Ana Sayfa 214. Sayı Kitapçı Rafı

Kitapçı Rafı

133

Üretim Düzenleme İsyan: Osmanlı İmparatorluğu’nda Toprak Meselesi – Arazi Hukuku ve Köylülük
Atilla Aytekin, Dipnot Kitap, 2022, 270 s.
Attila Aytekin bu kitapta Osmanlı tarımı, tarımsal ilişkilerin ve mülkiyet haklarının Osmanlı devletince düzenlenmesi ve köylülük üzerine Marksist perspektiften çözümlemeler getirmeyi amaçlıyor. Kautsky ve Lenin gibi klasik ve daha sonraki çağcıl Marksistlerin katkılarını eleştirel bir süzgeçten geçirerek çıkardığı sonuçları son dönem Osmanlı İmparatorluğu’nda çiftlik olgusunu anlamak için işletiyor. Geleneksel tarihçiliğin üzerini örttüğü Osmanlı köylü isyanlarını ve halk direnişlerini köylülerin tavırları ve köylülerin çatışma süreci boyunca ortaya koydukları protesto yöntemleri açısından odağına alan yazar inkâr edilegelen köylü failliğinin siyasal ve toplumsal etkilerini gözler önüne seriyor. Köylü ayaklanmalarına zemin hazırlayan Tanzimat reformlarını, Arazi Kanunnamesi’ni, Kırsal borçluluğu ve Asya Tipi Üretim Tarzı tartışmlarını gündeme getiriyor. Kitap sosyal bilim dünyasına, Osmanlı tarihçiliğine ve tarımsal çalışmalar / köylülük çalışmaları alanına önemli bir katkı niteliğini taşıyor.

Covid-19 ve Türkiye’de Sosyal Politika
Kolektif, Sarmal Kitabevi, 2021, 455 s.
Covid-19 salgını bütün ülkelerin refahında, ekonomik ve toplumsal yaşamında derin tahribata neden oldu. Salgın öncesinde neoliberal politikaların yarattığı ekonomik ve sosyal hak kayıplarının salgında toplumsal  eşitsizlikleri daha da derinleştirdiği görülüyor. Ekonominin ve toplumsal yaşamın olağan dönemlerinde işçi sınıfı ve bağımlı çalışanları  toplumun iktisaden zayıf kesimlerini  korumada kritik bir rol oynayan sosyal politika Covid-19 salgını ile birlikte tekrar güçlü bir biçimde gündeme geldi. Türkiye  Covid-19 salgınına neoliberal ve muhafazâkar politikalarla kuşatılmış olan sosyal politika anlayışı ile birlikte sosyal devletin ve sosyal güvenliğin ciddi biçimde aşındırıldığı koşullarda yakalandı. Bu kitap Türkiye’de salgınla mücadelede sosyal politika oluşturma süreci, sağlık sisteminin yönetimi ve halk sağlığı, sosyal güvenceler, salgın sürecince yaşanan istihdam kayıpları, işsizlikte yaşanan gelişmeler ile bunlara karşı alınan önlemler salgında bakım yükünü sırtlanan kadınların istihdamdaki durumu salgına özgü emek denetimi ve salgının yaşam alanlarına sosyal ve psikolojik etkilerini etraflı bir biçimde inceleyen bir başvuru kitabı olmayı hedefliyor.

Ben Halkım
Nadia Urbinati, Tellekt Yayınları, 2022, 336 s.
Ben Halkım’da Nadia Urbinati, popülizmin, lider ile liderin “iyi” ya da “doğru” insanlar olarak tanımladığı kişiler arasındaki doğrudan ilişkiye dayanan yeni bir temsilî hükümet biçimi olarak görülmesi gerektiğini savunuyor. Popülist liderler, sıradan çoğunluğun çıkarlarına ihanet etmekle suçladıkları aracılara –özellikle siyasi partilere ve bağımsız medyaya– ihtiyaç duymadan halkla ve halk adına konuştuklarını iddia ediyorlar. Ancak Urbinati önemli bir noktaya dikkat çekmeye çalışıyor: Popülist hükümetler diktatör ya da faşist rejimlerden önemli ölçüde ayrılsalar da, gerek liderin iradesine bağımlı olmaları gerekse “iyi” ya da “doğru” olarak kabul edilmeyen insanların çıkarlarını dışlama istekleri anayasal demokrasiyi çökerterek otoriterliğe giden yolu açıyor. Teorik analizleri, siyasi düşünce tarihini ve güncel olayları bir araya getiren Ben Halkım, popülizmi ve onun demokrasiyle olan ilişkisini özgün ve aydınlatıcı bir biçimde irdeliyor.

