Ana sayfa 200. Sayı Kitapçı Rafı

Kitapçı Rafı

91

Uygarlıktan Kurtulmak
Ender Helvacıoğlu, Bilim ve Gelecek, 2020, 244 s.
Tarihin gelişimi hangi yöndedir? Uygarlaşma yönünde mi, uygarlıktan kurtuluş yönünde mi? Uygarlaşmaya çalışarak mı uygarlaşıyoruz, yoksa uygarlıktan kurtulmaya çalışarak mı? Uygarlık kurucularının temel iddiaları (can ve geçim güvenliği) uygarlaşarak mı sağlanabilir, yoksa uygarlıktan kurtularak mı? Daha soyutlayarak ve kavramsallaştırarak soralım: “İlerlemecilik” mi yoksa “kurtuluşçuluk” mudur tarihi sürükleyen asıl dinamik? İlerleyerek mi kurtuluyoruz, kurtularak mı ilerliyoruz? Uygarlık kurucusu ve geliştiricisi egemen sınıflar (yani ilerlemeciler) tarihin öznesi gibi görülebilirler, oysa ilerlemeciliğin öznesi, ezilenlerin uygarlıktan kurtuluş mücadelesidir. Şimdiye kadar hep yıkıcılar/kurtuluşçular, kurucuların/ilerlemecilerin aracı oldu. İnsanlık tam tersini becerdiğinde yeni bir dönem, post-uygarlık (komünizm) dönemi başlayacak. Böylece yıkıcı-kurucu, ilerlemeci-kurtuluşçu çelişkisi de son bulacak. Buna “tarihin sonu” da diyebiliriz. Bu bir hayal mi? Yoksa -bırakın hayal mi değil mi tartışmasını- türümüzün devamı için birzorunluluk mu? Okuyacağınız kitapta bu çelişmeli ve çatışmalı süreç ele alınıyor, Modernite’nin bu süreçteki en önemli dönemeç olduğu vurgulanıyor ve bilimsel sosyalizmin (Marksist kuram ve pratiğin) insanlığı geleceğe taşıma potansiyeli tartışılıyor.

Çevre Politikası – Ekolojik Sorunlar ve Kuram
Aykut Çoban, İmge Yayınları, 2020, 368 s.
Çevre Politikası: Ekolojik Sorunlar ve Kuram, toplumun doğayla etkileşimlerinin yöntembilimsel, tarihsel, sınıfsal, iktisadi, siyasal, kültürel ve etik yönlerini bir arada ele alan bir tartışma sunuyor okura. Aykut Çoban ekolojik sorunların çok bileşenli nedenlerini, farklı toplum kesimleri için eşitsiz etkilerini ve doğadaki canlı-cansız varlıklar bakımından sonuçlarını inceliyor. Dahası, iktisadi üretim, bireysel tüketim ve etik alanlarında öneriler getiren politika yaklaşımlarını, değerlendiriyor. Sürdürülebilir kalkınma, döngüsel ekonomi, küçülme politikaları, çevreci yaşam tarzları, yeşil tüketim pratikleri, ahlaki tutum ve davranış değişiklikleri seçeneklerini mercek altına alıyor. Bu gibi politika yaklaşımlarının, ekolojik örselenmeye çare olma potansiyellerinin niçin zayıf ve yetersiz kaldığını araştırıyor. Böylece de ekolojik sorunların çözümlerinin, nerede aranması gerektiğini gösteriyor.

