Ana Sayfa Dergi Sayıları 267. Sayı Kitapçı Rafı

Kitapçı Rafı

41

Arkeofili: Taşlar Kemikler Efsaneler – Herkes İçin Arkeoloji!

Erman Ertuğrul, Mundi, 2026, 216 s.

Gezegenin geçmişini açıklamak için fosilleri kanıt olarak kullandığı bilinen ilk insanlardan birinin İzmirli olduğunu biliyor muydunuz? Peki aslan gövdeli, kartal başlı griffon efsanesini Antik Yunan dünyasına tanıtanın Balıkesirli olduğunu, ilk büyük boyutlu çıplak kadın heykelinin Muğla’da sergilendiğini ya da at eğitimi üzerine bilinen en eski metnin Çorum’da yazıldığını? Daha önce bu bilgilere bir yerde denk gelmemiş olabilirsiniz. Çünkü çoğunlukla başka dillerde yazılarak dilimize çevrilen popüler bilim kitaplarını okuyoruz ve geçmişe başkalarının merceğinden bakıyoruz. Hal böyle olunca, Neolitik dönem anlatılırken Mezopotamya ya da Göbeklitepe yerine Stonehenge’in hikâyesini öğreniyor, antik dünyanın yedi harikasından ikisinin Türkiye’de olduğunu fark edemiyoruz. Popüler arkeoloji anlatıları çoğu zaman başka coğrafyalardan örneklerle kuruluyor: Oysa bu topraklar, insanlık tarihinin birçok döneminde en önemli merkezlerden biri oldu. Erman Ertuğrul, tıpkı Arkeofili: Arkeoloji Meraklısının Elkitabı’nda olduğu gibi, geçmişe dair en merak edilen soruları, bilimi temel alan ama kolay anlaşılır bir dille cevaplıyor. Bu kitap sadece Anadolu’nun geçmişine odaklanmasa da, birçok konuda bu topraklardan örnekleri, insanları, olayları da içinde barındırıyor.

İklim Belirsizliği ve Riski

Judith A. Curry, Çev. Murat Havzalı, Alfa Yayıncılık, 2026, 448 s.

Bu kitap, iklim değişikliği sorununu, karşı karşıya olunan riskleri ve bu zorluklara nasıl yanıt verebileceğinin yeniden düşünülmesine yardımcı olması için hazırlanmış. İklim değişikliği sorununu çevreleyen derin belirsizliği anlamak, riskleri daha iyi değerlendirilmesine yardımcı olur. Curry, belirsizlik ve anlaşmazlıkların karar verme sürecinin bir parçası olabileceğini gösteriyor. Pragmatik çözümler formüle etmek için bir yol haritası sunuyor. Yazarın Amacının ısınmanın tehlikeli olup olmadığı veya CO2 emisyonlarını azaltmak için acil önlemlerin alınması gerekip gerekmediği konusundaki yargıları çevreleyen belirsizlikler ve çeşitli değerler hakkında okuru daha iyi bilgilendirmektir. Bu kitabın asıl önemi, aşırı politik eylemleri desteklemek için bir araya getirilen bilim ve ekonomi biçimlerine yönelik analizidir.

Kısaca Psikoloji – Büyük Fikirler Arasında Yolculuk

Jennifer Wild, Çev. Aslı Candaş Schaeferdiek, Literatür Yayıncılık, 2026, 160 s.

Algı yanılsamaları ve yanlış bilgi etkisi, olumlu zihniyetler ve karanlık düşünce biçimleri, sosyal kaygı ve kişisel yapılar. İnsan zihninin karmaşık dünyası keşfedilmeyi bekleyen büyüleyici bir alan sunuyor. Peki düşüncelerimizi, davranışlarımızı ve duygularımızı şekillendiren bu görünmez dünyada yönümüzü nasıl bulabiliriz? Kısaca Psikoloji, psikolojinin temel kavramlarını anlaşılır, kapsamlı ve merak uyandırıcı bir yaklaşımla ele almayı amaçlıyor. Alanında uzman isimler tarafından hazırlanan elli kısa ve çarpıcı soru, insan davranışlarının ardındaki psikolojik mekanizmaları keşfetmek için bir başlangıç noktası sunuyor. Her bölüm, okuru önemli bir fikrin merkezine taşıyan açık, sistematik ve yönlendirici açıklamalarla yapılandırılıyor. Karmaşık kavramları sadeleştiren akılda kalıcı grafikler ve temel terimler arasındaki ilişkileri görünür kılan görsel sözlükler, öğrenme sürecine hem görsel hem de kavramsal bir derinlik kazandırıyor. Kısaca Psikoloji, insan zihninin entelektüel açıdan büyüleyici dünyasında sağlam bir başlangıç yapmak isteyen herkes için güvenilir ve ilham verici bir rehber olma amacı taşıyor.

