Ana Sayfa Dergi Sayıları 267. Sayı Ne ettin insanlarına Dublin?

Ne ettin insanlarına Dublin?

27

Nâlan Mahsereci

“Dublin’in öyle eksiksiz bir resmini sunmak isterim ki, bir gün yeryüzünden silinecek olsa, kitabımdan bakılarak yeniden inşa edilebilsin.”

James Joyce’un sözünü ettiği kitabı, başyapıtı Ulysses’tir. Dostu Frank Budgen’a söylediği cümle, Budgen’in, “James Joyce ve Ulysses’i Üretmek” (James Joyce and the Making of ‘Ulysses, 1934) adlı anı kitabında geçer. Budgen, Joyce’un Ulysses’i yazma sürecinde, Dublin haritası üzerinde sokak sokak çalışmasına tanıklık etmiştir.

Joyce’un eserlerinin her biri, yazarının “Dublin’i dünyaya sunma” niyetinin parçasıdır; aynı karakterler, mekânlar, Dublin’in ruhuna dair esas ve yan meseleler eserden esere dolaşır. Joyce’un bu yazıya konu etmek istediğim öyküler toplamı Dublinliler’de de, Dublin kenti tıpkı Ulysses’teki gibi soluk alıp verir. Öyküleri anlatılan Dublinliler, yoksullarının yaşadığı kuzeydeki sokaklarda bunalır, sayfiyeye açılır, güneydeki şehir merkezi ve zenginlerin yaşadığı şaşaalı caddelerdeki dükkânları uzaktan izler, meydanlarda dolanır, rıhtım/liman bölgesinde ayazda kalır, nehir kıyısındaki parklarda gezintiye çıkar, banliyölere yerleşir, kiliselerde, çamaşırhanelerde, dar merdivenli işyerlerinde, evlerde ruhları ezilir; tramvaya atlar, lokantalarda ucuz yemek arar ve publarda son paralarıyla kuruyan boğazlarını ıslatarak, kederlerinden uzaklaşmaya çalışırlar. Dublin bir kent olarak ruhuyla olduğu kadar fiziksel varlığıyla da yayılmıştır öykülerin içine.

7’den 70’e Dublinliler
Joyce’un sonraki eserlerindeki deneysel dil kullanımı ve yenilikçi anlatım tekniklerinden farklı olarak, Dublinliler yalın ve incelikli betimlemelerle, günlük dilde ve gerçekçi bir üslupla yazılmıştır. Buna karşın öykülerin bir bütün olarak verdiği resimde, bir araya getirilişlerindeki doğrusal sıralamada, ilk ve son öyküyü birbirine bağlayan ve onları birer açılış ve kapanış haline getiren benzerliklerde, her birinin içerdiği temalar ve göndermelerde, Joyce’un tüm eserlerindeki ortaklıklara göz kırpan sembolik anlamlar barınır.

Öykülerin insanları 7’den 70’e Dublinlilerdir.  Kitap çocuklara dair üç hikâyeyle başlar; takip eden dört öykü gençleri, sonraki dört öykü orta yaşlıları ve son dört öykü de bu farklı yaşların bileşiminden oluşan Dublin’in toplumsal yaşamını merkeze alır. Çoğunlukla yoksullar, emekçiler, alt ve orta sınıflar anlatılır.

Bir yayıncıya yazdığı mektupta şöyle yazar Joyce: “…Dublin’i olay yeri olarak seçtim çünkü şehir bana felç olmuşluğun merkezi gibi görünüyordu.” “Felç olmuşluk hali” kitabın ana izleğidir (1). İngiliz sömürgesi olmak, din ve gelenekler ağır ağlarını atmıştır günlük yaşamın üstüne. Dublinliler kitabındaki karakterler de, nasıl bir olay ve durum çerçevesinin içine yerleşmiş olurlarsa olsunlar; kapladıkları yerde, bulundukları konumda tutsak düşmüş, felç olmuş gibidirler. Hayallerinin peşinden gidemez, harekete geçemez, kaçamaz, fırsatları göremez, değerlendiremez, ruhlarına ışık tutamaz, bir yere varamazlar; hoşnutsuzluk içinde sıkışıp kalmışlardır. Rutin işlerin, sefil hallerin, sıradan ve geleneksel hayatların, ilişkilerin, vicdan azaplarının, sosyal kaygıların içine hapsolmuşlardır.

