Ana sayfa 197. Sayı Kitapçı Rafı

Kitapçı Rafı

42
PAYLAŞ

Deniz Karakaş Şencan

Fosil  Avcısı
Shelley Amling, Alfa Bilim, 2020, 226 s.
Mary Anning, 1811’de 12 yaşındayken İngiltere’nin LymeRegis uçurumlarında fosil avı yaparken Ichthyosaur’un ilk dinozor iskeletini keşfetti. Kadınların bilimden dışlandığı bir dönemde, genç bir kız evrim hakkındaki tartışmayı bugüne kadar beslemeye devam eden bir keşif yaptı. Mary’nin keşfine kadar, hayvanların soyunun tükenmediğine inanılıyordu. Mary’nin bulguları, Darwin’in Türlerin Kökeni’nde ortaya konan evrim teorisinin temelini atmasına yardımcı oldu. Darwin, Mary’nin fosilleşmiş yaratıklarını, geçmişte yaşamın şimdiki gibi olmadığının tartışılmaz kanıtı olarak gördü. Bu kitap, Stephen J. Gould’un “paleontoloji tarihinin en önemli kişiliği” diyerek övgüyle bahsettiği Mary Anning’in yaşam öyküsünü anlatırken aynı zamanda paleontolojinin doğuşunu da ayrıntılarıyla aktarmayı amaçlıyor.

Fibonacci’nin İzinde
Keith Devlin, Alfa Bilim, 2020, 260 s.
Modern dünya matematik, özel olarak da kalkülüs üzerinde ayakta durur. Kalkülüs inanılmaz güçlüdür. Aya insan indirmek için gereken denklemleri formüle dökmeye ve çözmeye yarayan matematiksel alettir. Bir o kadar da gizemlidir. Modern matematiğin ve kalkülüsün dönüm noktasıysa 13. yüzyılda İtalyan matematikçi Leonardo Fibonacci’dir. LeonardEuler, Karl Friedrich Gauss, Pierre de Fermat’dan Kurt Gödel’e kadar kendisinden sonra gelen bütün matematik dehalarının, temel aldıkları matematik 13. yüzyılda şekillenmiştir. İşte bu macerayı tarihsel çerçevesi içinde ele alan yazarın kendisi de ünlü bir matematikçi. Yazdığı 35 kitap ve yapımcılığını üstlendiği çok sayıda radyo programıyla “Matematikçi Adam” olarak tanınan KeithDevlin bu kitabında okurları tarihsel bir yolculuğa çıkararak günümüz matematiğinin temellerinin atıldığı 13. yüzyılı ve özellikle de Leonardo Fibonacci’yi tanıtmayı amaçlıyor.

Geometri- Bilim 1
Mustafa Kemal Atatürk, İş Bankası Kültür Yayınları, 2020, 68 s.
Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin 12 Temmuz 1932’de kurulmasından sonra başlayan Dil Devrimi’yle Türkçeyi sade bir dil haline getirme ve yabancı kökenli kelimelerden arındırma çalışmaları hız kazanır. Yabancı dillerden, özellikle Arapça ve Farsçadan alınan bilim, fen, sanat ve teknik terimlerin Türkçeleştirilmesi için komisyonlar kurulur. Son derece ağır Osmanlıca terimlerin kullanıldığı “geometri”, eski deyişle “hendese” için ise bu çalışmayı bizzat Mustafa Kemal Atatürk yapar. Atatürk, 1936 yılında toplanan III. Türk Dil Kurultayı’nın hemen ardından “geometri öğretenlerle, bu konuda kitap yazacaklara kılavuz” olması amacıyla Dolmabahçe Sarayı’nda Geometri kitabını kaleme alır. Eğitime ve bilime verdiği önemi her zaman vurgulayan Mustafa Kemal Atatürk, ilk olarak 1937 yılında Kültür Bakanlığı tarafından basılan bu kitapla, kendisinin türettiği ve günümüzde kullanılan pek çok geometri terimini dilimize kazandırmıştır.