Güzel ve Yüce Duyguları Üzerine Gözlemler – El Yazmaları ve Kenar Notlarıyla Birlikte

Immanuel Kant, :Ev. Canberk Şeref, Pinhan Yayıncılık, 2026, 240 s.

Immanuel Kant’ın eleştiri metinlerinin öncesi döneminde kaleme aldığı bu eser, filozofun antropolojik gözlemlerini ve insan doğasına dair çözümlemelerini barındıran en canlı metinlerinden biridir. Güzel ve Yüce Duyguları Üzerine Gözlemler, estetik kategorileri yalnızca sanatsal birer kavram olarak değil; karakter yapılarında, toplumsal cinsiyet rollerinde ve ulusal kimliklerde karşılık bulan birer “duyumsama biçimi” olarak ele alır. Bu kitap Kant’ın kendi çalışma nüshasına düştüğü el yazmalarını ve kenar notlarını metne dahil ederek okura özgün bir okuma katmanı sunmaktadır. Bu notlar, Kant’ın Rousseau’nun felsefesiyle girdiği yoğun hesaplaşmanın ve daha sonra Ahlakın Metafiziği gibi başyapıtlarında sistematik hale getireceği ahlak felsefesinin ilk nüvelerini içerir. Okur, bu sayfalar aracılığıyla Kant’ın düşünsel evriminin en yalın duraklarına tanıklık etme imkânı bulur. Kategorik ve kuramsal bir dilden ziyade, gözleme dayalı ve dinamik bir üslupla yazılan bu metin; estetik deneyimin insan karakteri üzerindeki belirleyici gücünü anlamak adına temel bir kaynaktır. Metin, felsefi kavramların henüz oluşum aşamasındaki ham ve esnek hallerini doğrudan yansıtması bakımından ayrı bir öneme sahiptir.

Elementler: Dünya’yı Şekillendiren Beş Kimyasal Elementin Geçmişi ve Geleceği

Stephen Porder, Doğan Kitap, 2026, 216 s.

Yaşayan her organizmanın mutlaka ihtiyaç duyduğu beş element vardır:hidrojen,azot,oksijen, karbon ve fosfor. Elementler bakterilerin, bitkilerin ve insanların bu beş elementi kullanarak Dünya’nın iklimini ve yaşam koşullarını nasıl değiştirdiğini anlatıyor. Canlılar bu elementler sayesinde karada ve denizde çoğaldılar ve sonrasında büyük felaketlere sebep oldular. İnsanlar da başka hiçbir canlının kullanmadığı biçimlerde ve miktarlarda bu elementleri kullanıyor.Kitap,insanları uyarıyor. İklim değişikliği çağın kuşkusuz en büyük sorunu. Bu elementlerin dengesizce salınımını azaltıp sürdürülebilir bir gelecek inşa edilmezse insanlığı korkunç bir son beklediğini iddia ediyor.

Sözden Eyleme Kadın Felsefeciler

Kolektif, Akademim Yayıncılık, 2026, 180 s.

Diotima felsefenin zorunlu meseleleri hakkında konuşmuştur fakat sesinin bugüne ulaşabilmesi için Sokrates’e ihtiyaç duymuştur. Aspasia’dan Hypatia’ya, Fatma Aliye’den Judith Butler’a uzanan böylesi sesler, kanona ancak yüzyıllar içinde sızabilmiştir. Sözden Eyleme Kadın Felsefeciler, bu sızmanın yetmediğini savunur. Mesele felsefenin nesnesi olmaktan çıkıp kurucu öznesi olmaktır. Cinsiyet kavramının felsefi çözümlemesinden feminist ontolojiye, yapabilirlikler yaklaşımından bağımsızlık korkusunun anatomisine, çağdaş sinemanın beden politikasına dek uzanan metinler; görünmezliği çözülmesi gereken felsefi bir problem olarak ele alır ve bu problemle yüzleşmekle kalmaz, bizzat felsefi bir üretime dönüşür. Söylemek ile var olmak arasındaki mesafeyi kapatmak her zaman felsefi bir eylem olmuştur. Bu kitap, o eylemdir.

