HHÇ site için ilan 2

Üniversitelerin iktidarla imtihanı

Akademi Sunuş

Türkiye’de, üniversite politikalarının belirlenmesinde siyasal iktidarın etkisi ve rolünün çok daha belirleyici olduğu ve iktidarın kendi çıkarlarını korumak adına kontrol mekanizmalarını üniversitelerde en alt kademelere kadar taşıdığı görülür. Gerek akademik hak ve özgürlüklerin zayıflığı gerekse de üniversitelerin bir türlü kurumsallaşamaması, üniversitenin mevcut iktidarla iç içe geçmesine yol açar.

Dr. Erinç Erdal Yıldırım
Bülent Ecevit Üniversitesi Tarih Bölümü

İlk üniversite olarak görebileceğimiz Platon’un Akademia’sı, MÖ 4. yüzyılda Atina yakınlarındaki bir zeytinlikte kurulmuştu. Burada Platon öğrencilerine matematik, doğa bilimleri ve yönetim biçimi gibi çeşitli konularda ders veriyordu. MS 529’da, Bizans İmparatoru Jüstinyen Akademi’nin çalışmalarına son verdi. Zaman içerisinde meslek temelli örgütlenmeyi ifade eden ve öğrenci-öğretmen birliği anlamına gelen universitas kavramı doğdu. Günümüz yükseköğretiminin temeli olan bu kurumlar, farklı disiplinlerde lisans ve lisansüstü eğitim vermekteydi. Tam, bütün, evrensel anlamına gelen ve İngilizce universe kavramından doğan üniversitelerin işlevi ise, dini bilgilerin dışında kalan ve evrensel düzeyde geçerliliği olan bilgiyi üretmek ve öğretmekti. O tarihten beri, üniversitelerin siyasal iktidarlarla yoğun çatışmaları olmuştur.

Peki, neden üniversiteler tarih boyunca siyasal iktidarların hedefi olageldi? Bu konu, üniversitelerde üretilen bilgilerin niteliğinden bağımsız değerlendirilemez. Antik dönemden itibaren bu kurumlarda üretilen bilgiler birtakım epistemolojik ön kabullere dayanır ve bu ön kabuller de kaçınılmaz olarak içinde üretildikleri toplumun dinamiklerini ve güç ilişkilerini yansıtır. Dolayısıyla tarihin çeşitli dönemlerinde iktidarlar farklı egemenlik yöntemlerine ve bilme biçimlerine sahip olmuş; bu bilme biçimlerini de kontrol altına almaya çalıştıkları bilgi üretim/öğretim merkezleri aracılığıyla yeniden üretmişlerdir. Örneğin hâkim bilme biçiminin din olduğu ortaçağda, üniversiteler de kilise otoritesinin meşrulaştırıldığı ve kutsal kitaplarda yer alan bilgilerin yeniden üretilip yayıldığı merkezler olmuşlardı. Modern çağda ise bilginin kaynağı ruhani olmaktan çıkıp dünyevileşmeye başladıkça insan ve akıl ön plana alınmıştı. Bu dönemde iktidarların üretilen “bilimsel” bilgiyi kontrolü, bilimi meşrulaştırma aracı olarak kullanması sonucunu doğurmuştur.

Bu bağlamda üniversitelerin, bulundukları toplumdaki egemen üretim biçiminin belirlenimi ve yönlendirmesiyle şekillendiğinin bir kez daha altını çizelim. Dolayısıyla üniversitelere yönelik uygulanan politikaları; siyasal iktidarın ideolojisinden ve egemen sınıfların niteliğinden bağımsız olarak ele almak mümkün değildir.

Türkiye’de üniversite ile iktidar ilişkileri

Türkiye’deki duruma bakıldığında, üniversite politikalarının belirlenmesinde siyasal iktidarın etkisi ve rolünün çok daha belirleyici olduğu ve iktidarın kendi çıkarlarını korumak adına kontrol mekanizmalarını üniversitelerde en alt kademelere kadar taşıdığı görülür. Gerek akademik hak ve özgürlüklerin zayıflığı gerekse de üniversitelerin bir türlü kurumsallaşamaması, üniversitenin mevcut iktidarla iç içe geçmesine yol açar.

Bilindiği gibi Cumhuriyet modernleşmesinde hedef modern siyasi ve toplumsal kurumlar aracılığıyla imparatorluktan ulus devlete dönüşümün sağlanmasıydı. Bu noktadan hareketle, Cumhuriyet’in yönetici kadroları laik temelde modern bir ulus devlet inşası sürecinde eğitimi önemli bir araç olarak kullanmışlardı. Yeni rejimin üniversitelere yönelik ilk köklü müdahalesi olan 1933 Üniversite Reformu’nda amaç, üniversiteyi de içerecek biçimde eğitim sistemini Türk Devrimi’nin ruhuna uygun biçimde yeniden biçimlendirmekti. Bu müdahale ile devrimin gereksinim duyduğu üniversite olgusunu yansıtmadığı gerekçesiyle eski Darülfünun zihniyetinin tasfiyesi amaçlanıyordu. Darülfünun kapatılarak yerine İstanbul Üniversitesi kuruldu, akademisyenlerin yarıdan fazlasının görevine son verilerek yerlerine yenileri görevlendirildi. Bu kurumun kapatılma nedenleri olarak Batılı örneklerinin gerisinde kalması ve üniversite standartlarını yakalayamaması gösterilmekle birlikle; asıl nedenin Darülfünun hocalarının Cumhuriyet reformlarına yönelik olumsuz tutumları ve pa­sif bir direniş göstermeleri olduğu açıktı.

