Ana sayfa 208. Sayı Belediye Anonsu

Belediye Anonsu

45

Belediye anonslarının yaşamın nabzını tuttuğu küçük bir yer burası. Her günüm ölüm ilanlarıyla başlıyor. Bu durum, trajediye meyilli bir insanda tuhaf biçimde yaşama bağlayıcı bir etki yaratıyor. Bazen de duyarsızlık. Ama belki yaşama bağlı olmak belli bir duyarsızlık becerisi kazanmakla ilgilidir. İşte, bu anonslardan birinde, kısa sayılmayacak ömrümde duyduğum en acıklı şey süzüldü kulaklarıma: “Yedi yaşında, bir gözü kör sarman kedimiz kaybolmuştur. Dirisini ya da ölüsünü bulanlara ödül verilecektir.” Hemingway’in o meşhur kısa öyküsü gibi… Ya da ölüsünü… Anons iki kere tekrarlandı; bir şey saplandı içime, gözlerim doldu acıdan. Ya da ölüsünü…
Düşündükçe, kaçınılmaz biçimde içime kazındıkça güzel bir yan da buldum elbette. İnsan denen yıkıcı canlının bir başka canlıya çıkarsızca böylesi bağlanabilmesi, onu, ölüsüne dahi ödül verecek denli yaşamına, yüreğine katmış olmasıydı güzel gelen. Bunu akılda tutmak gerek, dedim kendi kendime. Bunu akılda tutmak gerek. Her yerden yükselen cinayet, şiddet, talan haberlerinin ortasında sıkışıp kalmışken, yel değirmenlerine kafa tutarken; yaşamı her şeyi yutan ve çöpe dönüştüren barbar bir sisteme karşı savunurken… Hatırlamak gerek.

***

İnsan Denen Hayvan henüz kapağını açmamışken bile beni heyecanlandırmıştı. Bu, tanışmadan kurulan yakınlık okudukça, satır satır kuvvetlendi. Kardiyolog Barbara Natterson-Horowitz ile bilim yazarı Kathryn Bowers’ın ortak çalışması olan İnsan Denen Hayvan temel olarak tıpta bütünsel bir yaklaşımı savunuyor. Veteriner tıp, beşeri tıp ve evrimsel tıbbı birleştirme denemesi olan çalışma ortaya zoobiquity, yani hayvansal ortaklık kavramını atıyor.
“İnsan elbette benzersiz bir tür. Genetik açıdan şempanzelerden yüzde 1,4 oranındaki küçük farklılığımız Mozart’ı, Mars gezginini ve moleküler biyoloji çalışmalarını yaratan fiziksel, bilişsel ve duygusal özelliklerimizin sebebidir. Gelgelelim bu kritik ama minicik yüzdenin ihtişamından kamaşan gözlerimiz, genetik açıdan yüzde 98,6 oranında aynı olduğumuz gerçeğine karşı körleşir. Hayvansal ortaklık yaklaşımı ise bizi, aşikâr olduğu ölçüde sınırlı olan farklılıklarımızın ötesini görmeye ve aramızdaki muazzam benzerlikleri kucaklamaya teşvik eder.”
Her bölümde insana özgü sandığımız ama aslında hayvanlar arasında da rastlanan durumları ele alan Horowitz-Bowers ikilisi yalnızca tıp alanını ilgilendiren değil, alana meraklı ya da kitapta ele alınan sorunları yaşamış (hangimiz yaşamadık ki?) okur için de çok ilgi çekici bir çalışma hazırlamış. Yeme bozukluğu olan bir tek biz değiliz; obezite insana özgü değil, kafayı bulmak için çok şeyi (bazen her şeyi) göze alan sizce sadece insan mı?
“Cengellerde, okyanuslarda, ormanlarda ve evlerimizde yaşayan hayvanlar da tıpkı bizim gibi hastalanır. Veteriner hekimlerin karşılaştığı ve tedavi ettiği hastalıklar çok çeşitli hayvan türlerini kapsar. Öyle olduğu halde hekimler bu gerçeği görmezden gelir. Oysa bu bizim için çok önemli bir kör nokta çünkü hayvanların doğal ortamlarında nasıl yaşadığını, öldüğünü, hastalandığını ve iyileştiğini öğrenirsek, bütün türlerin sağlığı için daha iyisini yapabiliriz.”
Tıp gibi insanı genellikle korkutan bir alanda yazılmış olmasına karşın kitabın rahatça okunan, nüktedan bir dili var. Şiirsel Taş’ın çevirisi ise harika. Son olarak kitabı okurken kafamda dönüp duran şarkıyı itiraf ediyorum: Hepimiz kardeşiz, bu kavga ne diye?

***

David Ouimet’in yazıp resimlediği Suspus benim için 2020 yılının en iyi beş kitabından biri, ara ara sarıldığım bir dost. Seda Ersavcı’nın zarif kelimeleriyle Türkçeleştirdiği Suspus sessiz bir çocuğun dünyasına götürüyor bizi. O sessizliğin kelimelerini keşfederken satır aralarından umudun, yaratıcılığın ve hayalin gücü sızıyor.
Az sözcükle kurulmuş bir hikâye Suspus ama şelale gibi çağlıyor insanın içinde. Bunda muhteşem resimlerin payı da çok büyük elbette. “Sesimi duyduklarında, şehirler yaratacağım kelimelerimle.”

***

Bir arkadaş sohbeti sırasında fark ettim Donna Leon’u ıskaladığımı. Kitaplığı karıştırınca karşıma ilk çıkan kitabı Yaban Ellerde Ölüm oldu. Venedik’te bir erkek cesedi bulunmasıyla başlayan öykü beklenmedik bir boyuta ulaşarak yozlaşmış, kokuşmuş ilişkiler ağını ortaya koyuyor. Sakin, sevecen, yeri geldi mi işini bilir bir karakter olan Komiser Brunetti’yle bu olaylar yumağının içinde debelenirken yazarın eleştirel yaklaşımı öykünün ötesine, olay örgüsünden çok daha fazlasına işaret ediyor. Yaban Ellerde Ölüm bizlere çok tanıdık bir atmosferde geçiyor, Komiser Brunetti aileden biri gibi; bu Akdeniz kardeşliği kuşkusuz kitabı daha da çekici hale getiriyor.

***

Ağustosun yakıcı sıcağında serinletici okumalar, su gibi akan kitaplar ve zihni ferahlatacak dirençli düşünceler öneriyorum – hepimize.
Her sayfası esin dolu bir ay dilerim.

-İnsan Denen Hayvan, Barbara Natterson-Horowitz, Kathryn Bowers, çeviren Şiirsel Taş, Metis, 362 s.
-Suspus, David Ouimet, çeviren Seda Ersavcı, Çınar Yayınları.
-Yaban Ellerde Ölüm, Donna Leon, çeviren A. Semih Bilencan, Ayrıntı, 240 s.