Ana Sayfa 217. Sayı Kitaplarda aradığım sessizlik

Kitaplarda aradığım sessizlik

40

Bu ayın yazısını kafamda şekillendirirken aklımda farklı kitaplar, farklı uğraklar vardı. Heyhat. Hayat – ve okuma serüveni – insanı beklemediği yerlere sürüklüyor.
Önce Kapak Kızı’nı okumaya giriştim. Evet, bitirdim bitirmesine ama bunu sağlayan kitabın beni kendine bağlaması değil, beş saatlik otobüs yolculuğunun dayatmasıydı. Eleştirmek, didiklemek istemiyorum: kitabın sonunda Ayfer Hanım kendisine yöneltilen eleştirilerden bizzat söz etmiş: “söz savurganlığı.”
Ardından Deli İbram Divanı’nı aldım. Açıkçası kitabın adı beni itiyordu ama hakkında o kadar güzel eleştiriler duymuştum ki adına rağmen heyecanlanarak elime aldım. Ve birkaç sayfanın ardından bıraktım. Ertesi gün kitaba kasvetli ruh halimi yüklemiş olabileceğimi düşünerek tekrar denedim. Yok, olmadı. İnsan içgüdülerine güvenmeli. Divan edebiyatı bana göre değil. Ve riskli bir genelleme yapmama izin verirseniz: hakkında uçsuz bucaksız güzellemelere girişilen kitapların onda dokuzu bende büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor.
Neyse ki aylık okuma serüvenim bundan ibaret değil, merak etmeyin, size iyi haberlerim de var. Her kitaba burun kıvıran bir işgüzar değil, satır arasında gizlenen, söylenmeyen ama işaret edilen sözün gücüne inanan seçici bir okurum – ya da buna inanmayı tercih ediyorum.

***

Kısa ama bir o kadar çarpıcı bir roman Meryem’in Tanıklığı. Colm Tóibín bilinen bir öykünün bilinmeyen yüzüyle; dinsel bir söylencenin insanî gerçekliğiyle sarsıyor okuru.
Meryem’in Tanıklığı, Meryem’in ağzından İsa’nın çarmıha gerilmesini, öncesini ve sonrasını anlatıyor. Bir annenin, öfkeli ve kırgın bir annenin içini dökmesi değil yalnızca bu tanıklık. İnsanların– özellikle erkeklerin – iktidar savaşını, bu savaşın yarattığı aptallıkları ve zalimlikleri, aldanışları ve çaresizlikleri anlatıyor.
“Buradan gitmesinden evvel ona, hayatım boyunca ikiden fazla sayıda erkeğin bir araya geldiğini gördüğüm her seferinde budalalık gördüğümü, zalimlik gördüğümü ama gözüme ilk çarpanın budalalık olduğunu söyledim.”
Tóibín’in romanında acımasız bir insanın, özellikle bir erkeğin eleştirilmesi öne çıkıyor. Ancak bu eleştiri kapsayıcı ve genelleyici bir yan da taşıyor. Ve kuşkusuz Tóibín bunu çok etkileyici biçimde başarıyor.
“Işıldayan yıldızların sahte olduğunu, yalancı olduğunu, gecenin bizi şaşırttığı gibi onları da şaşırttığını, parıltılarının bir tür yakarış olmaktan öteye gitmediğini düşünecek, onları yerlerine mahkûm kalıntılar olarak görecektik.”
Meryem’in Tanıklığı, bir acının ve kaybın tanıklığı olmanın ötesinde, insana ve insanın acizliğine dair keskin bakışıyla okuru çıkışsız ama kaçınılmaz bir yola itiyor. Meryem’in öfkesi şimdide kendine yer buluyor. Meryem’in yası ve kıstırılmışlığı, ölümün eskimez yüzüyle karışıp bugünün içinde yankılanıyor.
“Ölümün zaman ve sessizliğe ihtiyacı vardır. Ölüler yeni armağanlarıyla, elemden yeni kurtulmuşluklarıyla yalnız bırakılmalıdır.”
Tüm bu dışa dönük eleştirelliğinin yanında roman Meryem’in kendisiyle hesaplaşmasına da tanıklık ediyor. Acının aktarılamaz oluşu bu; insanın döktüğü gözyaşının her damlasının aslında yalnızca ve yalnızca kendi için oluşu. O engellenemez bencillik ve bunun doğurduğu ikincil acı.
“İyisi mi hemen söyleyivereyim, kelimeler bir an evvel çıksın gitsin ağzımdan: Duyduğum dehşete rağmen, onun kalbinin ve etinin kendi kalbimden, kendi etimden doğduğu gerçeğine rağmen, duyduğum acıya, hiçbir zaman eksilmeyen, benimle beraber mezara girecek olan acıya rağmen, bütün bunlara rağmen, acı onun acısıydı, benim değil.”
Tóibín Meryem’in Tanıklığı’nda insanın hoyrat ve acınası yanlarını bilindik bir söylenceye dayanarak ama kendine bambaşka bir açı seçerek anlatıyor. Daha gerçekçi, daha keskin, daha metanetli ve daha tarafgir. Daha tanıdık ve tam da bu yüzden daha dayanılmaz.

***

Maisie Day’in Sonsuz Canları bilim aşkıyla dolup taşan Maisie’nin içine düştüğü kapkaranlık kâbusu anlatan bir roman. Çok hüzünlü bir yanı da var kitabın, insanın merak duygusunu dürten ince bir neşesi de.
Kitap insanı sayfa sayfa bilimin büyülü dünyasına sokarken bir yandan da yalnızlığın yükünü, insanı içine ittiği karanlığı anlatıyor. Bu öyle yoğun bir karanlık ki gerçekliğe dair bildiğiniz her şey şekil değiştiriyor. İnsanı parçalamaya niyetli bir bombardımana dönüşüyor. Bunun içinden çıkmanın tek yolu ise sevgi ve güven.
Christopher Edge’nin yazdığı Maisie Day’in Sonsuz Canları Ceren Ceylan tarafından Türkçeye çevrilmiş. Gayet akıcı ve titiz bir çeviri; editörel açıdan da tertemiz bir kitap.
“Dünya saatte neredeyse bin kilometre hızla dönerken birbirimize sımsıkı sarıldık, birbirimize tutunduk.”

Her sayfası esin dolu bir ay dilerim.

-Meryem’in Tanıklığı, Colm Toibin, Çev. Handan Balkara, Everest, 104 s.
-Maisie Day’in Sonsuz Canları, Christopher Edge, Çev. Ceren Ceyla, Bilgi Yayınları, 147s.

Önceki İçerikKitapçı Rafı
Sonraki İçerik“Dünyayı İlmek İlmek Bir Araya Getirmek”: Yaşam Ağacında Eponim İsimler