Doğal Seçilimi Anlamak – Yaşamın Esasları 7

Michael Ruse, Koç Üniversitesi Yayınları, 2026, 232 s.

Bir kavram düşünün, kimine göre “toplumdaki bozulmaları ayıklayıp onu hep daha yüksek bir denge seviyesine çıkaran bir merdiven”; kimine göre “gelişimin ürettiği başarısız morfolojileri ayıklayan basit bir filtre”; kimine göre “varoluş mücadelesinden kaynaklanan bir vera causa, gerçek neden…” Düşünce tarihinin en tartışmalı kavramlarından birine, Darwin’in doğal seçilimine hoş geldiniz. Michael Ruse doğal seçilimi anlamanın göreceli penceresini araladığında Antik Yunan’dan Sanayi Devrimi’ne, organizmacılıktan makine metaforuna, Nazilerden ırksal düşüncenin yıkılışına uzanan upuzun bir merdiven görüyor. Kazananlar ve kaybedenler, saklananlar ve saldıranlar, avlar ve avcılar bu merdivende kol geziyor. Ancak Michael Ruse’un ve bizi düşünce dünyalarına davet ettiği sayısız bilim insanı ve düşünürün işaret ettiği gibi doğal seçilimin tabiatı da göreceli. Tek bir çözüm yok. Tek doğru yok. Mutlak mükemmellik yok. Artık hiç kimse tırmandığı merdiveni tekmeleyen, maymunla aslanın ölümüne gülen uygar adama inanmıyor. Bu çoğulluk içinde doğal seçilim bizi “evrimin hem zorunlu olmayan bir ürünü, hem de zaferlerinden biri” kıldığına göre, okur için geriye yapacak tek bir şey kalıyor: kendi yaşamımızın anlamını, kendi göreceliği içinde bulmak. Çünkü Doğal Seçilimi Anlamak’ta önümüze serilen yol, tüm yolların en zorlusundan, insanın kendini anlamasından geçiyor.

Devrimci Mizaç: Fransız Devrimi’ne Giden Yolda Paris 1748 – 1789

Robert Darnton, Çev. Oğuzhan Şahin, VakıfBank Kültür Yayınları, 2026, 528 s.

Temmuz 1789’da Parisli bir kalabalığın Bastille’i basması küresel neticeleri olacak bir vakayı tetikledi: Monarşinin devrilmesi ve yeni bir toplumun doğuşu. Çoğu tarihçi bu vakayı ve Fransız Devrimi’ni, kriz içinde bir ekonomi, toplumsal sınıfların çatışması veya Aydınlanma ideolojisi gibi altta yatan tarihsel gelişmelerin bir sonucu olarak görür. Kültür tarihçiliğinin yaşayan en büyük isimlerinden Robert Darnton, bunların hiçbirini yadsımadan başka bir izah sunuyor: Bizzat Parislilerin, yani Devrim’in merkezindekilerin o vaka öncesinde ve sonrasında ne olup bittiğine dair düşünceleri, inançları ve zihniyetleri bu vakaya yön vermişti. Darnton, “devrimci mizaç” olarak adlandırdığı şeyin tezahürünü anlamak için broşürler, kitaplar, yeraltı yayınları, şarkılar, şiirler ve halka açık performanslar üzerine yaptığı araştırmalarından yola çıkarak Paris’i bir bilgi toplumu olarak inceliyor. Şehirdeki haber ağları kafelerde, pazar yerlerinde, park banklarında ve dedikoducuların favori toplanma mekânı olan Palais-Royal’deki Krakow Ağacı’nın altında yuvalanmıştı. Darnton, felaketlerle sonuçlanan uluslararası antlaşmalardan, yolsuzluklara ve kraliyet skandallarına, hayret verici sıcak hava balonu uçuşlarından yeni bir ulus anlayışına kadar Devrim öncesindeki kırk yıla yayılan olayların, sıradan Parislilerin kolektif bilincine nasıl bir yer edindiğini gösteriyor. Haberler ve fikirler, derin eşitsizliklerle dolu toplumda yayıldıkça, Kral’ın otoritesine duyulan güven aşındı, monarşinin meşruiyeti sarsıldı ve toplumsal düzen çözülüverdi. Tarihin saklı dinamiklerini büyük devinimlerin izahı olarak kullanan Darnton, rengârenk anlatısında okurunu Paris sokaklarına götürüyor. Devrimci Mizaç, Fransız Devrimi’ne Giden Yolda Paris, 1748-1789 Parislilerin zihniyet dünyasını ve Devrim’e giden o yıllarda bir halkın mizacının nasıl şekillendiğini sürükleyici bir hikâyeye çeviriyor.