 Kökenler
-Yeryüzünün Tarihi İnsanlık Tarihini Nasıl Şekillendirdi?, Lewis Dartnell, Çev. Cüneyt Kural, Tellekt, 2020, 352 s.
İnsanlık tarihi hakkında konuştuğumuzda, genellikle uluslararası aktörlere, büyük liderlere ya da tarihe damga vurmuş savaşlara odaklanırız. Peki ama yeryüzünün kendisi kaderimizi nasıl belirlemiş olabilir? Gezegenimizdeki ani iklim değişiklikleri göçebe toplumdan tarım toplumuna geçişi tetikledi. Dağlık arazi özelliği Yunanistan’da demokrasinin gelişmesine yol açtı. Atmosfer dolaşımının yapısı coğrafi keşiflere, sömürgeleştirmeye ve ticaretin ilerlemesine yön verdi. Bugün bile ABD’nin güneydoğusunun siyasi haritası nihayetinde antik bir denizin 75 milyon yıllık tortuları tarafından biçimlendirilmeye devam ediyor. Her yerde gezegenin insan üzerindeki derin izleri var. Kökenler, ilk ekinlerin yetiştirilmesinden modern devletlerin kurulmasına kadar ayaklarımızın altındaki yeryüzünün insan uygarlıklarının şekillenmesi üzerindeki nefes kesici etkisini inceliyor.

50 Soruda Evrim
Çağrı Mert Bakırcı, Bilim ve Gelecek, 2020, 288 s.
Popüler bilim platformu Evrim Ağacı’nın kurucusu Çağrı Mert Bakırcı bu kitapta tartışmalarda sıkça gündeme getirilen ve evrimle ilgili kafa karışıklıklarına neden olan sorulara, bilimsel gerçekler çerçevesinde doyurucu yanıtlar veriyor. Bakırcı’nın evrimin pek çok boyutuyla ilgili bilimsel gerçekleri anlatırken ele aldığı kimi sorular şöyle: Evrim “sadece bir teori mi”; ispatlanmamış mı? Evrim teorisini reddeden biliminsanı yok mu? Evrimin kanıtları neler? Cansız atomlar nasıl canlılık yaratır? Bir tür yeni bir türe nasıl dönüşür? Evrime yönelik deney ve gözlemlerde bakteriler hâlâ bakteri, balıklar hâlâ balık, kuşlar hâla kuş değil mi? Canlıların belirli ortamlara uyum sağlaması sadece adaptasyon olamaz mı? Mutasyonlar her zaman zararlı mı? Evrimsel süreçte genlere yeni bilgi nasıl yüklenir? Evrim her şeyi tesadüfle mi açıklar? Evrimi gözleyebilir miyiz? Evrim termodinamik yasalarıyla çelişir mi? Canlıların milyonlarca yılda hiç değişmeyen fosilleri evrimi çürütmez mi? Göz veya beyin gibi karmaşık yapılar evrimle nasıl var olabilir? Zekâ bu kadar avantajlıysa, insan dışındaki türlerde neden evrimleşmedi? İnsanlar maymunlardan evrimleştiyse, neden hâlâ maymunlar var? İnsan evrimin son ürünü mü? Evrim bir süpergücün yaratma yöntemi olamaz mı? Evrimle yaratılış çelişir mi?

Higgs Kuvveti – Kozmik Simetri Nasıl Kırıldı?
Nicholas Mee, Çev. Zeynep Alpar, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 2020, 446 s.
Bu kitabında maddenin temel bileşenlerinin ve onları birbirine bağlayan güçlerin hikâyesini anlatan Mee, evrenin merkezinde yer alan simetriyi ve bu simetrinin kırılışına dair gizemi ele alıyor. Kitap üç kısımdan oluşuyor. İlk kısımda tarihsel ve felsefi bağlam sunuluyor. İkinci kısımda, parçacık fiziğinde önemli olan kuvvetlerin her biri açıklanmaya çalışılıyor. Son kısım, parçacıkların ve kuvvetlerin modern sentezini ve parçacık fiziği yapbozundaki eksik parçanın aranmasını ele alıyor.
Kitap, Higgs parçacığına yönelik 50 yıllık arayışı özetlemeye çalışmanın dışında; Michael Faraday’in elektrik ve manyetizma üzerine yaptığı araştırmalardan bu yana geçen 200 yılı inceleyerek, genel bir fizik tarihi bağlamına oturtmayı hedefliyor.

