Ana Sayfa 215. Sayı Sulu gözlü çevirmenleri de seviniz

Sulu gözlü çevirmenleri de seviniz

64

Ocak ayında, canım çevirim, Dünyayı Bisikletle Dolaşan Çocuk-3, Beyaz Balina etiketiyle okur karşısına çıktı. Çevirirken çok şey öğrendiğim ve aynı zamanda çok eğlendiğim için bendeki yeri özel bu kitabın. Bir de beni hüngür hüngür ağlattığı için…
“Tom yolculuğunda çok şey görmüştü. Şimdi kendi evindeki yaşamı konusunda ne kadar şanslı olduğunu anlıyordu. Onun yaşamı dünyadaki birçok çocuğun hayal dahi edemeyeceği kadar kolay, güvenli, mutlu ve konforluydu. Ayrıca dünyanın iyi bir yer olduğunu da öğrenmişti. Neredeyse herkes az çok iyi, nazikti. Dünyayı kendi gözleriyle gördükten sonra Tom haberlerde gördüğü kötü, acıklı, korkunç hikâyelere karşın, 60 farklı ülkenin köylerinde, kasabalarında ve kentlerinde ona göz kulak olan çok sayıda insan olduğunu biliyordu.”
Bu satırları çevirirken birden hassas bir şey çıt etti içimde. Her yandan sürekli kötü, acıklı ve korkunç haberler geliyordu; ormanlar yanıyor, denizler ölüyor, hayvanlar katlediliyordu; kadınlar ve çocuklar sistematik bir tehdit altında yaşıyordu. Dünyanın iyi bir yer olduğuna inancım yoktu ama inanmayı o kadar çok istiyordum ki… İnsanların çoğunluğunun iyi, güvenilir ve yardımsever olduğunu duymaya o kadar ihtiyacım vardı ki… Kendimi kandırmaya razıydım, hayal kırıklığına uğramaya razıydım; yeter ki bir an için inanabileyim buna.
Benim sulu gözlülüğüm bir yana bırakılırsa, Tom’un Asya’dan evine bisikletle yaptığı uzun yolculuk son derece renkli. Bir maceraperest olan Alastair Humphreys’in dili muzip ve sürükleyici. Farklı kültürler, farklı yaşamlar ve bunca farklılığın içindeki ortaklıklar Tom’un yolculuğunu eşsiz bir hikâyeye çeviriyor. Tabii her eve dönüş yolculuğu gibi, Tom’un seyahatinin de içsel bir değişim boyutu var. Yolculuk Tom’un içindeki cevheri açığa çıkarıyor ve okura ışık saçıyor.
“Hepimiz Afrika’ya giden yolda yaşıyoruz. Hemen şimdi pencereden dışarı bakın. Yolu görebiliyor musunuz? İşte o yol, tam da o yol Afrika’ya uzanan yol.”
Sözü kendi çevirdiğim kitapla açtığıma göre utanmadan bu yolda devam edebilirim. Fil Kadar Küçük yıllar sonra yeni baskısıyla tekrar okur karşısına çıktı. Jennifer Richard Jacobson çok hassas, çok zorlu bir öyküyü zarif bir dille, büyük incelikle anlatıyor. On bir yaşındaki Jack annesiyle gittikleri kampta annesinin sırra kadem basmasıyla ne yapacağını şaşırır. Annesinin “sorunları” olduğunu bilir ve polise giderek bir sorun daha yaratmak istemez. Kendi başının çaresine bakmaya karar verir. Fil kadar büyük yüreğiyle yollara koyulur.
“Çok utanıyordu. Her şeyden, yaptığı her şeyden utanıyordu. Ama en çok utandığı şey… Annesi onu terk etmişti. Oracıkta bırakmıştı. Hıçkırıklar içinde bunu düşündü. ‘Annem… Annem beni terk etti. O beni terk etti.’”

***

Güney Denizinin Kızı uzak bir diyarın, çoğumuzun hakkında fikir sahibi olmadığı uzak, bambaşka yaşamını anlatıyor. Fakirliğin, yokluğun bilmediğimiz yüzleri; insanların ne yazık ki tanıdık zalimlikleri ve kadına biçilen rollerden sıyrılıp kendi olmaya çalışan bir kız çocuğunun hikâyesi… Bir yazar olmak isteyen Jakartalı Nia eve, kardeşine bakmak, babasına göz kulak olmak ve babası onları terk edince evi geçindirmek zorunda kalır. Bütün dünyaya karşı hayaller kurar; bütün dünyaya karşı mücadele verir. Büyük bir yoksulluğun, çaresizlikten gözü dönmüş büyüklerin arasında ayakta kalmaya, hayallerinin karartmamaya çalışır.
Michelle Kadarusman kitabı “Hak ettikleri bir gelecek için dünyanın dört bir yanındaki kız çocuklarına” ithaf ediyor. Özde Çakmak akıcı, yumuşak bir dille Türkçeleştirmiş. İtiraf edeyim, kitabı almaya çevirmenini görünce, çevirmene duyduğum güvenle karar vermiştim, iyi de yapmışım.

***

Görmüşsünüzdür, Per Petterson’un yeni kitabı çıktı. Ben de bu bahaneyle elimdeki Petterson’ları yeniden okumaya başladım (malum, evdekileri değerlendirme devrindeyiz). Reddediyorum ilk okuduğumda da beni çok etkileyen, kendi hakkında bir şeyler yazmaya zorlayan bir kitaptı.
Tommy ve Jim’in çocukluktan başlayan kırık hikâyesi, Petterson’un acımasız yalınlıktaki anlatımıyla insanı dayak yemişten beter ediyor ama bunu damakta buruk bir lezzet bırakarak yapıyor. Banu Gürsaler Syversten’in çevirisi kusursuz.
“Birden içimi bir korku kapladı. Ne yapmıştım ben? Her şey değişecek, diye düşündüm. Bunu yapamam, yapmam olanaksız. Bununla birlikte beklemekte olduğum fırsata kavuştuğumu da biliyordum. Kaçırırsan, dedim kendi kendime, işin bitik. Her şey eskisi gibi olmaya devam edecek. Ama her şey eskisi gibi olamazdı. Olması mümkün değildi. Her şey değişmeliydi. Aksi takdirde bitmiştim ben…”
Her sayfası esin dolu bir ay dilerim.

-Dünyayı Bisikletle Dolaşan Çocuk-3, Alastair Humphreys, çeviren Anıl Ceren Altunkanat, Beyaz Balina Yayınları, s. 150
-Fil Kadar Küçük, Jennifer Richard Jacobson, çeviren Anıl Ceren Altunkanat, İthaki Çocuk, s. 219
-Güney Denizinin Kızı, Michelle Kadarusman, çeviren Özde Çakmak, Yeni İnsan Yayınevi, s. 140
-Reddediyorum, Per Petterson, çeviren Banu Gürsaler Syvertsen, Metis, s. 241

Önceki İçerik50 Soruda Bağışıklık çıktı!
Sonraki İçerikSelimiye’ye çıkarken bir uğrak: Rüzgâr Kitabevi – Edirne