Ana Sayfa 217. Sayı Halk aptal mıdır?

Halk aptal mıdır?

155

Elinizdeki sayıda yer alan üç makaleyi (İzlem Gözükeleş’in “Teknolojik çözümcülük”, Ender Helvacıoğlu’nun “Toplumsal birikim ve toplumsal dönüşüm meselelerine ilişkin notlar” ve Hasan Aydın’ın “İslam öğretisinde seçkinler ve halk” başlıklı makaleleri) şu başlık altında topladık: “Teknoloji ve seçkinler insanlığı kurtarabilir mi?” Aslında soruyu şöyle de sorabilirdik: “Halk aptal mıdır?” Çünkü genellikle ilk soruya olumlu yanıt verenlerin temel gerekçesi halkın aptal ve cahil olduğudur.
Sıradan halkın doğası (fıtratı) gereği aptal olduğu düşüncesi, uygarlık tarihi boyunca her egemen sınıfın ön kabulü oldu. Egemenlik ve yönetme erki bu ön kabul ile temellendirildi. Başta dinler olmak üzere bütün egemen sınıf ideolojilerinde seçkinler-sıradanlar ayrımı hep başköşededir; ideolojik hegemonyanın temel unsurlarından biridir. Öyle hakim bir görüştür ki bu, sadece antik çağ ve ortaçağ düşünürlerinde değil, aydınlanma filozoflarında, hatta bazı Marksist akımlarda bile izleri görülür. Sıradan insanlar aptaldırlar, aptal olmasalar bile cahildirler; güdülmeleri, eğitilmeleri, öncüler tarafından dışardan bilinçlendirilmeleri gerekir.
Hep vurguladığımız gibi uygarlık (sınıflılık, egemenlik ilişkileri), yönetim tekeli (devlet), silah tekeli (ordu), inanç tekeli (din) ve bilgi tekeli (bilim) temelinde yükselir. Bunlara bir de hepsini kapsayacak biçimde akıl tekelini eklemek gerek. Akıl, soylulara ve seçkinlere özgüdür; sıradan halk ise aptaldır, cahildir ve bir şekilde güdülmeli, yönlendirilmelidir. Bu bir uygarlık ön kabulüdür; Sümerlerden başlayıp burjuva modernitesi döneminde bile devam eden bir ön kabul. Siyaset de bu ön kabul ile başlar. Başta Machiavelli olmak üzere çoğu siyaset bilimcilerinin vurguladığı gibi siyaset, esasta, halkın nasıl güdüleceğinin uğraşıdır.
Bu görüşte bir hakikat payı yok mu? Sümer mitoslarındaki çoban-sürü metaforundan başlayıp, Antik Yunan filozoflarınca felsefi bir temel kazandırılıp, ortaçağ İslam düşünürleri tarafından dinin temel işlevi olarak görülüp, aydınlanma filozoflarınca bir eğitim sorunu, bazı sosyalistlerce bir bilinçlendirme sorunu olarak görülüp, böylece farklı kılıklarda devam ettiğine göre bu görüşün bir hakikati temsil ettiği kabul edilebilir.
Bugüne kadar tarih büyük insanların büyük eylemlerinin, büyük devletlerin büyük fetihlerinin ve hegemonya mücadelelerinin tarihi olarak yazıldı. Bilim ve teknoloji tarihi de büyük bilim insanlarının büyük kuramlarının ve büyük teknolojik atılımların tarihi olarak gösterildi. Toplumsal birikimin ve toplumsal dönüşümün öznesi olarak hep bu “büyüklükler” gösterildi. “Aptal” ve “cahil” olan emekçi halk ise bu büyük eylemleri takip etmeliydi. Takip edildi ve gelinen nokta ortadadır. Egemen sınıfların, ilerlemecilerin, seçkinlerin ve onların bilim ve teknolojilerinin getirdiği dünya özlediğimiz dünya mıdır? Toplumsal birikim dediğimiz şey egemenlerin birikimi midir? Elinizdeki sayıda farklı boyutlarıyla bu soruları tartışıyoruz.
Evet, gerçekten de halk aptaldır ve cahildir; tersi kanıtlanana kadar! Tersinin kanıtlanışına sosyalizm diyoruz.
Bahar 1 Mayıs ile gelir. Tüm emekçilerin birlik, dayanışma ve mücadele gününü kutluyoruz. Türkiye’de bahar 6 Mayıs ile de gelir. Denizler’i yeniden anımsayarak… Denizler’in idamının 50. yıldönümünde onları baharın coşkusu ile anıyoruz.
Dostlukla kalın…

Önceki İçerikTeknolojik çözümcülük
Sonraki İçerikGökbilimciler ikinci bir “öte-Ay” keşfetti