Ana sayfa 206. Sayı Yaralardan Bir Zemin, İyileşmeye Doğru Giden

Yaralardan Bir Zemin, İyileşmeye Doğru Giden

75

Ruhu iyileştirmek, özellikle son yıllarda gittikçe popülerleşen bir eğilim haline geliyor. İnsanlar kendilerine, ruhlarına, bir türlü sebebini bilemedikleri huzursuzluklarına, duygusal zorluklarına iyi gelecek şeylere yönelmek istiyor. Bu yönelimin elbette şaşılacak yanı yok. Winnicott’un olduğunu düşündüğüm ancak maalesef tam olarak kime ait olduğunu hatırlayamadığım, kulağıma çalınan bir bilgi var aklımda: İnsanı bırakırsanız kendisini iyileşmeye, onarmaya, dengeye getirmeye döner. Hem fiziksel hem ruhsal olarak bu böyledir. Ancak ruhunu iyileştirmeye yönelen günümüz insanının meselesi, sağlam bir zemine sahip olmayan ve altı dolu olmayan iyileşme eylemlerinden medet ummaktır. Mindfulness, yoga, özşefkat vb. yaklaşımlar onları taşıyacak sağlam bir zemine inşa edilmezse havada kalır. Bir bağlamdan kopuk olurlarsa iyileştirici etkilerinin olması da pek mümkün olmaz. İnsanların ruhlarını iyileştirmeye yönelmesi tabii ki yüzümü güldürüyor fakat zemini olmayan bu tarz pratikler maalesef ki bir pazara dönüşmüş, adeta para ile sahip olunmaya çalışılan mutluluk tuzağı haline gelmiş.
İnsan çaresiz hissederken her yolu denemeye yatkın olur. Ruhundaki ağır yükü, sırtından bir yük bırakır gibi bir an önce bırakmak ve rahatlamak ister. Bir insan olarak kendim de deneyimlediğim bu hissi bir psikolog olarak çalışmalarımdan da tanırım ve bilirim. Bir sihirli değnek olsa, bir ilaç olsa, bir mucize olsa ve acılarımızı, çaresizliklerimizi, yorgunluklarımızı, huzursuzluklarımızı, stresimizi dindiriverse… Ama dinginliğe çoğu kez sabır, zaman ve emek eşlik eder. Mucize ise, insanın biraz sıyrılıp dışarıdan bakabildiğinde gördüğü kendi dayanıklılık gücüne denebilir bence. Böylesine bir dayanıklılık, zaman zaman ancak birine “dayanarak”, birinden destek alarak kendisini gösterebilir. Hatta, destek alabilme özelliği de insanın dayanıklılığının bir parçası olarak değerlendirilmelidir.
İyi olma haline nasıl erişeceğimizle, ruhumuzu nasıl iyileştireceğimizle ilgili pek çok eylem, ritüel, tavsiye ve tuzak çevremizi sarmışken sizlerle bu yazıda dolu dolu ancak bir o kadar sade ve dingin bir kitabı konuşmak istedim. Akademik, bilimsel ve klinik tecrübelerden gelen bir doluluğun yanı sıra Ayten Zara’nın bu hayattaki insani tecrübelerinin de doldurduğu satırlar Ruhu İyileştirmek: Göz, Söz, Nefes kitabında okuyucusuyla buluşuyor. Bu kitap, sizleri “zemini sağlam olan” bir iyileşme isteğine ve arayışına yöneltebilir.
İstanbul’da, Mardin’de, Erzurum’da, Ağrı’da; Çin’de, İngiltere’de, Hindistan’da, Afrika’da ve daha pek çok yerde insanların neler yaşadığına tanıklık etmek ve kendi ifadesiyle “rahim/koza” olma motivasyonlarıyla yaşadığı türlü deneyimlerden yola çıkarak okurları kendi yollarına koyulmak konusunda cesaretlendirmek istiyor Zara kitabında. Bir manastır yolunda karşılaştığı ninenin sözü, bir bilgeyi merak edip çıktığı upuzun yolculukların kendisi, Afrika’daki bir kabilenin kadın şefi, Anadolu’nun bir köyündeki bir teyzenin öğrenmeye olan hevesi gibi kaleme aldığı