Ana Sayfa Bilim Gündemi Yeni olgular, daha kapsamlı kuramlar

Yeni olgular, daha kapsamlı kuramlar

276
0

Ender Helvacıoğlu

Dünya dışı canlıların veya zeki varlıkların ele alındığı filmlerde ve edebiyat eserlerinde “uzaylılar” genellikle bize (insanlara ve Dünya’daki canlı türlerine) benzerler. Ne kadar farklı gösterilmeye çalışılsa da en azından temel fonksiyonları açısından “Dünya ürünü” gibidirler. En hayalcilerimizin hayal gücü dahi mevcut toplumsal koşullarla, o güne kadar elde edilen insanlık birikimi ile sınırlıdır. Dünya’daki evrim sonucu ortaya çıkan canlı türleri gezegenimizin koşullarının ürünüdürler. Eğer varsa, Dünya dışında gelişmiş olabilecek canlılık ve zekâ çok başka koşulların ürünü olacak, bugünkü bilgilerimizle hayal edemeyeceğimiz kökenlere, fonksiyonlara ve formlara sahip olacaktır. Geliştirdiğimiz mevcut kuramlar, kavramlar ve araçlarla belki tespit bile edemeyebiliriz onları. Tespit edebilir ve karşılaşabilirsek, “can”, “canlılık”, “zekâ” kavramlarımızı dahi geliştirmek, kapsamını genişletmek zorunda kalacağızdır büyük olasılıkla. O zaman bilimdeki en büyük devrimlerden biri olan Evrim Kuramı da bir “özel hal” halini alacaktır: Dünya gezegenindeki canlılığın evrimini açıklayan bir kuram. “Diğerlerini” de açıklayan çok daha kapsamlı evrim kuramları gerekecektir. Kaldı ki, yeni araçlar ve yöntemler geliştirildiğinde, Dünya üzerinde yeni canlı türleri keşfedildiğinde, bilimciler mevcut evrim kuramının da kapsamını genişletmek, yeni açımlar geliştirmek zorunda kalmışlardır. Bilim böyle gelişir zaten; tıpkı en küçükler ve en büyükler dünyasıyla (yani yeni dünyalarla) karşılaşıldığında geliştirilen Görelilik ve Kuantum kuramlarının Newton kuramını -onu bir “özel hale” çevirerek- aşması gibi.

***

Toplumbilimleri de böyle gelişir. Hele toplumbilimleri, nesnesi toplum ve insan olduğu için, doğabilimlerine göre çok daha olasılıklı ve öngörülerde bulunmanın çok daha zor olduğu bir alandır. En geniş süreçleri ele alırsak, örneğin, en az 5-6 bin yıl sürmüş ve bin yıl önce tamamlanmış bir süreç olmasına karşın “uygarlığa geçişin” dinamiklerine ilişkin kuramlar hâlâ tartışmalı ve geliştirilmeye açıktır. Uygarlık süreci devam ettiği için de bu konuda daha kapsamlı kuramlara ihtiyaç olacaktır. Çok daha yeni bir süreci ele alan moderniteye ilişkin kuramlar ise doğal olarak henüz -deyim yerindeyse- “ilkel”dir. Avrupa’da 500 yıl önce filizlenmiş, Avrupa dışına yayılımı (çok özel bir ülke olan ABD hariç – ki onunki de en fazla 250 yıl önceye gider) taş çatlasa 100-150 yıl olan bir süreçten söz ediyoruz. Henüz “modernite”nin (elbette onun bir alt süreci olarak sosyalizmin) ne olduğu ve nasıl bir şey olduğu bile tartışmalı.

İlk kapsamlı modernite kuramı “Avrupa-merkezcilik”, bir benzetme yapılacaksa, evrim kuramını “bütün maymunların gün gelip insanlaşacağı” biçiminde anlamak (ve olmadığını görünce evrim kuramını reddetmek) kadar ilkeldir. “Avrupa yolu” tüm zorlamalara karşın Avrupa’ya özgü olarak kaldı; dünyanın diğer toplumlarına (hatta Avrupa’nın tamamına dahi) uymadı. İngiltere’nin veya Fransa’nın modernleşme yolu, bambaşka tarihsel birikimlere sahip olan koskoca Çin’in, Hindistan’ın, Rusya’nın, Arap dünyasının, Türkiye’nin, Latin Amerika’nın veya Afrika’nın modernleşme yoluna uyar mı hiç? Nasıl tüm maymunlar insan olmadıysa, tüm toplumlar da İngiltere veya Fransa olmadı (bunu en iyi biz Türkiyeliler biliriz, bilmeliyiz).

Daha evrensel bir modernite kuramı olan sosyalizm de aynı kaderi paylaştı. Emekçi devrimlerine ve sosyalizme ilişkin kuramlar, 200 yıla yakın bir süreç içinde, yaşanan toplumsal değişimlere ve yeni ortaya çıkan pratiklere paralel olarak, kapsamı genişleyerek dönüştü ve farklılaştı. Marx ve Engels’in 19. yüzyıl Avrupa’sının gelişmiş kapitalist ülkelerinin sınıfsal analizinden yola çıkarak oluşturdukları devrim ve sosyalizm (ki Marx-Engels sosyalizmin neliğine fazla girmemişlerdir) kuramları 20. yüzyıl dünyasını açıklamak için yeterli olmadı. Onlar devrimin Avrupa çapında ve en ileri kapitalist ülkelerde gerçekleşeceğini öngörmüşlerdi ama öyle olmadı. Sosyalizm Rusya’da, yani kapitalist gelişme açısından ilerilerin en gerisinde veya gerilerin en ilerisinde gerçekleşti. Rusya’da olanı “tarihin cilvesi” veya “zorlama” olarak niteleyenler, sonraki büyük sosyalist devrimin Çin’de gerçekleşmesi ile iyice şaşkınlığa düştüler. Bu büyük pratikler çok daha kapsamlı devrim ve sosyalizm kuramlarının gelişmesine yol açtılar. Günümüzde, sosyalizm deneylerinin geri çekilmesi ile durum çok daha karmaşıklaştı.

Bugünün küresel dünyasında, çok farklı tarihsel birikimlere sahip toplumların harman olmaya başladığı bir dünyada, çok daha kapsamlı modernite ve sosyalizm kuramlarına ihtiyaç var.

***

Kısacası, “olgular” genellikle “olması gerekenlere” uymuyor. Tersine, olması gerektiğini düşündüklerimizi olgulara göre revize etmeliyiz. Dogmalarda ısrar etmek yerine, kuramlarımızın kapsamını yeni olguları da kapsayacak biçimde genişletme çabası içinde bulunmalıyız.

Bilim böyle bir şey. Bilimin bir “kutsal kitabı” veya “bir bileni” yok. Bilim, sürekli gözlem, deney, analiz, yani emek istiyor. Dogmaları yıka yıka ve aşa aşa gelişir bilim. Yeni ortaya çıkan olguları da dikkate alan, giderek daha kapsamlı çözümlemelere ulaşarak…

Dinciler ve dogmatikler “uydurmaya” çalışır. Bilimciler ve devrimciler ise yeni olguları ve giderek daha geniş süreçleri dikkate alarak “değiştirmeye”…