Çölün Gelini Palmira
Ahmet Denker, Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2020, 300 s.
Görkemli Palmira harabelerinin, insanların ortak görsel hafızasına yerleşme nedeni, Palmira hakkındaki haberlerle, daha öncesinde bu konuda duydukları ve bildiklerine dayanır. Çok eski bir tarihi olan bu bölge, ne yazık ki son yıllarda bir savaş alanına dönüşmüş ve bölgede yasayanlar yeri doldurulamayacak kayıplar vermiş, hayatta kalanlar da yerlerinden edilmiştir. IŞİD’in (DAEŞ) bölgeyi acımasızca istilası ve işgali, hem tarihi kalıntılara hem de bölge halkının varlığına en büyük darbeyi vurmuştur. Kültür yok edilmiş, yüzyılların hatırası, antik kalıntılar ve restore edilmiş yapılar dinamitlenerek yerle bir edilmiş, heykeller çekiçlerle parçalanmış, küçük objeler kırılmış, mumyalar imha edilmiştir. Bir bölgenin kültürel mirasını korumanın belkemiğini kayıtlar ve belgeler oluşturur. İşte bu anlayışla Minna Silver, GabrieleFangi ve Ahmet Denker de modern teknoloji ve görüntüleme yöntemleriyle Palmira kentine havadan ve uzaydan ne şekilde yaklaşılabileceğini saptadı. Eski haritalar, çizimler, tablolar, fotoğraflar ve dijital görüntülerin tümü, bu kültür mirasının kayıt ve belgelenmesine katkıda bulunmuştur. Yasemin Alptekin’in çevirisiyle Türkçeye kazandırılan bu kitap, Suriye’nin orta yerinde, etrafı çöl kumlarıyla çevrili yeşil bir vahada yer alan antik Palmira kentinin kültür mirasını anlamaya yardımcı olacak ve hatıraları koruyacak görseller sunmaktadır. Son yıllarda uluslararası haberlerin odağı haline gelen bu kentin durumu, Suriye’de 2011 yılında başlayan iç savaş nedeniyle pek çok farklı evrelerden geçti. Hem bu antik kent hem de Palmira’da yasayan halk talan ve yıkımlarla karsı karsıya kaldı. Bu kitap, Palmiralılara ve kentin yaralarını sarma sürecine ithaf edilmiştir; bu çalışma Suriyelilerle paylaştığımız Palmira’nın kültür mirasını anlatmaktadır.

Kültür ve Anarşi: Siyasal ve Toplumsal Eleştiri Alanında Bir Deneme
Matthew Arnold, Çev. Ferit Burak Aydar, Vakıfbank Kültür Yayınları, 2020, 264 s.

VakıfBank Kültür Yayınları, 19. yüzyılın kültür yorumcularından Matthew Arnold’ın başyapıtı sayılan Kültür ve Anarşi‘yi 150 yıl sonra çevirerek Türkiye’nin düşünce hayatına katkı sunmayı amaçlıyor. Tarihi ve toplumu ele alış tarzıyla muhafazakâr düşüncenin kurucusu EdmundBurke ile 20. yüzyılın büyük kültür ve medeniyet tarihçisi Arnold Toynbee arasında bir köprü kuran Matthew Arnold, Victoria Çağının entelektüellerinden biri olarak kabul görmüştür. Edebiyattan toplum teorisine, ilahiyattan mimariye geniş bir yelpazedeki denemeleriyle özgün bir kültür ve estetik anlayışı geliştirmeyi hedeflemiştir. Arnold, Kültür ve Anarşi‘de her iki kavramı birbirinin mutlak karşıtı olarak ele alır. Kültürün bir kusursuzluk arayışı ve incelemesi olduğunu, bu arayışın temel niteliklerininse güzellik ve zekâ, tatlılık ve ışık olduğunu ileri sürer. Üstelik yalnızca kusursuzluk değil, toplumsal düzene ve güvene dayalı bir yaşamın yolu da, ona göre kültürden geçer. Bu yüzden Matthew Arnold için, bir üst-varlık olarak Devletin himayesindeki toplumsal düzen kutsaldır; kültürse insanlara devletten yana büyük beklentiler ve planlar içinde olmayı öğrettiğinden anarşinin en büyük düşmanıdır.

İngiltere’nin Kısa Tarihi
SimonJenkins, Çev. Uygur Kocabaşoğlu, İletişim Yayınları, 2020, 360 s.
İngilizlerin isimlerinin nereden geldiğinden Viking istilasına, tarihin ilk anayasası olarak kabul edilen MagnaCarta’dan Yüz Yıl Savaşları’na, Yorklar ve Lancasterlar arasındaki Güller Savaşı neticesinde hâkimiyet kazanan Tudorlardan Winston Churchill’e, İç Savaş’tan Britanya İmparatorluğu’nun “dünya hâkimiyetini” eski kolonisi Amerika’ya kaybedişine dek ülkenin politik, kültürel, sosyal ve iktisadi dönüşümünü ortaya koymayı amaçlayan İngiltere’nin Kısa Tarihi, bu ilgi çekici hikâyeyi en geniş açıdan anlatma iddiasını başarılı bir şekilde yerine getiriyor. SimonJenkins, Saksonlardan günümüze İngiltere tarihini büyük tabloya yerleştiriyor. Geniş bir zaman aralığında, tüm önemli karakterleri ve olayları ayrıntılarıyla anlatmayı deniyor. İngilizleri, Britonlar ve Britanyalılardan ayrı bir yere koyarak sadece İngiltere’ye odaklanıyor ve tarihin belki de en şatafatlı geçmişine sahip bu ulusun kökenlerine indiğini iddia ediyor.

