Ana Sayfa Bilim Gündemi El mi yaman bey mi yaman?

El mi yaman bey mi yaman?

373
0

Ender Helvacıoğlu

Erdoğan’ın seçim stratejisini “güvenlik ihtiyacı” teması üzerine kurduğu anlaşılıyor. “Devlet gücü” kartını öne sürüyor. “Devlet benim, benimle ters düşmeyin, ancak böyle güvende olursunuz” diyor. Tek çareniz benimle uyumlu olmak ve benden dilenmek demeye getiriyor.

AKP bu stratejiyi özellikle bıçak sırtı bölgelerde uygulamaya sokuyor; İstanbul ve Hatay gibi… Ama bu, iktidar için de riskli bir stratejidir. Çünkü son kozunu oynuyor. Adayları ve yerel projeleriyle değil, bizzat merkezi iktidarın ve devletin gücünü masaya sürerek yarışmış oluyor. Kazanırsa devletin gücüyle kazanmış olacak; ama kaybederse iktidara karşı başarılı bir seçeneği de kendi eliyle yaratmış olacak.

Bu strateji, örneğin İstanbul’da, İmamoğlu ile Erdoğan’ı yarışa sokuyor. AKP kaybederse, Murat Kurum değil Erdoğan kaybetmiş olacak; hem de üçüncü kez.

AKP iktidarı, son birkaç seçimdir (2015’ten beri) güvenlik ihtiyacı (beka meselesi) temasını kullanmaya, halkın çaresizliğinden ve seçeneksizliğinden beslenmeye iyi alıştı. Bu güçlü bir stratejidir ve iş görür, şimdiye kadar gördü de… Ama Türkiye gibi göreli demokratik birikimi olan ülkelerde bu stratejinin bir sınırı vardır ve sanırım bu sınıra gelmiş bulunuyoruz. İktidar, bu stratejisiyle, bizzat kendi eliyle, “el mi yaman bey mi yaman” ikilemini gündeme sokmuş bulunuyor. Böyle bir ikileme girmiş olan toplumlarda mevcut beyin suyu ısınıyor demektir.

Türkiye halkı köleleşmeye karşı tepkisini ortaya koyacaktır. Bu tepki kendisini 31 Mart seçimlerinde de gösterebilir, biraz erteleyip seçim sonrasının olası kaotik sürecinde de…

Bence -yerel seçimlerin kritik illerinde sonuç ne olursa olsun- AKP iktidarının yıkılış sürecine girmiş bulunuyoruz. Elbette çok sancılı bir süreç yaşanacak; rejim değiştirmiş bir iktidarı devirmek kolay değil.

Ama bir değişim sürecine girdiğimizi, toplumun her kesiminden yeni seçenek filizlerinin yeşermeye başlamasından anlayabiliriz. İstanbul’da İmamoğlu ve Ankara’da Yavaş -CHP adayları olmalarına karşın- klasik CHP muhalefetinden farklı bir muhalefet tarzını temsil ediyorlar. Potansiyel iki yeni partiyi de temsil ediyor olabilirler. Çünkü bir rejim değişim sürecine girdiğinde sadece iktidarı değil muhalefeti de değişir. Bu durumu fark eden İyi Parti sert bir manevra yapmaya çalışıyor ama geç kalıp kalmadığını, daha doğrusu ne kadar manevra alanının kaldığını yine bu seçim gösterecek.

Öte yandan yeni seçenek filizleri derken vurgulanması gereken başka partiler de var. Şimdilik öne çıkanlar: Yeniden Refah Partisi, Zafer Partisi ve Türkiye İşçi Partisi. Bunlardan bazıları tutunamayıp sahneden düşebilir veya yeni seçenekler de ortaya çıkabilir; ama asıl mesele yeni bir sürece giriyor olmamızdır.

“Güvenlik ihtiyacı” -deyim yerindeyse- çok nankör bir toplumsal olgudur. İktidarı sürdürmenin anahtarı olduğu gibi iktidarın yıkılmasının anahtarı da olabilir. Beka diye diye iktidarlarını devam ettirenler bir bakmışsınız beka sorunu haline gelivermişler. Genellikle de böyle olur zaten. Heybede sadece güvenlik ihtiyacı temasının kalması, bir iktidarın son durağa geldiğinin göstergesidir.

İyimserim, Erdoğan ve AKP sonrası süreci başlamış bulunuyor. Tedirginim, daha beteri de geliyor olabilir. Toplum gebe ama ne doğuracağı henüz belli değil.

Bu noktada sosyalistlere ve bu kesimin şu anda öne çıkmış örgütü Türkiye İşçi Partisi’ne önemli bir görev düşüyor. Bu kaotik süreç beyler arası bir çatışmayla mı sınırlı kalacak, yoksa “el mi yaman bey mi yaman” sorusu el/il kesimi tarafından da gündeme sokulabilecek mi? Devrimci bir seçenek çıkış yapabilecek mi? Güvenlik ihtiyacı ile özgürlük ihtiyacının sentezini yapmayı becerebilen bir iktidar seçeneği oluşturulabilecek mi?

Her açıdan kritik bir dönemeçtedir Türkiye toplumu.