birçok anı okuyucunun kendi içindeki bir şeylerle karşılaşmasına vesile olabiliyor. Sıklıkla rastlanılanın aksine derin bir duyarlılık ve insan anlayışı kitabın içerik ve üslubundan gelip okuyucunun yüreğini sarmalıyor. “Özşefkat” denen yaklaşımın ancak öteki insanların duygularını, deneyimlerini ve acılarını tanıyarak oluşturulabilecek bir sevme kapasitesi ile gerçeklenebileceğini ortaya koyuyor. Başka insanların insanî tecrübelerinden uzak durarak ve yalnızca kendini sevmeye odaklanarak sağlanmaya çalışılan hissiyat özşefkat değil, habis bir narsisizm olur. Sevilmek ve sevmek, birbiriyle etkileşim halindeki deneyimlerdir. Sevilmek, ancak sevme kapasitesini artırarak hissedilebileceği gibi sevmek de bir ötekinin sevme kapasitesi sayesinde insanın ruhsallığında vuku bulabilir. Kendini sevmek istiyorsan da yara(lar)ını unutmak, yok saymak, on(lar)dan korkmak kaçmak yerine onları sevmenin işe yarayabileceğine işaret ediyor yazar. “Yaralarınızı sevin” diyor ve başkalarının yaralarına da kahredeci bir duyarsızlık içinde olmayın.
Duyarsızlık ile ilgili bir noktadayken, önemli bir parantez açalım: Dünyadaki en gaddar duyarsızlıklardan biri kitabın içerisinde kendisine yer bulmakta ve Ayten Zara bu duyarsızlığın yarattığı acının sesini duyurmakta. “Cinsel istismar sessiz bir salgındır. Gücünü sessizlikten alır. Siz sustukça karanlık artar.” şeklinde ifade ediyor yazar. Bizimki de dahil olmak üzere pek çok kültürün cinselliği sözün dışında tuttuğu, adeta konuşmayı yasakladığı gerçeği, cinsel şiddeti artırmaktadır. Konuşulmamış olan ham kalır, işlenmemiş kalır ve bu bir sıkıntı olarak geri döner. Cinselliğin konuşulmaz olması, ham kalması, insanın ruhsallığında sembolize edilememesi acıyı getirir. Pek çok çocuk maalesef yetişkinlerin bu konuşamama laneti yüzünden cinsel şiddet görmekte. Ve yine aynı lanet, bu vakaların bildirim oranını azalttığı için ortaya çıkmasını engellemekte. Zara’nın “sessiz bir salgın” olarak nitelendirdiği cinsel istismar, açık açık konuşulmadıkça ne azalacak ne de son bulacak. İlginçtir ki para/mutluluk tuzağı “ruhu iyileştirme” pratiklerinin pazarını gören ve görünür kılan medya, cinsel istismarın acısını iyileştirmek ve bu tehlikeyi azaltmak için yapılan eylemleri, etkinlikleri ve destekleri görmemekte ve göstermemekte. Ayten Zara’nın Birlikte Cinsel İstismarı Önleyebiliriz / Karanlığı Arala hareketi de kameraların çevrilemediği görünmeyen hareketlerden biridir.
Ruhunuzu iyileştirmek için ne yaparsanız yapın -ister yoga, ister mindfulness, ister terapi, ister hobi…- altını doldurmadığınız sürece havada kalır. Oysa bulabileceğiniz şey yaralarınızdır. Onları bulduktan sonra onlarla ilgilenerek “kendinize gelebilirsiniz”. Kitapla ilgili yazılabilecek bin bir şeyin arasından, yazarının yazdığı şu cümleleri seçerek bu yazıyı noktalamak istiyorum:
“Kapıyı aralayıp görmeniz gerekeni görün, ulaşmak istediğinize ulaşın istedim. Kendinizi karşınıza alıp göz göze bakışın, konuşun, barışın istedim. Hayatın kendinizi bulmakla ilgili değil, kendinizi yaratmakla ilgili olduğunu bilmenizi istedim.”

Ruhu İyileştirmek, Ayten Zara, Nemesis Kitap, 2021, 192 s.