Batı’nın Egemenliği Nasıl Kuruldu? – Kapitalizmin Jeopolitik Kökenleri
Alexander Anievas, Kerem Nişancıoğlu, Çev. Çağdaş Sümer, Yordam Kitap, 2020, 384 s.
Batı’nın Egemenliği Nasıl Kuruldu?,kapitalizmin kökenlerine ilişkin disiplinlerarası ve uluslararası bir tarihsel analiz sunarak, yaygın kanıların aksine, kapitalizmin kökenlerinin kültürel ve coğrafi açıdan Avrupa’nın sınırlarına hapsedilemeyeceğini iddia ediyor. Kitap, Moğol istilalarının dünyayı birleştirmesinden vebanın yıkıcı ve yaratıcı etkilerine, Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa üzerindeki jeopolitik baskısından Amerika ve Asya’daki sömürgelerin sınıfsal ve toplumsal cinsiyete dayalı ilişkilerin ortaya çıkışındaki tarihsel rolüne, kapitalizmi yaratan farklı süreçleri birbirine bağlamayı amaçlıyor. Avrupa’da kapitalizmin doğuşu açısından belirleyici uğraklar olan burjuva devrimlerine de farklı bir bakış açısı getiren Anievas ve Nişancıoğlu, Batı’nın Egemenliği Nasıl Kuruldu?ile okura, son dönemin en canlı disiplinlerinden biri olan uluslararası tarihsel sosyolojinin yetkin ve ufuk açıcı bir örneğini sunmayı hedefliyor.

Sivas Katliamı – Yas ve Bellek
Ozan Çavdar, İletişim Yayıncılık, 2020, 272 s.
Madımak, 2 Temmuz 1993’ten beri Türkiye tarihinin en karanlık günlerinden birinin adıdır. Madımak Oteli, o gün Sivas’ta yapılacak kültürel bir etkinliği “dinsizlik”le, “zındıklık”la suçlayan bir linç topluluğu tarafından saatlerce kuşatıldı, sonuçta etkinlik için şehre gelen otuz üç kişi katledildi, elli bir kişi ağır yaralandı. Ölenlerin ardında yaslı aileler, yakınlar, anneler, babalar, kardeşler kaldı. Onlar katliamın hesabının sorulması, hayatlarını kaybedenlerin anısının yaşatılması, o gün olanların bir daha yaşanmaması için mücadele ettiler, ediyorlar. Öte yandan evlerin, odaların içinde keder hep vardı ve onlarca yıl sonra, bugün de varlığını hâlâ sürdürüyor. Ozan Çavdar, Sivas Katliamı’nda yakınlarını kaybeden ailelerle görüşerek bellek mücadelelerinin arka planında kendini hep hissettiren yası, kayıpla nasıl başa çıktıklarını araştırıp, bizzat onların dilinden aktarmadı hedefliyor. Zeynep Altıok Akatlı, Eren Aysan ve Yeter Gültekin ile yaptığı görüşmelerin yanı sıra kamuoyunca daha az bilinen, ama kayıplarının hatırasını yaşatmak için didinen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği çevresindeki ailelerin sesini de kitabına taşıyor. Sivas Katliamı: Yas ve Bellek, yakınlarını katliamda kaybeden ailelerin samimi duygularının, düşüncelerinin işitileceği ilk akademik araştırma olma özelliğini taşıyor.

Kağıda İşlenen Uygarlık – Kağıdın Tarihi ve İslam Dünyasına Etkisi
Jonathan M. Bloom, Çev. Zülal Kılıç, Kitap Yayınevi, 2020, 336 s.
Bu kitap, ortaçağda İslam diyarlarında yaygınlaşan kâğıdın yaşamın her yönünü nasıl etkilediğini gözler önüne sermeyi hedefliyor. Batı Asya’daki Müslümanlar, 8. yüzyıl başında Çin’den kâğıt yapımını öğrendiler; beş yüz yıl sonra bu bilgiyi İspanya’daki Hıristiyanlara aktardılar. Kâğıt, bilginin kuşaktan kuşağa geçmesini sağlayıp kültürler arasında bir köprü oluşturdu. Jonathan M. Bloomhikâyesindekâğıdın 2000 küsur yıl önce Çin’de icat edilmesinden başlıyor. Batı Asya ve Kuzey Afrika’da İslam ülkelerine girişiyle devam ediyor. Kâğıt; yazının gelişimini, kitabı, matematiği, müziği, el sanatları, mimariyi, hatta mutfakları etkiledi. Örneğin 14. yüzyıldan itibaren İslam ülkelerindeki binalar birbirine benzedi, çünkü kâğıt üstüne çizilen planlar, bir mimarinin belki hiç görmediği bir taşra kenti için bina tasarlamasına olanak sağlıyordu. Çömlekçiler tasarımlarını örnek kitaplarından aldı, dokumacılar eskizler ya da grafiklerdeki desenleri çözmeyi öğrendi. Kâğıt almasa belki ünlü Uşak madalyon halıları o kadar ince nakışlı olamazdı, çünkü bu halıların desenlerini saray atölyelerindeki sanatçılar kâğıda çiziyor, halı dokuyanlar da bu kâğıda bakarak düğümlerini atıyorlardı. Ebced hesabından ciltçiliğe, müzikten savaş planlarına, bezeme sanatından soyağaçlarına, kâğıdın etkilemediği hiçbir alan yoktu. Kâğıdın serüvenini anlatan Jonathan M. Bloom, Boston College’da İslam ve Asya Sanatı Profesörü, İslam Sanatı ve Mimarisi kitabının da ortak yazarı.