Freelance Emek – Ofissiz Çalışmanın Sınıfsallığı
Özlem İlyas, İletişim Yayınları, 2022, 216 s.
Freelance Emek, “ofissizleşen” emeği anlatıyor. İnsanları evinden veya istediği yerden, istediği zaman, istediği kişilerle, istediği gibi çalışarak geçimini kazanabileceği fantezisiy- le ayartarak, onlara güya özgürlük vaat eden bir emek rejimi bu. Bu sözüm ona özgürlük, 7 gün 24 saat işe koşulabilmek anlamına geliyor; üstelik “evde” olduğu için hem işveren hem hane halkının gözünde kolaylıkla görünmez hale gelen bir çalışma söz konusu. Freelance’in tasfiye ettiği iş güvencesinin yerine konan “network” (ilişki ağı) bağlantılarının da, aydacı-çıkarcı yapısıyla nasıl yalnızlaştırıcı bir evren kur- duğunu görüyoruz. Kitap, gitgide yaygınlaşan freelance çalışma koşullarının, güvencesizliği katmerlendirirken, neoliberal özgürlük vaadinin hilafına çalışanları suçluluk ve utanç duygularına sürüklediğini gösteriyor. Fakat bir teslimiyet hikâyesi değil bu; Özlem İlyas, freelance emekçilerin direniş ve örgütlenme tecrübeleri içinden, alternatif bir özgürlük tahayyülünü arıyor. “Neoliberal freelance çalışma koşullarında özgürlük, hem bir önkoşul hem de 2008 krizi sonrası dönemde feragat edilmesi beklenen güvenceler karşılığında vaat edilen bir arzu nesnesidir. (…) Kısacası, ‘iyi hayat’ın ne olduğunun yeniden tanımlamaya çalışıyor.

Fransa’da Türklerin Tarihi
Gaye Petek, Ségolène Débarre, Çev. Erkan Ataçay, Doğu-Batı Yayınları, 2022, 213 s.
1965 Fransa-Türkiye göç antlaşmalarından bu yana Fransa’daki altı yüz bini geçen Türk göçmenleri ve aileleri pek de tanınan bir topluluk değildi. Yakın zamanlardaki siyasi gelişmeler, ilk kuşağın Fransız vatandaşı olan çocuklarının “farklı” yetişkinler gibi sahneye çıkmaları Fransız toplumuna yeni bir görünürlük kazandırdı. Göçlerle birlikte Türklerin Fransa’da yarım yüzyılı geçen varlığı, kalabalık yaşanan bölgeler dışında dikkat çekici bir unsur değildi. İkinci ve üçüncü kuşakların bu tabloya katılmalarıyla birlikte Fransız devleti ve toplumu süreç içinde sorgulanmaya başladı. İç evlilikler, ailevi şirketler, gettolaşan mahalleler, zaman içinde gitgide büyüyen ibadet yerleri ve dernekler, “uyum sağlama” konusunda birtakım direnişleri beraberinde getirdi. Fransız doğan gençler siyasi ve tarihsel konularda Türkiye bahsi açıldığında ve aşırı tepki verdiklerinde dikkatler zaman içinde Türklere yöneldi. Bu kitap, Fransa’da bu konuyla ilgili ilk kapsamlı çalışma iddiasını taşıyor. Ségolène Débarre ve Gaye Petek Türklerin Fransa’daki sosyolojik, toplumsal, kültürel yerlerini anlatırken birçok özel güzergâhı, insan hikâyelerini kaleme almakta ve Türk okuru için de “ötekileşmenin” bir örneğini sunmaktadırlar. Yabancı bir ülkeye adım atıldığında karşılaşılan zorluklar, dil öğrenme güçlükleri, maddi kaygılar ve derin yurt özlemi birçok gurbet hikâyesini ortak bir noktada buluşturmaktadır.

Epigenetik – Deneyimler Kalıtımla Nasıl Aktarılır?
Bernhard Kegel, Çev. Sema Özgün, Say Yayınları, 2022, 384.
Doğuştan gelen özelliklerin “gen” denen aktif DNA dizilimleriyle kuşaktan kuşağa aktarıldığı biliniyor. Fakat bilim insanları yakın zaman içerisinde, sonradan kazanılan özelliklerin de kuşaktan kuşağa aktarılabildiğini keşfettiler. Sonradan kazanılan bu özellikler DNA dizilimlerinde bir değişikliğe yol açmıyor ama yine de sonraki kuşaklara aktarılabiliyordu. Çok geçmeden DNA dizilimleriyle bağlantılı ikincil enformasyon yapıları keşfedildi. Epigenetik sözcüğü işte bu yapıları ifade ediyor. Bu epigenetik “programlar”, genleri, hatta bir kromozomun tamamını “açıp kapatabiliyor”, çevre ile genom arasında ara halka görevi yapıyor. Bernhard Kegel bu kitabında epigenetiğin sonuçlarını etraflıca betimliyor.

