasarlanıyor. Sentezlenmiş hayvansal yağlar ve bitkisel bazlı yağlar ve bazlar, sabunların duyulara daha çekici gelmesi için nemlendiriciler, saç kremleri, köpürme maddeleri, renkler ve kokular dahil kimyasal katkı maddeleri ile birleştirilmekte; fakat bu maddeler duş jellerinin petrol bazlı içerikleri de dahil olmak üzere çoğunlukla kötü içerikleri tamamen kapatamıyor. P&G’nin 1947 kayıtlarında bahsettiği gibi: “Sabun bizim için umutsuzca sıradan bir maddedir.”

Normal zamanlarda da olduğu gibi kayda değer ölçüde önemli olmayan sabun küresel salgın sürecinden geçtiğimiz günlerde yeniden ön plana çıkmıştır.

Kaynak: https://theconversation.com/the-dirty-history-of-soap-136434