Hayvanların Bilgeliği: Düşünüp Hissettiklerini Nasıl Biliyoruz?

Virginia Morell, Çev. Orhan Düz, Akademim Yayıncılık, 2026, 340 s.

Birbirlerini eğiten karıncalar, gıdıklandıklarında neşeyle kıkırdayan fareler, ölülerinin kemiklerini şefkatle okşayarak yas tutan filler, yokluk kavramını anlayabilen papağanlar, aile bağı kurup ayrılık kaygısı yaşayan köpekler, gelenek inşa edebilen şempanzeler, tırtıl oldukları dönemi anımsayabilen güveler ve daha nicesi… Bunların hiçbiri metafor değil, hepsi laboratuvar bulgusu. Virginia Morell, hayvan zihninin bilimsel ve tarihsel haritasını çıkarırken, hayvanları basit reflekslerle hareket eden otomatlar olarak gören insanmerkezci kibri, bilişsel etoloji ve sinirbilimin bulguları ışığında yapıbozuma uğratıyor. Hayvanların dünyayı algılayan, problem çözen ve öznel deneyimlere sahip olduğunu gösteren Hayvanların dünyayı algıladığını, problem çözdüğünü ve öznel deneyimlere sahip olduğunu gösteren Hayvanların Bilgeliği, insanın kendisine atfettiği mutlak üstünlük vehmini sarsarak insanlığın kendi doğasını yansıtan dev bir aynaya dönüşüyor.

Diyarbakır’da Kentleşme – El Koyarak Birikim

Suna Yılmaz, Dipnot, 2026, 416 s.

Kapitalist kentleşme politikaları, tarihsel olarak Kürt coğrafyasında etnik politikaların bu sürece eşlik etmesiyle farklı bir deneyimi ortaya çıkarır. Kürt kentlerinin Cumhuriyet dönemi kentleşme deneyimi, Türk milliyetçiliği etrafında örülen modern ulus-devlet politikaları çerçevesinde oluşur. Bu ise Kürt kentleri açısından baskıyı, şiddeti ve asimilasyon politikalarını beraberinde getirir. Bu kitap, kapitalizm ile etnik politikaların ilişkiselliğine vurgu yaparak savaş koşullarının Kürt coğrafyasında nasıl bir kentleşme deneyimi oluşturduğunu irdeliyor. Diyarbakır’ın kentleş-me deneyimini odağına alan kitap, bu yönüyle alandaki çok önemli bir eksiği telafi ediyor. Kent/kentleşme üzerine yapılan çalışmaların Diyarbakır gibi tarihsel açıdan merkezi bir konumda yer alan kenti “dışarıda” tutmuş olması şüphesiz “masum” değildir. İlk yerleşim mekânlarının bu coğrafyada ortaya çıkmış olmasına; tarihsel açıdan ticaret, askerî ve üretim kenti olmasına rağmen Diyarbakır’ın kentleşme deneyiminin yok sayılması, bilim ile iktidar arasındaki ilişkiyi ele veren göstergedir. Dolayısıyla, elinizdeki çalışma bu eksikliğin telafisinde her şeyden önce iktidara ve onun akademideki tahakküm örüntülerine karşı bir müdahaledir.