Gençlerle Baş Başa: Sayıları Sevelim Sayalım
Ümit Şenesen, Yordam Kitap, 2021, 112 s.
Uzun akademik yaşamını sayılar üzerine kuran, istatistik alanında Türkçeye önemli eserler kazandıran Ümit Şenesen, bu küçük kitapta öğrencileriyle söyleşerek sayıların 5G’sini anlatmaya çalışıyor: Sayıların Gazabı, Sayıların Gizemi, Sayıların Güzelliği, Sayıların Gücü ve Sayıların Gerekliliği. Bir yılda neden 12 ay, bir haftada 7 gün, bir günde 24 saat, bir saatte 60 dakika var? Gizemli sayı diye bir şey var mı? Altın oran nedir? Bulaşıcı hastalıklarda görülen hızlı artış nasıl oluyor? Sayıları yuvarlamak ne demek? Bir araştırmanın verilerine nasıl bakmalıyız? Sayıları konuşturmak mümkün mü? Sayılara işkence yapmak ne demek? “Sayılar rakamlardan oluşur ama onlardan ibaret değildir; her birinin kendine özgü anlamı vardır,” diyen Ümit Şenesen’in öğrencileriyle bu renkli, akıcı sohbeti, istatistikle ilgilenen üniversite öğrencileri için âdeta bir el kitabı olmasının yanı sıra, sayıların anlamını kavramak isteyen herkesin keyifle okuyacağı bir içerik sunuyor.

Öncesi ve Sonrasıyla Çifteler Köy Enstitüsü
İlyas Küçükcan, İş Bankası Kültür Yayınları, 2022, 480 s.
Ülkemizin çağdaşlaşmasında çok önemli bir dönemeç olan köy enstitülerinin hayata geçiş sürecinde ilk kurulan iki enstitüden biri Çifteler Köy Enstitüsü’dür. Çifteler Köy Enstitüsü’nün kuruluşuna giden yol, İsmail Hakkı Tonguç’un “Bakanlığa ait Çifteler Harası’nın bulunduğu Mahmudiye’de bir eğitmen kursu açıyoruz” sözleriyle başlar. Bunu 1936 ve 1937’de Eskişehir’in Mahmudiye ve Hamidiye köylerinde açılan ilk eğitmen kursları ile ilk köy öğretmen okulunun hizmete girişi izler. Çalışmalardan olumlu sonuçlar alınmasıyla 17 Nisan 1940 tarihinde her iki yöreyi de içine alan Çifteler Köy Enstitüsü hayata geçer. Toprağın kıraçlığına, iklimin sertliğine karşın eğitmenlerin ve enstitü öğrencilerinin inanç ve gayretleriyle toprak canlandırılır. Ekilen tohumlar sadece toprağa değil, geleceğe de dairdir. İlyas Küçükcan, enstitüleşme sürecinin “fideliği ve laboratuvarı” olarak nitelendirdiği ve kendisinin de mezunu olduğu Çifteler Köy Enstitüsü’nün tarihsel sürecini, eğitmenlerin ve öğrencilerin eğitim tarihine katkılarını sunarken döneme ait yaşanmışlıkları da aktaryor.

Ortaçağ Avrupası’nda Cadılar ve Cadı Avı
Haydar Akın, Alfa Kitap, 2022, 480 s.
Avrupa’nın belleğinde yüzyıllar boyunca farklı imgelerle yer etmiş, Shakespeare, Dante, Milton’un eserlerinden Bosch ve Goya’nın resimlerine kadar pek çok sanat yapıtına, masallara konu olan cadılar on binlerce masum insanın ölümüne sebep olan “cadı avı çağı”nda Engizisyon mahkemelerince yargılanıp cezalandırılmıştır. Haydar Akın, ortaçağın sonlarıyla yeniçağın başlarına kadar olan bu süreçteki kültürel, sosyolojik arka planı çok zengin bir bibliyografya taraması yaparak incelemektedir. Ortaçağ Avrupa’sında Cadılar ve Cadı Avı Eski Mısır, Mezopotamya, İran kültürlerindeki şeytan, büyü ve demon inanışlarının Avrupa’daki büyücülük ve cadı inanış ve ritüellerine etkileri; Şeytan’la işbirliği; Hıristiyan teolojisi ile büyücülük, demon inanışlarının birbirinden ayrılması; büyücülük ritüelleri; Engizisyon mahkemelerinin cadılık testleri; hayvana dönüş büyüleri ve hayvan davalarında Kutsal Engizisyonun verdiği cezalar, infazlar, mahkeme kayıtlarıyla okura sunuyor.

Önceki İçerikBir devam yazısı: Hayır
Sonraki İçerikKitaplar ve Mekânlar