Ana sayfa 87. Sayı Türkiye’nin evrimle imtihanına kısa bir bakış

Türkiye’nin evrimle imtihanına kısa bir bakış

Kapak Dosyası

224
PAYLAŞ

Ergi Deniz Özsoy

Türkiye’deki evrimsel biyoloji birikimi hangi düzeydedir? Evrimsel biyolojinin Türkiye’deki algılanma biçimlerinin tarihsel kökleri nerede yatmaktadır? Darwin ve evrim kuramı bu coğrafyaya nasıl girmiştir? Cumhuriyet tarihinin çeşitli dönemlerinde nasıl yaklaşımlar oluşmuştur? Kısacası, dünyada evrimsel biyoloji çağı yaşanırken, biz nereden nereye geldik? 

Büyük evrimci Theodozius Dobzhansky’nin, 20. yüzyılın ilk çeyreğinin sonuna doğru, genetiğin temel sorunsallarını sonraki on yıllar boyunca belirleyecek çalışmaların yapıldığı, genetiğin büyük ismi Thomas Hunt Morgan’ın Kolombiya Üniversitesi’ndeki “fly room”una gelmesini (1) izleyen on yıl içinde, popülasyonların genetik çeşitliliğinin evrimleşme süreçleri çerçevesinde türleşmeyi modellediği, Türlerin Kökeni’nden sonra evrimsel biyolojiyi en çok etkilemiş olan kitabını (2) yayımladığı dönemde, Türkiye’deki evrimsel biyoloji birikimi hangi düzeydeydi?

 

Darwin sonrası evrimsel biyolojinin gelişiminin köşe taşları

Bu soruyu yanıtlamadan önce, Dobzhansky’nin durduğu bu tarihsel kırılma noktasında, evrimsel biyolojinin ne durumda olduğuna dikkat çekmek gerekiyor. Charles Darwin’in Türlerin Kökeni’nin evrimsel biyolojinin temel çalışma nüvelerinin büyük ölçüde çerçevesini çizdiği herkesçe bilinen bir konudur. Bununla birlikte, biyolojik bir özellik durumundaki kalıtılan çeşitlilik durumlarının kuşaklar boyunca izleyeceği oransal büyüklük yollarını izah eden deterministik bir süreci tanımlayan mekanizma olarak doğal seçilimin ortak bir atadan türeyiş ölçüsünde yaygın bir kabule ulaşması ise, ortak kökenin ezici kabulünün altını çizen ve 1859’u izleyen bir kaç on yıldan sonrasına denk gelmektedir. Aslında seçilim, matematiksel öğelerle tanımlanan deterministik bir süreç şeklinde, bir popülasyondaki ölüm ve üreme hızlarının bileşik fonksiyonunun genetik değişkenlikle ilişkilendirilmesiyle, büyük istatistikçi ve genetikçi Ronald Aylmer Fisher tarafından, 1930’da yayımlanan kitabında (3) geleneksel -evrimsel genetikteki- tanımına kavuşmuştur. Aynı yıllarda, Sewall Wright sonlu büyüklükteki popülasyonlardaki rastlantısal durumların seçilim ve genetik sürüklenme ilişkisi temelinde evrimleşmeyi ortaya koymaktaydı. (4) Yine bu iki kurucu babayla aynı dönemde, özellikle Fisher’in çalışmasına önemli bir ek şeklinde, seçilim yoğunluğu katsayılarının hesaplanmasına ilişkin bağıntıları ortaya koymasıyla John Burden Sanderson Haldane (5) öne çıkmaktaydı.

Evrimsel biyolojinin genetikleştirilmesindeki bu en önemli üç kurucu babanın çizdiği kuramsal çerçeve, 30’ların sonu ve 40’ların ilk yılları göz önüne alındığında, Theodozius Dobzhansky’nin ve Ernst Mayr’ın (6) biyolojik tür kavramını biçimlendirip olgunlaştırdığı, George Gaylord Simpson’un fosil kayıt üzerine popülasyon genetik açıdan odaklandığı (7) bir sentetik kavrayışa, evrimsel biyolojinin Modern Sentez’ine yol açacaktır.

Sentez’in evrimsel biyoloji pratiği açısından ortaya koyduğu en önemli sonuç, hiç şüphesiz ki, Dobzhansky ve Mayr üretiminin altını çizdiği biyolojik tür kavramının biçimlenmesi ve klasik, Platonik ideaların özel yaratılış kategorilerine dönüştüğü taksonomik birimlerin ifade ettiği Linneaus sınıflandırmasının, Mayr tarafından, evrimsel süreklilikle tanımlı biyolojik değişkenlik tayfının coğrafi dağılımla anlamlandırıldığı bir evrimsel sınıflandırma şeklinde ortaya konmasıdır. Darwin’den itibaren sentez dönemi olarak adlandırılan büyük sıçrama yıllarına bakıldığında, Dobzhansky’nin “Evrim ışığı altında bakmasızın biyolojideki hiçbir şey anlamlı değildir” meşhur sözünün ifade ettiği, evrimsel biyolojik açıklama biçimleriyle olağanüstü zenginleşen biyoloji biliminin bizatihi evrimini görmemek olanaksızdır.

