Ana Sayfa Bilim Gündemi Politik ve ideolojik düzlemden bugünkü Çin

Politik ve ideolojik düzlemden bugünkü Çin

109

Ender Helvacıoğlu

Marx ve Engels tarafından geliştirilen bilimsel sosyalist kuram, derin ve çok boyutlu bir kapitalizm eleştirisi içerir. Ama bu eleştirinin Batı uygarlık tarzının eleştirisi kapsamına genişletilebildiği söylenemez. Bu da çok doğaldır. Marx ve Engels kâhin değil bilim insanıydılar. 19. yüzyıl Avrupa’sında, endüstri devriminin zirve yaptığı bir çağda yaşadılar. Asya, Afrika, Latin Amerika halkları henüz tarihe girmemişlerdi, bu toplumların kadim ve zengin tarihleri henüz ortaya çıkarılmamıştı ve dünya siyaset sahnesi esas olarak Avrupa’dan (biraz da ABD) oluşuyordu. Dolayısıyla -bugünden baktığımızda görebiliyoruz ki- 19. yüzyıl Marksizm’i Avrupa-merkezcilikten ve Batı uygarlık tarzı çerçevesinden sıyrılabilmiş değildi. (Ama geliştirdiği kapitalizm eleştirisiyle bu kapsama en yakın kuram da Marksizm idi. 20. yüzyılda Avrupa dışındaki halklar tüm ağırlıklarıyla dünya siyaset sahnesine girdiklerinde ellerindeki en elverişli kuramın Marksizm olması bunun kanıtıdır.)

19. yüzyıl sosyalizmi, elbette kapitalizme değil ama Batı uygarlık tarzına bir “gençlik aşısı” niteliği taşıyordu. Burjuvazi önderliğinde ve kapitalist sistem içinde tıkanmaya ve giderek çürümeye yüz tutmuş Batı modernitesine bir gençlik aşısı… Bu gençlik aşısı, Marx ve Engels’in bekledikleri gibi Avrupa’nın en ileri kapitalist ülkelerinde değil ama Rusya’da tuttu. Bu arada aynı dönemde kapitalizm çerçevesinde bir gençlik aşısı da ABD’den geldi. 20. yüzyıl, Batı uygarlık tarzına yapılan bu iki zıt gençlik aşısının mücadelesine sahne oldu (Soğuk Savaş).

Sovyetler Birliği’nin 70 küsur yıllık tarihi, Batı uygarlık tarzını aşma perspektifi ve pratiği geliştirilmeden kapitalizmi aşmanın da mümkün olamayacağının kanıtıdır. Sosyalizm, kapitalistlerle aynı kulvarda yarışıp onları geçmek değildir. Bu yarış kazanılabilir (ki Sovyetler birçok alanda kapitalist rakiplerini geride bırakmıştı), ama sonuç sosyalizm olmaz; farklı türde bir kapitalizm olur ne yazık ki. Sosyalizm süreci, tüm boyutlarıyla farklı bir uygarlık tarzını (hatta uygarlığı aşmayı), farklı bir moderniteyi geliştirme mücadelesidir. Bu perspektifin pratiğini Mao Çin’inde görebiliyoruz. Mao Zedung, hem ülkesinin sosyalizm pratiğinin hem de Sovyet sisteminin tıkanıklıklarını belirleyerek farklı bir hat geliştirmeye çalıştı. Çin Kültür Devrimi bu hattın pratiğiydi. Zaman zaman aşırılıklar yaşandı, yarım kaldı, ama en azından insanlığa -zamanı geldiğinde çekmecemizden çıkarıp bakacağımız- farklı bir perspektif sunabildi.

***

Yıllar boyu yaptığımız bu tartışmayı neden kısaca özetlemeye çalıştık? Günümüz Çin’ine bakışımızı hem politik hem de ideolojik düzlemde netleştirebilmek için.

Politik düzlemde -eğer Amerikancı değilseniz- fazla bir tartışma yok. Bugün dünya halklarının baş düşmanı ABD emperyalizmidir. Amerikan devletinin ise Çin’i baş düşman olarak gördüğü biliniyor; ürettikleri strateji belgelerinde bunu açık açık yazıyorlar zaten. ABD-Çin arasındaki çelişme, emperyalistler arası bir çelişme değildir. Çin’in dünya hegemonyası kurmak gibi bir niyeti bulunmuyor. ABD yönetiminin Çin’i hedef almasının nedeni, gerilemeye yüz tutmuş hegemonyasını yeniden tesis etmesinin önündeki en büyük engelin Çin olması, Çin’in birçok alanda ABD’yi geride bırakması. Dolayısıyla bu çelişmede, baş düşman olan ABD’yi zayıflatan ve gerileten taraftan yana olmak elzemdir. Çin’in birçok alanda ABD’yi ve Batılı kapitalist ülkeleri geride bırakması, doların egemenliğini sarsması, ABD hegemonyasını tehdit etmesi dünya halklarının lehine olan bir gelişmedir.

İdeolojik düzleme geldiğimizde ise artık kendi aramızda bir tartışma yapıyoruz. ABD-Çin çelişmesi emperyalistler arası bir çelişme değildir demiştik. Peki bu çelişme, kapitalizm-sosyalizm çelişmesi midir? Bugünkü Çin modeli bir sosyalizm modeli midir? Bu soruya eldeki verilerle net bir yanıt veremeyiz, çünkü devam eden bir süreç. Ama geçmiş süreçlerden edindiğimiz deneyimlerle bazı tahminlerde bulunabilir ve zihin jimnastiği yapabiliriz.

