Ana Sayfa Bilim Gündemi Sırt diyalektiği

Sırt diyalektiği

311
0

Ender Helvacıoğlu

Bu yazıyı yıllar önce Ankaralı genç arkadaşlar (şimdi hepsi koca adamlar ve kadınlar oldular) “Yarınlar” adlı bir dergi çıkarırken o derginin web sitesi için yazmıştım. Artık ne dergi kaldı ne de web sitesi. Emek verdiğim bir yazıydı, kaybolup gitmesin diye bu mecradan okurlara sunuyorum.

Sen de mi Brütüs! Bir insanlık sözü. Sezar, onca bıçak darbesi altında can verirken böyle bir sözü söylemiş olamaz. Ama insanlık onun yerine söylemiştir: Et tu Brute!

İnsanlık Brütüs’ü hiç affedemedi ve böyle bir sözü söyledi. Neden? Brütüs Sezar’ı sırtından bıçakladı; affedilmezliği burada. Örneğin, efsaneye göre, Roma’yı titreten Hun İmparatoru Attila’yı -hem de gerdek gecesinde- göğsünden bıçaklayan eski Sakaların soyundan gelme o barbar güzeli genç kıza helal olsun! Tanrı herkese böyle bir sevgili nasip eylesin! Sırttan değil de göğüsten vuran… Ama Brütüs, yamuk yaptı. Oysa Sezar, gaddar Roma İmparatoru Sezar, bin kere hak etmişti öldürülmeyi. En büyük haktı Sezar’ı öldürmek. Ama böyle mi? Brütüs, Roma İmparatorunu bile mazlum yaptı. Brütüs haklıydı, Sezar haksız. Ama öyle bir yöntem kullandı ki Brütüs; Sezar haklı oldu, Brütüs haksız. Brütüs, Sezar’a en büyük iyiliği yaptı; onu haklı yaptı. Peki, insanlık bu yargısında haklı mı? Zor soru… Farklı koşullarda farklı biçimde yanıtlanabilir.

Bu noktada “sırt diyalektiği” üzerine kalem oynatmamız gerekiyor.

***

Bir insanı kim sırtından vurabilir? Sırt sırta verdiği kişi. Yani hiçbir biçimde tetikte olma ihtiyacı duymadığı kişi. Peki, kiminle sırt sırta verirsiniz? Sonsuz güvendiğiniz kişiyle. Brütüs düşman değil, dosttur, sevgilidir. Eylemin yakıcılığı, kabul edilmezliği ve affedilmezliği de burada.

Göğüs yarası insanın bedenini öldürür, sırt yarası ise ruhunu. Sırt yarası insanın kişiliğini değiştirir, onu vicdansız yapar. Sırtından vurduğunuz aslanı sırtlan yaparsınız. Sırtından vurulan ölmelidir. Ölmez ise, işte ondan kork. Her şeyi yapabilir; her şeyi kendine hak görür. Sırttan vurmanın affedilmezliği galiba burada. Vurduğu kişiyi, affetmeyen (vicdansız) bir kişi yapmasında… Daha doğrusu “toplum sözleşmesi”ni bozmasında.

Sırttan vurmanın sadece bireysel değil, toplumsal bir boyutu da var. Çünkü sadece birey değil, toplum da affedemiyor. Sadece iki birey arasındaki sözleşmeyi değil, “toplum sözleşmesi”ni de derinden yaralıyor sırttan vurma eylemi. Çünkü “toplum”, şu veya bu şekilde “sırt sırta veren insanlar topluluğu”dur. Bu nedenle göğüsten vurmak bireysel bir suç, sırttan vurmak ise toplumsal bir suç kabul edilir.

Brütüs Sezar’ı göğsünden vursaydı eğer, bir kahramandı. Bu işte bir sakatlık yok mu? Sanırım biraz daha derinleşmek gerek.

***

“Sırt sırta vermek” ile “sırtını dönmek” deyimleri zıt insanlık durumlarını tanımlıyor. İlki kader ortaklığını, ikincisi ise ortaklığın bozuluşunu ifade ediyor. Ama bence bu iki deyim arasında diyalektik bir bağ var. “Zıtların birliği” anlamında değil; çok daha derinlerde bir bağ. “Sırt sırta verdiğiniz” kişi ile “sırtınızı döndüğünüz” kişi, galiba aynı kişi. Ancak sırt sırta verdiği kişiye sırtını döner insan… Sırtını dönme “ceza”sı, ancak sırt sırta verilen kişiye verilebilir. Sırtımı dönecek kadar canımı yakan kişi, ancak sırt sırta verdiğim kişi olabilir. Sırtını dönme, bu anlamda, sırt sırta verme durumunun devamı gibidir. İki durumda da -ilginç ama, ne kadar tersi söylenirse söylensin ama- sonsuz bir güven vardır. Ancak sonsuz güvendiğin kişiyle sırt sırta verirsin. Ve ancak sonsuz güvendiğin kişiye sırtını dönme cezası verirsin. Bu zıt gibi görünen iki insanlık durumunu, gerilerde bir yerde birbirine bağlayan böyle bir bağ var. Pamuk ipliği gibi, ama -nedense- bir türlü kop(a)mayan bir bağ…

Hatta daha da ileri giderek şunu söyleyebiliriz: İnsan sırtını döndüğü kişiye, sırt sırta verdiği kişiden daha fazla güvenmektedir. Çünkü ortak bir mücadele verirken değil, ortaklığa son verirken sırtını dönmektedir. Sırtından vurulma olasılığının görünüşte çok daha fazla olduğu bir durumda sırtını dönmektedir. Yani ikinci durumda sırtından vurulmayacağından daha fazla emindir. Artık daha büyük bir kötülüğün yapılamayacağının düşünülmesinden mi, yoksa eski güven duygusunun bir şekilde (hatta daha da yoğunlaşarak) devam etmesinden mi, yoksa ikisinin garip bir karışımından mı, düşünmek gerek…

***

Şimdiye kadar hep vurulan (Sezar) açısından baktık olaya ve vuranı lanetledik. Ama bir de vuran (Brütüs) açısından bakmayı denesek. Bireysel ve toplumsal sözleşmeleri bir de bu açıdan irdelesek. O zaman belki şu “af” meselesi de tepetaklak oluverir…

Sırttan vurulan kişi -eğer yaşıyorsa hâlâ- bir düşünmeli: Neden göğüsten değil de sırttan vuruluyor? Vuranın korkaklığından mı, yoksa vurulanın gaddarlığından mı?

İnsan neden sırttan vurur? Kadim Çinli bilge Lao Tse, Tao Te Ching adlı kitabında ne demişti anımsayalım: “En yüksekte kalan tümüyle bilinmez altta / sonra gelir saygı sevgi / sonra korku / sonra nefret”.

Saygı ve sevgi, önce korkuya sonra nefrete neden dönüşüyor? Çünkü bir alt-üst ilişkisi var. Galiba Brütüs’leri Sezar’lar yaratıyor.

Alt-üst ilişkisini alt üst etmek gerek. Sırtımızın nasır bağlamaması için.

Brütüs affedilebilir, Sezar asla…

Bu sırt diyalektiği meselesi daha çok su kaldırır. Mesele sadece Sezar ve Brütüs ile bitmiyor. Sırada Antonius var, dahası Kleopatra var…