Ana sayfa 201. Sayı Böyle Bir Yılın Ardından…

Böyle Bir Yılın Ardından…

68

Size bu satırları yazdığım sırada 2020’nin son haftalarına girdik. Gönül isterdi ki şurada tüm yılın adam akıllı dökümünü yapayım. Ama inanın kafam almıyor; derleyip toplamayı gözüm yemiyor. Ha, denesem de sınıfta kalıyorum.
Ancak bir yandan, biliyorum ki son ayın birkaç başlığı bile 2020’yi, büyük resmi anlatmaya yeterli.
Çocukluğumda ve genç kızlığımda birden çok kez, kimi saldırıya varan fiziksel tacize uğradım. İnsan sevdiğine, dostuna anlatamıyor, ben size insanın içine kazınan duygudan söz edeyim: akıl almaz bir utanç, suçluluk ve yalnızlık. Çaresizlik. Her seferinde. Ne kadar bilinçli olursanız olun. Ama zaten bu tacizin alâmetifarikası değil mi? Kurbanı utanç yüklü bir suçluluk ve çocuksu bir çaresizlik içine sokup, kendi sesinden bile korkan birine, bir gölgeye indirgeyip susturur – yaşı kaç olursa olsun. Bu yüzden susmayanın arkasında durmak, dayanışmayı büyütmek, kadın erkek, tacize uğramış ya da uğramamış, herkes için en insanca duruş.

***

Saros’u nasıl bilirdiniz? Vahşi zarafeti, bin bir sürprizli koyları, boncuk gibi denizi ve barındırdığı milyonlarca canlıyla bir vaha. Onun bizimle derdi yok, kolları açık. Peki, bizim onunla ne derdimiz var? Türkiye’nin tüm doğal ve kültürel mirası gibi o da açgözlülüğün ve talancılığın pençesinde. Hukuki süreç sonuçlanmadan Saros’a giren BOTAŞ “işine” başladı. Bir umut – yine – dayanışmada, sesimizi güçlendirip direnişe süreklilik katmakta. Bu benim yeni yıldan en büyük dileğim: Saros yok olmasın. Çünkü Saros’un güzelliği kamyonların ezemeyeceği, betonun yutamayacağı, limanın yok edemeyeceği kadar görkemli. Lütfen.

***

Aslında daha –  dünyaya parmak ısırtarak, mükemmel ve lokum gibi, yok artık denecek denli görkemli yönetilen – pandemi sürecinden, yağmur dualarıyla şenlenen su – ve tabii iklim – krizinden, paspas edilen – ama zaten yok – hayvan haklarından, ilmiğini boğazımıza geçirmiş sıktıkça sıkan – ee, can kalmadı artık o boğazda – ekonomiden de söz edecektim. Yazının başlığı da “Dert Dökümü” oldu mu, tamam. Bana yakışan şüphesiz budur ama hoş değil, bana rağmen hoş değil.
İnanın zorlanıyorum; insanın iyicil yanına, doğanın bitimsiz diriminden beslenen umuda yaraşır bir şey yazmak şimdi, böyle bir yılın ardından çok zor. Umarım yeni yılda en yeşil, en müjdeli sözcükler kendiliğinden taşar içimizden.

***

Hayvanlar Âleminden Uygunsuz Gerçekler bu ay başköşemde. Zira bitecek diye okumaya kıyamadığım kitaplardan.
Kabul edelim, hayvanları anlayamıyoruz. Bilim alanındaki başarılarımızla (kim için başarı; gezegen için mi, bencil debelenmelerimiz için mi – şimdilik bu da bir kenarda kalsın) bunca böbürlenirken burnumuzun dibinde yaşayan hayvanlar bizler için gizemini koruyor – iç ses: umarım hep korur.
Lucy Cooke’un on üç hayvana yer verdiği, dili son derece eğlenceli olan bu kitap ayrıca kendine has bir bilim tarihi olma özelliği de taşıyor. Hayvanlar hakkında hâlâ şüphe bulutlarından arınmamış iddiaları okumakla kalmıyoruz, bu bulutların zaman içerisinde nasıl yorumlandığını da görüyoruz.
Ezgi Başer Akgürgen’in çevirisi metnin neşesini ve akıcılığını başarıyla korumuş. Titiz bir editörlükle ortaya pırıl pırıl bir kitap çıkmış.

***

Ne zaman görünmez olmalıyız? Ne zaman görünür kılmalıyız kendimizi? Bu sadece yavru balaban için değil, bizler için de çok büyük bir muamma. Hele şu toplumsal keşmekeşin içindeyken.
Şiirsel Taş’ın sözcükleriyle, Duygu Topçu’nun çizimleriyle can bulan Balaban – her iyi çocuk kitabı gibi – bir çocuk kitabı olmanın hayli ötesinde. Okuduğumdan bu yana içimde yankılanıyor: Görünmez olmak; ne zaman, nasıl? Görünür olmak; nerede, ne için?
Ama benim yankılı iç derinliklerim bir yana, okurda doğaya ve yaban hayata ilgi uyandırmak, yabanın gizemine duyduğumuz, çoğu zaman unutulan o merakı ateşlemek için çok iyi bir yol arkadaşı Balaban.
Burcu Meltem Arık’ın Önsöz’üyle kitabın daha da zenginleştiğini söylemek boynumun borcu.

***

Çoğunlukla evlerde kapalıysak, güneş yüzünü gizlemeye başladıysa, sabahları yorganın çekiciliği gitgide artıyorsa… Kuzey polisiyelerinin zamanı gelmiş demektir.
Ragnar Jónasson’un Kar Körlüğü adlı ilk kitabı Kitap Kurdu etiketiyle geçtiğimiz aylarda okurun karşısına çıktı. Bu kitap yazarın Kara İzlanda serisinin ilk kitabı; serinin devamını da okuyabilecek miyiz, bilemiyorum. Umarım.
Öncelikle yeni bir yazarla tanışmanın keyfinden söz edeyim. Bu, gerçekten ilginizi çeken bir insanla usul usul yakınlaşmayı andırıyor; sınırları, hassasiyetleri yoklarız; sözcüklerini, vurgularını tanımaya, kurduğu dünyayı bir şekilde kendi dünyamıza yaklaştırmaya çalışırız. Yıldızlar barışıksa ne âlâ.
Benim yıldızım Jónasson’la barışıkmış anlaşılan; keyifli, keşif dolu bir okuma serüveni oldu Kar Körlüğü. Karakter inşası, abartılardan kaçınan özgüvenli anlatımı ve karanlığı, kapalı kalmışlığı okura yansıtışındaki başarı yazarın diğer kitaplarını hevesle beklemem için yeterli.
Çeviri Şeyda Aytekin’e ait; temiz, akıcı bir çeviri. Bir iki düzelti gözüme çarptı ama nazar boncuğudur.

***

Hepimiz için fazlasıyla zor geçen bir yılı geride bıraktık. Öyle ya da böyle. Yeni yıl umudun, direncin, dayanışmanın arttığı günler getirsin.
Her sayfası esin dolu bir ay dilerim.

-Hayvanlar Âleminden Uygunsuz Gerçekler, Lucy Cooke, Çev. Ezgi Başer Akgürgen, Domingo Yayınları, Mart 2020, İstanbul, 456 s.
-Balaban, Şiirsel Taş, Duygu Topçu, Kuraldışı Yayınları, Eylül 2019, İstanbul
-Kar Körlüğü, Ragnar Jónasson, Çev. Şeyda Aytekin, Kitap Kurdu, Ekim 2020, İstanbul, 336 s.