Ana Sayfa Dergi Sayıları 266. Sayı Bir çift kaç kişiden oluşur?

Bir çift kaç kişiden oluşur?

28

Nalan Mahsereci

Soru aritmetik bir kesinlik barındırsa da, yanıt iki kişiden çok daha fazlasına işaret ediyor. Zira bir ilişkiye adım atan her kişi, arkasından bir gölgeler ordusunu da sürükleyecektir. İçimizde ebeveynlerimiz yaşar; yetişme sürecimize el verenler, hatta belki onların da ataları… Hayatı algılama, anlamlandırma tarzımızı, bir diğeriyle ilişkilenme biçimimizi, davranış kalıplarımızı, duygulanma örüntülerimizi çocukluğumuzda ilk elden deneyimlediklerimizden alır; genetik eğilimlerimiz ve toplumsal etkileşimlerimizden gelenlerle harmanlayarak kendimizi kurarız. Bazı özelliklerimiz de ilk kaynaklarımızda tepki duyduklarımıza karşıtlıklarımızla ya da ihtiyaç duyduğumuz ama eksik kalanlarla şekillenir. İnsan çocukluğunda bilmeden edindiklerini, yanından ayıramadığı bir emanet gibi taşır yetişkinliğine. Kendisiyle birlikte, içinde yaşayan kişileri de sokar ilişkilerine.

Margaret Atwood’un Âdem’den Önceki Yaşam romanındaki kahramanlardan Elizabeth, Nate ve Lesje da ilişkilerinde çoğullar. Örneğin Elizabeth’in içinde, dağılmış ve alkolik olmuş annesi kadar, onu evlat edinmiş dindar ve otoriter teyzesi Muriel de yaşıyor. Nate ise, insan hakları eylemcisi, barış yanlısı annesinin onda yol açtığı pasiflikten sıyrılamaz bir türlü. Lesje de, birbiriyle ölümüne kavgalı, biri Yahudi, diğeri Ukraynalı iki ninesinin yarattığı duygusal ve kültürel karmaşadan ve göçmenliği nedeniyle onu dışlamış çocuklardan kaçabileceği alışkanlıklar edinerek yönlendirmiştir bütün yaşamını.

Elizabeth ve Nate’in iki kız çocukları ve on yılı geçkin bir evlilikleri vardır. Kendilerinde izleri olan kişileri de yaşatmaktadırlar ilişkilerinde kuşkusuz ama bunun ötesinde o kalabalık içinde üçüncü ve dördüncü kişilerin de gerçek varlıkları bulunur. Başka kişilerle ilişki yaşama konusunda uzlaşmış görünürler. Kendilerini açık evlilik yürütecek kadar “uygar” sayarlar. Peki, sahiden öyle midirler? Açık evlilik, ilişkilerine açıklık ve dürüstlük mü getirmiştir; yoksa daha karmaşık yalanlar üretmelerine mi yol açmıştır? Asıl önemlisi, ataerkil zihniyetten ve mülkiyet ilişkilerinden azade bir ilişkileri olabilmiş midir? Aralarında bir sevgi bağı var mıdır; yoksa yalnızlıklarını kamufle etmek için çocuklarının hatrına sürdürdükleri bu ilişkiye mi sığınmışlardır?

Atwood, Elizabeth ve Nate’in ilişkisinde, insanın sahiplenme eğilimini, avlanma güdüleriyle ilişki kurmasını, üçüncü kişi söz konusuysa kendini ilişkisinden “dışlanmış” ve yalnızlığa itilmiş hissetmeye hazır olmasını, karşısındakinin duygularını ve ihtiyaçlarını anlamak ve saygı duymak yerine güç oyunlarına girmesini, alan ve sınır kavgası yapmasını, üçüncü kişileri kontrol altında tutma ve manipüle etme çabasını, kendini korumak için karşısındakine zarar vermekten çekinmemesini, misilleme arzusunu sergiler. İçlerinde yaşayan ilkellikler söz konusuysa, “uygarlık” nerededir?

Üstelik insan, her ilişkiye kendisini ve gölgelerini taşımaz mı? Hayvanat bahçesine tıkılıp kalmış bir aslan gibi ömrü boyunca aynı duygusal örüntülerin, davranış kalıplarının içinde dönüp durmaz mı? Benzer hataları tekrarlamamız kaçınılmaz değil midir; farklı insanlarla farklı ilişkiler mi yaşarız, aynı ilişkiyi farklı kişilerle tekrar mı ederiz? Kavafis’in şiirine atıfla, yeni bir ülke, başka bir deniz bulmak mümkün müdür?