Bizzat Mao Zedung’un ve dönemin birçok sosyalist partisinin Sovyet sosyalizmine yönelik eleştirilerinin benzerlerini Çin’in günümüzdeki çizgisine de yöneltebiliriz. Başta ABD olmak üzere kapitalist devletlerle aynı kulvarda yarışmak, yakalamaya ve geçmeye çalışmak, politik düzlemde olumluluk taşıyabilir, ama sosyalist veya sosyalizme açılan bir çizgi olarak değerlendirilebilir mi? Bu çizgi başarılı dahi olsa sosyalizm olarak nitelenebilir mi? Sosyalizm, ölçütleri Batı uygarlık modeli çerçevesinde konulmuş bir kulvarda kapitalistlerle yarışmak ve onları geçmek midir? ÇHC yöneticileri ABD’yi yakalamaktan söz ederken hangi ölçütleri baz alıyorlar? Çin’in hangi alanlarda ne kadar hızlı geliştiğine, hangi alanlarda öne geçtiğine ve geçmek üzere olduğuna ilişkin listelere bakıldığında bunların ekonomik, bilimsel ve teknolojik (özellikle yüksek teknoloji) alanlar olduğunu görüyoruz. Çin’in ABD emperyalizmini bu alanlarda geriletmesinden ve geçmesinden memnuniyet duyuyoruz, ama bunu “sosyalizmin başarısı” veya “sosyalizm” olarak nitelemek doğru olmaz; Çin’in başarısıdır bu. Sosyalizm anlayışımız bu kadar dar (üretici güçler teorisine daraltılmış) ve ekonomist-teknolojist bir çizgiye indirgenemez.

Genel anlamda baktığımızda Çin’in bugünkü çizgisinin Batı uygarlık tarzına (Batı modernitesine) bir gençlik aşısı niteliği taşıdığını tespit edebiliriz. Bu uygarlık tarzı, ilk kez yeşerdiği Avrupa ve ABD’de yozlaşmaya ve çürümeye yüz tutmuşken, Çin’de yeniden parlamaktadır. Tıpkı İkinci Dünya Savaşı sonrası Sovyetler Birliği’nde yaşandığı gibi. Ama bu çizgiden sosyalizm çıkmıyor ne yazık ki… Kaldı ki Çin’in böyle bir gençlik aşısını yapıp yapamayacağı da çok belirsizdir. Tarih, öncülük odağındaki bu tür dönüşümlerin barışçıl yollarla gerçekleşemediğini gösteriyor. Aslında belki tam da bu süreci yaşıyoruz.

***

Bu yazdıklarım gerçekçi olmamakla, ütopiklikle eleştirilebilir. Tam tersini düşünüyorum. Yaklaşık 200 yıllık sosyalizm tarihinde hangi devrimci atılımlar devletlerden ve teknolojik gelişmelerle gelmiş ki? 1848 devrimleri? Paris Komünü? Sovyet Devrimi? Çin Devrimi? Küba Devrimi? Kore Devrimi, Hindi Çini devrimleri? Hiçbiri. Devrimleri ezilen sınıflara dayanan “kurtuluşçular” yapar, “ilerlemeciler” el koyar, veya dünün kurtuluşçuları ilerlemecilere (ve giderek gericilere) dönüşür. Kültür Devrimini başlatan Mao Zedung’un feryadı da buydu. Yeniden dipteki emekçi sınıfların enerjisine başvurmanın yollarını aradı. Kültür Devrimi devlet katlarından gelen yukardan aşağıya bir devrim değildi. Mao, emekçilere ve gençlere “bombalayın revizyonist karargâhları” diye çağrı yaparken, bu karargâhlar bizzat başında bulunduğu komünist parti ve devlet katlarıydı. Mevcut parti ve devlet yöneticilerini “devrim yapmazsanız devrim size karşı yapılacaktır” diye uyarmış, hatta “yeniden dağlara çıkarım” diye tehdit etmişti. Günümüz ÇKP yöneticileri ise Kültür Devrimi dönemini eleştiriyorlar.

İlerlemecilerin gericilere karşı mücadelesi ve onları geriletmesi elbette desteklenmelidir. Ama sosyalizm veya şöyle söyleyelim: sosyalizmi de kaynak kabul eden daha kapsamlı bir kurtuluş ideolojisi, her zaman olduğu gibi dipten, asıl kaynaktan gelecektir. Bu kaynak şimdilik gözükmeyebilir, yeraltından akıyor olabilir; ama yüzeydeki sarsıntılar, çatışmalar, çöküşler önünde sonunda bu kaynağın yeryüzüne çıkmasını sağlayacaktır.

Neden hemen ortaya çıkmıyor bu kurtuluşçular? İlle çatışmalar, savaşlar, çöküşler mi lazım? Öyle, ne yazık ki. Çünkü bu musibetler yaşanmadan, neden kurtulmaya ihtiyacımız olsun ki? Keşke ilerlemecilerin ilerlemesiyle sosyalizme (kurtuluşa) varılabilseydi. Ama tarihte örneği yok. Bunun nedeni lanet olası sınıflılık ve sınıf mücadelesi.