Arıların Bildikleri ve Dünyamızdaki Yaşam İçin Önemleri
Thor Hanson, Metis Kitap, 2020, 296 s.
Arıları incelemeye başladıktan sonra tam bir arı ilgilisine dönüşen doğabilimci Thor Hanson, bu kitapta okuru zengin ve bir mikrokozmosa davet ediyor. Balarıları, eşekarıları ve yabanarılarından başka arıların olduğunu anlatan yazar, ilginç özellikleri ve yaşam tarzlarıyla çeşit çeşit arıları tanıtmayı amaçlıyor: kazıcılar, madenciler, duvarcılar, yaprak kesenler, üçkâğıtçı guguk arıları ve daha niceleri. Bu esnada arılarla ilgili birçok sorunun yanıtını verdiğini iddia ediyor: Arılar nasıl ortaya çıkıp farklılaştı? Çiçeklerle birlikte nasıl evrim geçirdiler? İnsanın evriminde nasıl bir rol oynadılar? Günümüzde arı nüfusunu tehdit eden etkenler neler? Arıların azalması insanlar ve dünya ekosistemi için ne anlama geliyor? Arısız bir dünya neye benzer? Onları korumak için ne yapabiliriz?

Ahtapotun Ruhu
Sy Montgomery, Çev. Sibel Alaş, Beyaz Baykuş, 2020, 312 s.
Ahtapotlar seçimlerini hangi güdüyle yaparlar? Neden şu rotayı, şu kavgayı, şu yuvayı değil de diğerini tercih ederler? Davranışları gelişigüzel midir yoksa tecrübeyle mi edinilmiştir? Özgür iradeleri var mıdır? Dahası bir ahtapot gibi olmak nasıldır? Ahtapotların düşünceleri, duyguları ve bir kişilikleri vardır. Onlar değişim üstatlarıdır. Bir ahtapot, içinde bulunduğu durum için gerekli görüntüyü seçmek, seçimine uygun şekilde değişmek, en sonunda sonuçları gözlemlemek ve gerekirse tekrar değişmek zorundadır. Kendinden farklı bir yaratığın zihninde neler olduğunu tahmin edebilen bütün yaratıkların en başarılısı, ahtapottur. Çünkü ahtapot, kendini korumak için yaptığı sayısız aldatmacayı bu yetenek olmadan yapamaz. Popüler doğa bilimcisi Sy Montgomery, araştırmacılığın gerçek derinliğine iniyor. Bir yandan bu zeki ve büyüleyici yumuşakçalara karşı duyduğu hayranlığın kronolojik tarihini yazıyor, diğer yandan eşsiz bir aşk hikâyesi anlatıyor. Kimi zaman eğlenceli, kimi zamansa dokunaklı ve derinlikli olan Ahtapotun Ruhu, Sibel Alaş’ın kusursuz çevirisiyle ahtapotların zekâsına dair öğrenebileceklerimizi açığa çıkarıyor.

Türkiye’de İlk Tarikat Zümreleştirilmesi
Mehmet Rahmi Ayas, Doğu Batı Yayınları, 2020, 109 s.
Türkiye’de çeşitli dinî zümreleşmelerle, varlığını sürdüren toplulukları da ele almak bakımından, onların kaynaklarına inmek ve Anadolu’da ilk ortaya çıkan dinî zümreleşmeleri bilmek, özellikle önemlidir. Bunun için, kitabın yazarı, Anadolu’daki ilk dinî-tasavvufî zümreleşmeleri araştırma konusu olarak seçmiştir. Bir din sosyolojisi uzmanı olan yazar, söz konusu bilimsel alan ile araştırmada uygulanan dinî tecrübe öğretisini kısaca ele aldıktan sonra, Türkiye’de sözü geçen zümreleşmelerin sosyolojik zeminini teşkil eden olaylar ve yeni bir toplum çevresi teşekkülünü, görülen ilk dinî-tasavvufî bir araya gelişleri, özellikle başlangıcı itibarıyla buradaki topluluklarla bağlı zümreleşmeleri belirtmeye yönelmektedir. Bu kitap ayrıca Türkiye’de din sosyolojisi alanında yapılan ilk doktora tezi olma özelliğini   taşımaktadır.

