HHÇ site için ilan 2

Türkiye’de aile, devlet ve patriyarka

Akademi Ece

Dr. Ece Öztan kimdir?

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ndeki lisans eğitiminin ardından, yüksek lisansını yine aynı üniversitede Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi alanında tamamlamıştır. Siyaset Bilimi doktorasını 2009 yılında Marmara Üniversitesi’nden alan Öztan, 2002 yılından itibaren Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde çalışmaktaydı. Doktora araştırmasını Amsterdam’da yaşayan Türkiye kökenli göçmen kadınlar üzerine tamamlayan yazarın; siyaset sosyolojisi, göç çalışmaları, sosyal bilimlerde araştırma yöntemleri, toplumsal cinsiyet çalışmaları, kadın istihdamı, yurttaşlık ve siyasal katılım konularında araştırma ve yayınları bulunmaktadır. Bu sayıdaki yazı, Ece Öztan’ın verdiği Siyaset ve Toplumsal Cinsiyet dersi planı kapsamında “Türkiye’de Aile ve Kadın Emeği” başlıklı haftanın özetidir.

 

8 Şubat 2017 tarihli KHK ile Yıldız Teknik Üniversitesi’ndeki görevine son verilen Dr. Ece Öztan’ın aşağıda okuyacağınız yazısı, üniversitede verdiği “Siyaset ve Toplumsal Cinsiyet” dersi planı kapsamındaki “Türkiye’de Aile ve Kadın Emeği” başlıklı haftanın özetidir: 

 Aile yaşamı ve demografik eğilimlerdeki kimi değişimlere rağmen Türkiye hâlâ aileci bir toplumdur. Modernleşme projesi kadınların eğitim, siyaset ve istihdam alanında kamusal yaşama katılımlarının önünü açmış olsa da eşitlikçi eğilimler hem ülke geneline dengeli bir şekilde yansımadı hem de kamusal yaşama katılım kadınların hane içerisindeki asli sorumluluklarına dayanan egemen aile ideolojisini yeterince aşındıramadı.

Devlet, “patriyarkal yapıların hem kurulup hem tartışıldığı, bir iktidar ilişkileri ve politik süreçler kümesinin merkezi” olarak belirli bir toplumsal cinsiyet rejimine dayanır (Connell, 2006: 179). Aile, istihdam, nüfus, yerleşim, yaygın eğitimin örgütlenmesi, sağlık ve cinselliğin denetimi gibi bir dizi politika alanı açısından devlet iktidarı, toplumsal cinsiyet rejiminin kuruluşunda tarihsel ve dinamik bir pozisyona sahiptir. Sanayi devrimi ile kadınların kitlesel olarak iş piyasasına girişi, 1960’ların yeni toplumsal hareketleri ve sonrasındaki eşitlik rüzgârı, kadınların konumu ve aile dinamiklerinde önemli kırılmalar yarattı. Esping-Anderson geçtiğimiz yüz yıllık dönemeci, kadınlar için “tamamlanmamış bir devrim” olarak görür (Esping-Anderson, 2011). Devrim tamamlanmamıştır, çünkü dünyanın belli bölgelerinde savaş sonrası dönemden itibaren kadınların eğitim ve çalışma yaşamı, aile içi rolleri konusunda önemli kırılma ve sıçramalar yaşansa da neoliberal zamanlarda muazzam geri dönüşler, aileci kapanma ve anti-feminist söylem, yaygınlaşmış görülür.

Braedly, 20. yüzyıl liberalizminin aksine neoliberalizm için bireyin, gelir yarattığı sürece erkek, kadın ve hatta trans olabildiğini ifade eder. Bu, kadın ve erkeğin ekmek kazandığı bir toplumsal cinsiyet rejimine işaret etmekle birlikte, neoliberalizmin bu temel öncülü pratikte, kadınların konumlarında ve maddi refahlarında küresel bir düşüşle sonuçlanmıştır (Braedley, 2010: 12-13). Bu anlamda toplumdaki mevcut cinsiyet ilişkileri ile farklı şekillerde eklemlenen, kadınların bedenleri ve emekleri üzerindeki denetimin daha yaygın, gündelik, parçalı hale geldiği süreçle karşı karşıyayız. Bu süreçte ailedeki sosyolojik dönüşümler karşısında, Türkiye’deki toplumsal cinsiyet rejimleri ve aileciliğe ilişkin süreklilik ve kırılmalar, siyasal hegemonya süreçlerini anlamamız bakımından büyük önem taşıyor.