Atwood’un bu romanının kurgusu klostrofobiktir ve sıkışmışlık, kıstırılmışlık, çıkışsızlık hissini çok canlı yaşatır. Karakterlerin kurdukları ilişkileri birer sosyal hapishane haline dönüştürmelerini ve bunun içinde bunalıp durmalarını izleriz. Bunun ötesinde iki kadın karakterin çalıştığı Müze’nin havası da klostrofobik hissiyatımızı tetikler. Müze, donup kalmış zamanları, o zamanların ürünlerini sergilemesiyle, karakterlerin içsel çıkışsızlığını gösteren bir metafora dönüşür.

Elizabeth’in Müze’deki küratörlük görevi de tesadüf değildir. Sergilerin ana fikrini, temasını belirlemekte; hangi eserlerin, hangi düzenle sunulacağına karar vermektedir. Özel yaşamındaki davranışları da mesleğine uygundur: Kişileri, ilişkileri ve durumları birbirine göre konumlandırma ve manipüle etme çabasındadır. Eşiyle yapacağı ciddi bir konuşmaya hazırlanırken, kendisi kanapeye elbisesiyle rahatça yayılmışken eşini mindersiz bir sandalyede oturmaya zorlamak gibi ayrıntılı düzenlemelerle konuşmadaki güç dengelerini belirlemeye çabalar.

Lesje ise, Müze’nin paleontoloğudur; işi fosillerledir; ilgi alanı ve uzmanlığı dinozorlardır. Atwood, fosil imgesi üzerinden de, sıkışıp kalmışlık duygusunu güçlendirir. Hepimiz kendimizin yaşayan birer fosili miyiz? Çocukluk deneyimlerimizin ya da ilkel yanlarımızın izlerinin içine sıkışıp kaldığı, taşlaşmış, değişmeyecek yapılar mıyız? Evlilik kurumu da çoktan fosilleşmiş, tarihsel olarak geçici bir kurum mudur?

Kitabın adı da benzer sorular üzerine düşündürür. Romandan bağımsız düşünürsek, Âdem’den Önceki Yaşam, insandan önceki yaşamı işaret ediyor. 1970’lerin sonunda geçen kurgu için bu başlığın yeğlenmiş olmasıysa, insandan önceki yaşamın tüm ilkelliğiyle hâlâ yaşanmakta olduğu imasını akla getiriyor. Kitabı orijinal adıyla düşünürsek, “Life Before Man”, başlığın Lesje’nın hayatına Nate girmeden önceki yaşamını da ima ettiğini söyleyebiliriz. Nitekim Lesje, geleneksel kadın rollerinden uzak bir biliminsanı olarak yaşamını sürdürürken, Nate ile ilişkisinden sonra, hayatı boyunca kaçarak bilime sığındığı duygusal karmaşanın tam göbeğine düşecek ve kendisinden beklemediği basmakalıp davranışlar gösterecektir.

Elizabeth’in intihar eden sevgilisi Chris, Lesje’nın Nate’den önce birlikte yaşadığı William ve Nate’in Lesje’dan önceki sevgilisi Martha da kurguya dahildir.

Roman tarihsel olarak 29 Ekim 1976-18 Ağustos 1978 aralığına yerleşir. İlgili aralıkta Kanada’nın siyasi arkaplanında, Qubec’in bağımsızlık mücadeleleri ve İngiltere’den tam bağımsızlığın hukuki olarak kazanılması süreçleri vardır. Nate’in izlediği haberler aracılığıyla siyasi alandaki değişimler verilirken; bireysel olarak bu arkaplanla ilintisizlikleri ve kendi küçük dünyalarına hapsolmuş olmalarındaki tezat da ortaya konur.

Âdem’den Önceki Yaşam, içine kolay daldığınız, sarıp sarmalayan bir roman olmamasına rağmen, önemli sorular sordurmasıyla etkilendiğim bir roman oldu. Kitabın Türkçe çevirisinde, iki bölümde ciddi atlamalar olduğunu da belirtmeden kapatmayayım.

-Âdem’den Önceki Yaşam, Margaret Atwood, Çev. Suna Güler, Doğan Kitap, Mayıs 2023, 391 s.