Üçüncü Tekir Şahıs / Anıl Ceren Altunkanat
“Kanatsız çirkin kuşlar. Sıradanlığı sürdüren, sıradanlık için savaşan ve ölen sıradanlar sürüsü.”
Patricia Highsmith hayranlığım bilinir. Issız adaya düşsem (keşke) yanımda kitapları olsun isterim. Mesela Derin Sular… nereden baksanız ada için ideal bir seçim. (Ama tabii Ripley serisi de olmalı ve Trendeki Yabancılar, belki bir de… Ada ıssız, kuşlar uçacak, iyisi mi bütün Highsmith kitapları yanımda olsun.)
Vic ve Melinda’nın en hafif tabirle garip ilişkisini ve evliliğini merkeze alan Derin Sular, aslında (Highsmith imzalı hemen her metin gibi) insanın dipsiz karanlığını, bu karanlığın deliliğe dönüşmesinin nasıl da kolay olduğunu anlatıyor. Göz açıp kapayana dek, belki şakayla karışık, su içer gibi…
Vic son derece seçkin zevkleri ve alışkanlıkları olan, kültürlü ama bir o kadar da içine kapanık bir adam. Sevgisi cömert değil ama kızı Trixie’yle ilişkisine bakınca gönülden yana fakir olmadığı da açık. Eşi Melinda ise tam bir parti kelebeği; içmek, eğlenmek, flört ve dans etmek için yaratılmış. Var olmanın dayanılmaz hafifliği. Yaz akşamları gibi tasasız ama sığ ve sadakatsiz. Sadakatsizliği bir madalya gibi taşıyor, bir isyan gibi savunuyor. Hoş, bir yanıyla Vic’in yüce değerlerine bir isyan Melinda’nın gelgeç sevdaları. Sır değil ilişkileri, onlarınki tuhaf bir tarzda açık evlilik. Tuhaf çünkü aslında Vic bedenen bu evliliğin, ilişkinin bir parçası değil. Tuhaf çünkü Melinda’dan tiksiniyor. Tuhaf çünkü alenen aldatılmasına karşın evliliğini sürdürüyor. Bu nefret ve bağlılık karışımı bir ilişki.
“Melinde, Vic’in onu hâlâ sevdiğini biliyor ve kocasına sevgi göstererek onu hoşnut etmeye bu yüzden yanaşmıyordu. Belki sevgi sözcüğü yanlıştı. Vic’e göre onlar birbirlerine bağlıydılar, bağımlıydılar; biri evden gidecek olsa öbürü onu özlerdi. Melinda’ya beslediği nefret ve bağlılık karışımı duyguyu anlatacak söz yoktu.”
Peki bu anlatılmayan, sözcüklere dökülmeyen ilişki nasıl bir cinayet yumağına dönüşür? Highsmith’in bizi içine çektiği o karanlık labirent bu işte. İhanetin, sadakatsizliğin ayyuka çıkması, insanların Vic’le bu konuda durmadan yüzleşmesi mi işleri çığırından çıkaran? Yani ihanetin kendisi değil, görünürlüğü mü katlanılmaz olan? Vic’i yoldan çıkaran aldatılan koca olmak değil belki, aldatılan koca olarak görülmek? Alenen küçük düşürülmek?
Yoksa pimi çeken bir şaka mı? Vic’in, Melinda’nın eski âşıklarından birini öldürdüğünü söyleyip, bu yalanla (?) yeni âşığı korkutma çabası mı derin suları kana bulayan? Belki şakasına inanılması ve bunu verdiği güç hissidir Vic’i derinliklere çeken. Bu gücü, bu kez gerçekten hissetmek istemesidir.
“Karanlık havuzun hiç de davetkâr bir hali yoktu. Soğuk değildi, yalnızca davetkâr görünmüyordu. Oradan uzaklaşmak, De Lisle’i tek başına bırakmak istiyordu ama bunun geri adım atmak anlamına geleceğini seziyordu.”
Derin Sular Highsmith’in o karanlık dünyasına çekildiğimiz, çarpık aynalarında kendi yüzümüzü de gördüğümüz, çocuksu bir tehlikeyle örülmüş oyunlara kapıldığımız romanlardan. Okurunu zihinsel bir meydan okumayla selamlayan, zorlayıcı ve zihinde kendine yer eden bir psikolojik gerilim. Suat Ertüzün’ün çevirisi kusursuz, hem metnin ruhunu yansıtıyor hem akıcı.
“Melinda pikabın yanında duruyordu. Vic’e yapmacık gelen dehşete kapılmış bir edayla oraya sinmişti. Açık ağzının kenarları tragedya maskesi gibi aşağı düşmüştü. Ah Medea. Çocuklarını ezip parçalayan, kocalarını hadım eden. Sonunda o da kaderle yüzleşmişti. Vic neredeyse gülümsüyordu.”
***
Üç Tekerlekli Kütüphane, okuru daha ilk sayfadan itibaren Akdeniz esintileriyle selamlayan, burna leziz kokular getiren ve adeta ağzı sulandıran, gönül okşayan bir hikâye.
Eski ilkokul öğretmeni Dario’nun gezici kütüphanesiyle dolaştığı sırada kurduğu dostlukları, temas ettiği insanları okurken, güzelim resimler her şeyi daha da canlı ve renkli kılmayı başarıyor. Davide Cali ve Sébastien Pelon imzalı Üç Tekerlekli Kütüphane dilimize Alara Beykan tarafından, hikâyeye yakışır sıcak bir dille çevrilmiş.
Dostluğa, okumanın gücüne, dayanışma ve yardımlaşmaya vurgu yapan hikâye yalnızca miniklerin değil, yetişkin okurların da kalbine dokunmayı başarıyor.
“İtalya’nın güneyinde, Sicilya’nın tepelerinde, öğlen şekerlemesi saati gelmişti. Sessizlik her yeri sarmış, sadece cırcırböceklerinin sesi duyulmaktadır.
Ancak dikkatle kulak verirseniz, çok uzaktan yaklaşmakta olan bir vızıltı duyabilirsiniz.
Vızzzzzzzzzzzzz.”
Her sayfası esin dolu bir ay dilerim.
– Derin Sular, Patricia Highsmith, çev. Suat Ertüzün, İletişim Yayınları, 263 s.
– Üç Tekerlekli Kütüphane, Davide Cali ve Sébastien Pelon, çeviren Alara Beykan, 34 s.