 

Türkiye’nin “aile fotoğrafı”

Cumhuriyet modernleşmesi ve kentleşme deneyimi aile örüntüleri ve demografik alanda kimi değişmelere yol açtı. Doğurganlık oranlarındaki düşüş, boşanma oranlarının ve evlenme yaşının yükselmesi, gençler arasında giderek artan bireyselleşme ve bağımsızlaşma eğilimleri, toplumsal cinsiyet rollerinde eşitlikçi dinamiklerin görülmesi, Türkiye’de aile sistemlerinin melezleşmesi ve kültürel heterojenleşmeye yol açmıştır (Kavas ve Hoşgör, 2010). Türkiye tarihinde ilk kez nüfus artış oranı düşüyor. 1980’lerden bu yana evlenmeler gecikmeye, yalnız yaşayanların sayısı, eşcinsel birliktelikler, evlenmeden bir arada yaşayan çiftlerin sayısı artmaya başlamıştır. Bu artışlar küçük oranlarda da olsa Özbay’ın ifade ettiği gibi gelecekte de bu eğilimlerin süreceği anlaşılıyor (Özbay, 2015).

Aile yaşamı ve demografik eğilimlerdeki kimi değişimlere rağmen Türkiye hâlâ aileci bir toplumdur. Modernleşme projesi kadınların eğitim, siyaset ve istihdam alanında kamusal yaşama katılımlarının önünü açmış olsa da eşitlikçi eğilimler hem ülke geneline dengeli bir şekilde yansımadı hem de kamusal yaşama katılım kadınların hane içerisindeki asli sorumluluklarına dayanan egemen aile ideolojisini yeterince aşındıramadı (Öztan, 2014). Örneğin Türkiye’de kadınların yüzde 68’i ortaokul mezunu bile değil, yüzde 20’si okuma yazma bilmiyor ya da çok az düzeyde biliyor. Çalışabilir durumdaki toplam 27 milyon kadından yalnızca 7,7 milyonu (yüzde 28’i) çalışıyor. İşgücüne katılım-eğitim ilişkisi kadınlarda çok daha güçlü. Yani Türkiye’de kadınların, çalışmak ve meslek sahibi olmak için erkeklerin katbekat üzerinde bir performans sergilemeleri gerekiyor. Hemcinsleri ile aralarındaki uçurum, az sayıda profesyonel, eğitimli ve meslek sahibi kadınların da konumunu derinden etkiliyor. Çalışan kadınlar günde ortalama 3,5 saatten fazla bir zamanı, çalışan erkekler ise yalnızca 45 dakikalarını hane ve hane halkının bakımına ayırıyorlar (TÜİK 2015 Zaman Kullanım Anketleri). Modern cumhuriyet eğitimli-elit kadın kesimlerinin kamusal hayata katılımını teşvik etmekle birlikte, kadınların gündelik yaşamlarında kimi geleneksel örüntüler süreklilik kazanmıştır. “Ev kadınlığı sözleşmesi” çalışan kadınlar için dahi bir norm olarak görünüyor. Kadınların kariyer gelişimine yönelik desteğin artmasına rağmen, aile içerisindeki rollere ilişkin kalıp yargıların sürekliliği, kadınları profesyonel yaşam içerisinde belli pozisyonlara sıkıştırmış durumda. İstatistiksel veriler; sosyoekonomik konum, istihdam, eğitim, doğum oranları, evlilik yaşları vb. konularda oldukça kutuplaşmış bir kadın nüfusuna işaret ediyor (Öztan, 2014). Türkiye’de sadece küçük bir grup eğitimli kadın, formel sektörde beyaz yakalı işlerde çalışıyor.

 

Devamını okumak için lütfen tıklayın…

E-dergi

E-abonelik

 

ot_kapak

Sosyal Sınıflar, Kültürler ve 13. yüzyıl Anadolu Devrimi, 13. yüzyıl Anadolu’sunda örgütlü olarak kulluktan kurtulma sürecini başlatmış olan insanlığın serüvenidir. […]

50 Soruda Büyük Patlama Kuramı

Metin Hotinli

+50 Soruda Büyük Patlama Kuramı

“50 Soruda” dizisinin beşinci kitabı “50 Soruda büyük patlama kuramı” yayımlandı. Kitapta, Prof. Dr. Metin Hotinli, evrenin nasıl oluştuğunu ve […]

Hz. Muhammed ve Kuran

Hasan Aydın

+Hz. Muhammed Kuran

Bu eserinde Hasan Aydın, Kuran’ın ayrıntılı bir okumasını yaparak Müslümanlığın kutsal kitabının zaman ve mekâna bağlı tarihsel niteliğini kanıtlıyor. Hz. […]

50 Soruda Evren

Çağlar Sunay

50 soruda evren

Ülkemizin az sayıdaki nitelikli popüler bilim yazarlarından Çağlar Sunay, “50 Soruda” dizisinin onuncu kitabı olan 50 Soruda Evren’de, bilimin geçmişindeki […]