Ana sayfa 207. Sayı Lağım patlamaları!

Lağım patlamaları!

52

Türkiye “lağım patlamaları” dönemine girdi. Kokusu yıllardır geliyordu ama bugün artık patlıyor ve ortalığa saçılıyor. Sadece insana, emeğe, toplumsal değerlere, doğaya, toplam olarak vatana satılacak birer meta olarak bakmaktan söz etmiyoruz. Bu “metalar” ancak bir işgal ordusunun yapabileceği gibi yağma ve talan edilmiş ve ediliyor. Yani AKP iktidarı ve bu iktidardan beslenenler, insanı, kurumları ve doğasıyla bütün bir ülkeye “ganimet” olarak bakıyorlar. Ganimetin sözlük anlamı: savaşta düşmandan ele geçirilen her türlü mal. Evet, bu ülkeye ve bu halka düşmanlar ve ele geçirdikleri her mevzie bir ganimet olarak bakıyorlar. Sadece bir “meta ekonomisi” değil bu, dahası bir “ganimet ekonomisi”. Evet, her gün bir başka lağım patlıyor ve ganimet ekonomisinin bir başka yüzü ortaya çıkıyor.
Böyle iktidarlar sadece devlet kurumlarını ve yönetim katlarını değil, toplumu da çürütürler. İktidarlar çürür ve sonunda devrilirler; ama toplumun çürümesi sorununun üstesinden gelmek daha zordur, çünkü toplumu deviremezsiniz, onu diriltmek zorundasınız. Böylesi bir zorlu görevle karşı karşıyadır Türkiye. Sorun sadece bir iktidar değişimi değil, köklü bir toplumsal arınma, temizlenme meselesi. Bir devrim meselesi…
“Lağım patlaması” tanımına en uygun olgulardan biri de Marmara Denizi’ndeki müsilaj meselesi. On yıllar boyu deyimin tam anlamıyla “içine edilen” Marmara Denizi, içine edilenleri müsilaj olarak suratımıza kustu. Bir deniz taammüden öldürüldü (bu sayımızda söyleşi yaptığımız Levent Artüz’ün deyimi) ve şimdi ne yapılacağı bilinmiyor. Ama öldürülen sadece Marmara Denizi değil ki… Türkiye’nin bütün nehirleri, gölleri, kıyıları, ormanları, tarım alanları yağma ve talan edilmiştir, ölmüştür veya ölümün eşiğindedir. Bu sayımızda yaşadığımız sorunun ufak tefek reformlarla değil, ancak köklü bir dönüşüm ile çözülebileceğini anlatmaya çalıştık.

***

Artık net bir biçimde ortaya çıkmıştır ki, iki yıldır dünyayı teslim alan koronavirüs salgınına karşı tek çözümümüz aşıdır. Aşıda patentin kaldırılmasını, aşı üretiminin ve dağıtımının kamulaştırılmasını, tüm dünya toplumlarına acilen ücretsiz aşı dağıtımının sağlanmasını bu nedenle talep ediyoruz. Herkes hızla aşılansın diye…
Fakat hâlâ bir aşı karşıtlığı eğilimi görülüyor. İlginçtir, Türkiye’de bu bir halk eğilimi değil. Sıradan değdiğimiz, cahil dediğimiz halk, gidiyor aşısını oluyor. Aşı karşıtlığı daha çok, “bilim”, “anti-kapitalizm”, “anti-emperyalizm”, hatta “sol” kisvelerle ve türlü komplo teorilerinin eşliğinde ortaya çıkıyor. Yeni tür bir şarlatanlık! Piyasa ekonomisini, ilaç tekellerinin kâr hırsını, tıpta kapitalizmi eleştirmek hepimizin boynunun borcu, Bilim ve Gelecek dergisi çıktığı günden bu yana bunu yapıyor. Zaten bu eleştiriyi yaptığımız için, kitlesel aşılamanın önündeki engelleri yıkmaya çalışıyoruz. Bin kere yazdık, son kez tekrar edelim: Aşı karşıtlığı, bir yeni dönem “entel şarlatanlığı”dır.

***

Bu sayımızda İzlem Gözükeleş’in, egemen sistem altındaki yapay zekâ uygulamalarının karanlık yüzünü ortaya seren makalesine özel bir dikkat. Çözüm gibi ortaya atılan ileri teknolojinin arka yüzündeki doğa ve insan yıkımını gözler önüne sürüyor.

Dostlukla kalın…