Olamayışlarının ağır kederine katlanabilmek için publarda ceplerindeki parayı son kuruşuna dek içkiye yatırsalar bile, gecenin sonunda ellerine geçen rahatlama ve gevşeme hali değil, hayal kırıklığı duygusudur. Pek çok karakterin ana duygusu hayal kırıklığıdır. Çocukluk öykülerinde bile umut yoktur. Çocukça serüvenlere giriştiklerinde tedirginlik çöker üzerlerine, fazla uzaklaşamazlar; hayal kırıklığına uğramış halde, bildikleri ve güvende hissettikleri yerlerin boğuculuğuna dönmek zorunda kalırlar. Cinsellik ve aşk bile, coşkuyla değil, dinin ve geleneğin sıkı gözetimi altında, adeta toplumsal alışveriş konusu, pazarlık unsuru olarak yaşanır.

Kadınlar: Dublin’in ev sahibi ve geleneklerin taşıyıcısı
Kadınlar öykülerin kimisinde, Dublin’in (İrlanda’nın) sembolik düzeyde ev sahibi olarak işlenir ve geleneğin taşıyıcısı ve bekçisi olarak gösterilirler. Özellikle birbirine bağlanıyor görünen ilk ve son öykülerde böyledir. Kız Kardeşler başlığını taşıyan ve bir çocuğun gözünden anlatılan ilk öyküde, kız kardeşleri tarafından bakılan bir rahibin ölümü konu edilir. Ölüler başlığını taşıyan son öyküde ise ölüm teması başlığa taşınmış; “kız kardeşler” ise içeriğin unsurlarından olmuştur.

Kız Kardeşler’in olay örgüsünde yer alan “felçli olma hali” bu öyküyü adeta kitabın önsözü haline getirir. Öykünün anlatıcısı çocuk, kendisine Latince, tarih, din ve kilise geleneklerini öğreten, bir süredir felçli olan Katolik Peder Flyn’ın ölümü üzerine, teyzesiyle birlikte yas evine gider. Rahibin kız kardeşleriyle sohbetlerinde, büyük saygı ve hayranlık duyduğu rahibin, aslında vicdan azabıyla kıvranan, hüsrana uğramış ve akıl sağlığını yitirmiş yalnız bir insan olduğunu fark edecektir.

Kitabın son ve en uzun öyküsü Ölüler ise, sonsöz yerine geçebilir aynı mantıkla. Bence kitabın zirvesidir. İki yaşlı kız kardeş ve yeğenleri tarafından her yıl Noel zamanı düzenlenen müzikli ve danslı yemekte geçer. Öykü partiye eşiyle katılan gözde yeğen, edebiyat eleştirmeni ve öğretmen, entelektüel Gabriel’e yoğunlaşır. Gabriel fiziksel varlığıyla orada bulunsa, dans etse, sohbetlere katılsa, yemekte kazı paylaştırma görevini yerine getirse ve kendisinden beklenen konuşmayı yapsa bile, partinin merkezinde değil kıyısındadır. Katılımcı değil, izleyicidir. İnsanları gözlemleyen bir yabancıdır. Kendisini üstün hissettiği diğer insanlarla aynı değerleri, aynı görüşleri paylaşmaz; hatta kısa bir sohbette bu nedenle yargılanır da. Öte yandan, teyzelerince devam ettirilen geleneklerin; ailenin ölmüş üyelerini işaret eden kimi eşyaların; partinin şarkılar, danslar, sohbetlerle sürdürülegelen ruhunun kendi benliğindeki cılız izlerini de fark etmektedir. Gabriel’in esas aydınlanması, öykünün sonunda yaşanacaktır. Eşinin yüreğinde, gençliğinde yaşadığı, muhatabı çoktan ölmüş bir aşkın hâlâ büyük bir yer kapladığını anlamasıyla. Ölüler gerçekten yok olmuşlar mıdır; yoksa benliklerimizde, hayatımızın içinde, tüm canlılıklarıyla varlıklarını sürdürmekte midirler? Ya yaşayanlar, kıyısından izledikleri bir yaşamın içinde sayılırlar mı; yoksa yaşayan birer ölü müdürler?

– Dublinliler, James Joyce, Çev. Celal Üster, Türkiye İş Bankas Kültür Yayınları, 2024, 232 s.

DİPNOT
1) Dublinliler’deki hikâyeleri başka gözlerle görmemi sağlayan tüm arkadaşlarıma, başta Alev’e teşekkürlerimle.