1933 Reformu sonunda üniversiteler; özerk statüleri kaldırılarak Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı kurumlar haline getirildi. Ayrıca Darülfünun’un151 hocasından yalnız 59’u İstanbul Üniversitesi’nin kadrosuna alındı. Bu tasfiye ve reform girişimini; saltanat ve hilâfet yanlılarını tasfiye ederek cumhuriyet rejimini kurma mücadelesinin bir parçası olarak görmek gerekir. 2.Dünya Savaşı sonrası dönemde ise Sovyetler’in bölgede artan ağırlığına karşı başlayan komünizm düşmanlığına paralel olarak solcu düşmanlığı ortaya çıkar ve ülkede büyük bir “cadı avı” başlar. 1947 yılında, böyle bir atmosferde, DP İstanbul İl Başkanı ve avukat Kenan Öner ile Hasan Âli Yücel arasında basit bir hakaret davası olarak başlayan dava, 1948’de DTCF’den dört profesörün atılmasına ve 1954’te Köy Enstitüleri’nin kapatılmasına yol açacaktır. Bu profesörler , Adımlar ve Görüşler dergilerinin sahipleri ve yazarları olan Pertev Naili Boratav, Behice Boran, Niyazi Berkes ve Mediha Berkes’tir. DTCF’nin dekanı Enver Ziya Karal, Milli Eğitim Bakanlığı Yüksek Öğrenim Genel Müdürlüğü’ne Aralık 1945’te yolladığı gizli bir yazıyla bu öğretim üyelerinin “politika eğilimi ilmi düşünceyle uzlaşma kabul etmeyecek olan” bu dergilerle kurdukları ilişkileri kendi akademik kariyer düşünce ve çabalarına aykırı gördüğünden dolayı fakülte içindeki durumlarının göz önüne alınması gerektiğini belirtir. Yüksek Öğrenim Genel Müdürü ise “bazı öğretim üyelerinin fakültedeki çocuklarımızın fikirlerini zararlı istikametlere yöneltmekte amil oldukları kanaatini” oluşturduklarını, bu nedenle fakültede kalmamaları gerektiğini açıklar. Dönemin Millî Eğitim Bakanı Sirer tarafından Danıştay’a gönderilen 1947 tarihli fezlekedeki iddia “Yabancı ideolojileri yaymak, Türk gençliğine zehir saçmak”tır. Söz konusu öğretim üyeleri Danıştay ve temyiz mahkemesinin ret kararlarıyla aklanmalarına rağmen, Meclis kararıyla üniversiteden atılırlar.

İlginç olan nokta, bu tasfiyenin, daha 2 yıl önce, 1946’da TBMM’de oybirliğiyle kabul edilmiş olan ve üniversitelere bilimsel/yönetsel özerklik veren yeni üniversiteler yasasına dayanarak gerçekleştirilmiş olmasıdır. Üniversite açısından da oldukça otoriter bir dönemi ifade eden 1930’lar için Niyazi Berkes, “Komünist Manifesto üzerine seminer yapılabilecek kadar özgürlük yıllarıydı” demiştir.

Üniversitelere yapılan müdahale bununla bitmez. Demokrat Parti döneminde de çıkarılan çeşitli yasalarla görevine son verilen öğretim üyeleri arasında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turhan Feyzioğlu, Prof. Dr. Ali Naili Kubalı ve Prof. Dr. Bülent Nuri Esen vardır. Benzer şekilde 27 Mayıs ve 12 Mart askeri müdahaleleri sonucu pek çok akademisyen meslekten çıkarıldı. Ancak üniversitelerin özerk yapısı hala korunduğundan, üniversite yönetimleri ihraç edilenlerin özlük haklarının korunmasına özen gösteriyordu

Türkiye’de, üniversite politikalarının belirlenmesinde siyasal iktidarın etkisi ve rolünün çok daha belirleyici olduğu ve iktidarın kendi çıkarlarını korumak adına kontrol mekanizmalarını üniversitelerde en alt kademelere kadar taşıdığı görülür. Gerek akademik hak ve özgürlüklerin zayıflığı gerekse de üniversitelerin bir türlü kurumsallaşamaması, üniversitenin mevcut iktidarla iç içe geçmesine yol açar.

Devamını okumak için lütfen tıklayın…

E-dergi

E-abonelik

 

Kıvılcımlı Külliyatı

Ahmet Kale

kıvılcımlı

Hikmet Kıvılcımlı’nın en az politik yönü kadar önemli ve değerli kuramsal-bilimsel yönü hakkında bilgi sahibi olan azdır. Gerek tarih tezi, […]

Bilimin Öncüleri

Cemal Yıldırım

kapak_bilimin onculeri5

Onlar, insanlığın gerçeği arayışında, düşüncesinin önündeki engelleri yıkıp geçtiler. Onlar, insanlığın evreni ve doğayo algılayışını kökten değiştirdiler. Onlar evrenin sırlarına […]

50 Soruda Üniversite

İzge Günal

kapak_üniversite

Prof. Dr. İzge Günal, “50 Soruda” dizisinin 15. kitabı olan 50 Soruda Üniversite’de, üniversite gibi çok geniş bir konuyu, hem […]

Neden Kavramı ve Nedensellik Sorunu

Hasan Aydın

neden

BASKISI YOK   Bu kitabın, birbiriyle ilişkili dört temel amacının olduğunu söylemek olasıdır. İlki, insanlığın düşünsel serüveninde felsefi düşüncenin öncüsü […]