Ana sayfa 210. Sayı Beslenme Politiktir

Beslenme Politiktir

115

Son yıllarda özellikle büyük şehirlerde kurulan tüketici kooperatiflerinin yaygınlaşması dikkatimi çekiyor. Bunun yanında bazı şehirlerde kurulan organik pazarlara da ilgi giderek artıyor. İnsanların büyük market zincirlerinin organik etiketli raflarından ziyade, bu pazarlara ilgisinin artması beni de oldukça memnun ediyor. Ayrıca bu durumu geçici bir eğilim olarak da görmüyorum. Gıda güvenliği, gıda güvencesi ve gıda egemenliği kavramları önem kazanmaya ve daha fazla tartışılmaya başlandı. Özellikle gıda güvenliği, gıdanın küresel şirketlerin denetiminden çıkarıp halkın egemenliğine geçirecek; toprakları, tohumları, suyu, hayvanları, biyoçeşitliliği koruyacak toplumsal bir kavram olarak karşımıza çıkıyor. Bu kavramın öznesinde hem tüketiciler hem de küçük üreticilerin yer alması önemlidir.
Dolayısıyla büyük küresel firmalarla rekabet edebilmek için küçük üreticiler için kooperatifleşme yeniden önem kazanıyor. Neoliberal serbest piyasa koşullarında, dünyanın en ücra yerlerine kadar nüfuz etmiş çokuluslu şirketler karşısında tarımsal kooperatifler, belki de en önemli direnç noktası haline geliyor. Ekoloji, tarım, konusunda sürekli okuduğumdan kooperatifler konusu da ilgi alanıma giriyor. Yakın zamanda basılmış olan 21. Yüzyıl Türkiye’sinde Tarım ve Kooperatifler kitabı da bunlardan biri. Çağatay Edgücan Şahin’in derlediği kitapta, tüketicilerin vazgeçilmezi olan bazı ürünlerin özelinde kurulan kooperatifler, araştırma konusu olarak karşımıza çıkıyor. Her ürün ve kooperatif, farklı akademisyenler tarafından kaleme alınmış ve bazılarının da tez konusu olduğunun altını çizmemde fayda var.
Kooperatifler hakkında yazdığım naif ve umut dolu yazılarımda olduğu gibi tabii ki her kooperatifte işler bu kadar yolunda gitmiyor. Hükümetlerin neoliberal politikalara meyledip Dünya Bankası, IMF baskıları sonucunda adeta şirketleştirilmeye çalışılan ve yöneticileri bazen siyasiler tarafından atanıp kontrol edilen kooperatifler, hâlâ direnişini sürdürüyor.
Bununla birlikte bu yazdıklarımdan, kitap hakkında karamsar bir tablo çizdiğim düşünülmesin. Yapılan yanlışları, doğruları görmek yeni çözümler üretmek adına umut verici olarak düşünülmeli. Kitapta benim de basından okuduğum kadar kulaktan dolma bilgi sahibi olduğum, Ovacık Tarımsal Kalkınma Kooperatifi hakkında oldukça güzel bir araştırma yer alıyor. Ovacık deneyimi adeta bize alternatif bir kooperatifçilik örneği ve ütopik bir deneyim sunuyor. Ayrıca, böyle akademik kitaplarda görmeye alıştığımız bir genel sonuç bölümü yok, ama her araştırma sonunda ilgili kooperatifler hakkında, yazarı olan akademisyenlerin sonuç bölümleri var ki bu yöntemin de başarılı olduğu söylenebilir.
Küreselleşmenin bu son dönemecinde; iklim kriziyle, küresel salgınlarla, kuraklıkla, yangın ve sel felaketleriyle, hatta besin kıtlıklarıyla karşılaşıyoruz. Gıda özelinden bakıldığında çokuluslu şirketlerin yerine hem tüketiciyi, hem de küçük üreticiyi koruyacak alternatifler çok önemli hale geliyor. Bu nedenle kooperatif deneyimleri hem önemini koruyor, hem de üzerinde biraz daha düşünmemizi gerektiriyor. Hâlihazırda sayıları giderek artan üretici ve tüketici kooperatiflerinin ilişkisi futbol tabiriyle, kapitalizme şık çalımlar atmaya devam edecekmiş gibi görünüyor. Tohumdan başlayıp, tabakta sonlanan gıda konusuna her vatandaşın dâhil olması politik bir gerekliliktir. Kitabın giriş bölümünde kooperatifçiliğin tarihini kaleme alan Abdullah Aysu’nun ifadesiyle: “Yemek yemek politik bir iştir.” Kesinlikle katılıyorum.

21. Yüzyıl Türkiye’sinde Tarım ve Kooperatifler
Derleyen: Çağatay Edgücan Şahin, NotaBene Yayınları, 2021, 256 s.