Disiplinlerarası Bir Bakışla Sanat Yazıları
Kolektif, Pinhan Yayıncılık, 2020, 176 s.
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın meşhur yapıtı Saatleri Ayarlama Enstitüsü‘nde, Hayri İrdal şunları söyler: “Parmaklığın kendisine gelince, bu güzel sanat eserini ilk keşfeden, onun karşısında hayranlık duyan benim. Onun güzelliğini ben fark ettim. Onu antikacının dükkânında ben yakaladım. Herhangi bir anlayışsız ele düşmesini ben önledim. Hülâsa onu ben kurtardım. Kurtardığım şeyi kendi evimde emniyet altına almam, bir daha olur olmaz maceralara düşmemesini temin etmem kadar doğru bir şey olur mu? Sonra ondan benim kadar kim zevk alabilir? İnce arabeski arasından kendi mazisini, bütün o garip insan kalabalığıyla beraber kim seyredebilir?”
Evet, sanatı düşünmek sanatı kurtarmaktır. Bu bağlamda; Hilmi Yavuz, Önay Sözer, Aydın Afacan, Funda Civelekoğlu, Güneş Sezen, Toros Güneş Esgün, Ateş Uslu, Ali Akay, Erkin Kıryaman, Serdar Tekin ve Fatma Sıla Sandal’ın katkı sunduğu Disiplinlerarası Bir Bakışla Sanat Yazıları, bazı sanat dallarına ve bazı sanat yapıtlarına ihtimam göstererek, sanata yeniden yaklaşmayı teklif eder.

Yitik Miras: Zeus Sunağı
Ali Sönmez, İdeal Kültür Yayıncılık, 2020, 272 s.
Osmanlı coğrafyasında bulunan eski eserlere Batılı devletlerin ilgisi, 18. yüzyıldan itibaren kurulmaya başlanan müzelerin de etkisiyle, gittikçe artan bir şekilde daha sistematik ve sömürgeci bir girişim haline geldi. 19. yüzyıldan itibaren Batılı ülkelerin hemen tümü, mümkün olduğunca çok eser toplayabilmek için adeta birbirleriyle yarıştılar. Osmanlı Devleti gittikçe artan ve yağmacılığa dönüşen bu faaliyetlere karşı Tanzimat Fermanı’nın ilanından sonra gerekli yasal düzenlemeleri yaparak karşılık vermeye çalıştı. İlk olarak Müze-i Hümâyûn’un işlevsel hale getirilmesi ile başlayan eski eser meselesindeki süreç, 1869, 1874, 1884 ve 1906 yıllarında yürürlüğe giren Âsâr- Atîka Nizamnâmeleri ile hukuki bir zemine, denetime ve yurt dışına çıkarılmasına yasak getirilmesi de dâhil, düzenli bir sisteme oturtulmaya çalışıldı. Ancak, yapılan tüm hukuki düzenlemelere rağmen paha biçilmez değerdeki buluntuların yurt dışına götürülmesi ve kaçakçılık engellenemedi ve Osmanlı Devleti’ne uygulanan siyasi baskı ve şantaj yöntemiyle pek çok değerli eser yabancı müzelerin envanterine girdi. Bu kitap, Helenistik Dönem sanatının görkemli örneklerinden biri olarak kabul edilen Zeus Sunağı’nın Almanya’ya götürülmesi ile sonuçlanan süreci, arkeolojik ve hukuki yönleri ile değerlendiriyor.