Şimdi, sentezin ortaya koyduğu çerçevenin yarattığı ivme ile, geniş anlamıyla biyolojik çeşitliliği kavramak bahsinde 40’lardan itibaren hayli sağlam bir genel açıklama biçimine hızla dönüşen evrimsel biyolojinin günümüze dek uzanan tarihine de baktığımızda; doğal seçilimin salt açıklama biçimi olmaktan çıkıp, özellikle Motoo Kimura üzerinden gelişen genetik sürüklenme temelli moleküler evrimleşmeyi izah eden nötral teorinin (8), seçilimci-nötralist dikotomisinin diyalektiğine işaret eden 1960 sonları ve 90’ların sonuna dek devam eden yoğun tartışmalara -ki bu tartışmalar hem protein hem de DNA evrimi üzerinden tanımlanabilir- damgasını vurduğu bir dönem karşımıza çıkar öncelikle. Dönemin tipik özelliği, aralarında seçilimsel açıdan avantaj farkları bulunmayan yani nötr DNA değişimlerinin rastlantısal genetik sürüklenme ile yol açtığı bir evrimleşme kavrayışı ve bu kavrayışa verilen seçilimci bir tepkinin varlığıdır. Bu seçilimci-nötralci kutuplaşmasının evrimsel biyolojiye kazandırdığı yeni bakış açısı, salt nötralizm yani sıfır seçilim modelinin, doğal seçilimin DNA düzeyindeki varlığının ve tipinin tanımlanmasına olanak veren hipotezlerin sınandığı istatistiksel genetik testleri üretmesidir. Böylece, gen ve hatta genom düzeyindeki seçilimin varlığı, şiddeti ve yönünün belirlenmesine ilişkin önemli bir metodolojik gelişme ortaya konmuş bulunmaktadır.

20. yüzyılın ilk yarısında evrimsel biyolojiyi kuran büyük bilim insanlarından: (üstte) Ernst Mayr, (alt sol) Theodozius Dobzhansky ve (alt sağ) JBS Haldane.

İkibinli yıllar ise, genellikle başlangıcından itibaren, genom çağı olarak adlandırılır ve seçilimsel ve seçilimsel şiddeti düşük süreçlerin genomik değişkenlik-biyolojik özellik ilişkisi çerçevesinde ele alındığı bir evrimsel genomiğin ortaya çıkış ve gelişimine karşılık gelmektedir. Artık sayısı günümüzde yüzlerce sayıda, birbirinden son derece farklı türün tüm genom dizisi elde edilmiş durumdadır ve bu diziler yoğun evrimsel çalışmaların konusudurlar. (9) Ayrıca, geçtiğimiz son yirmi yıl içinde, canlıların birbirinden tamamen ayrık belirgin tipler halinde algılanmasının kökeninde yatan çarpıcı morfolojik ve anatomik farklılıkların temelindeki görünürdeki vücut planı farklılıklarının evrimsel süreçlerle açıklanabildiği bir evrimsel gelişim biyolojisi -henüz emekleme dönemlerinde olmakla birlikte, ortak kökenden türeyerek evrimleşmenin versiyonlarını açık biçimde gösterebilmesiyle- vaat ettiği heyecan verici bilgi zenginliğiyle ortaya çıkmış durumdadır. (10)

 

Evrimsel biyolojideki atılımın somut sonuçları

Evrimsel biyolojinin kabaca özetini verdiğimiz tarihinin, nihai olarak baktığımızda, biyoloji bilimi açısından ortaya koyduğu etkin sonuçlar var mıdır diye bir soru sorabiliriz. Bunun yanıtı kesinlikle “evet” olacaktır: Etkin sonuçlardan ilki ve canlı özelliklerinin derinlikli ve insan-merkezli olmayan bakışla çalışılabilmesine olanak vermesiyle belki de en önemlisi herhangi bir biyolojik özelliğin ya da özellik durumunun (örneğin mitokondrinin “enerji fabrikası”, nükleik asitlerin “bilgi içeren nihai şifreler” şeklinde tanımlandığı hücrenin ya da hücre tipinin) ancak tarihsel bir olumun (contingency) ve zorunluluk yaratan süreçlerin ürünü olduğudur. Karmaşıklık algısı artık en yakın nedensel (proximal cause) süreçlere ilişkin tarihsiz bir işlevsellik ile tanımlanamayacak ölçüde evrimseldir: Mitokondri endosimbiyotik bir ilişkinin sonucu olarak ortaya çıkmış bir organeldir ve Escherischia coli’nin de dahil olduğu bir mor bakteriden türemiştir. Bir türün genomu dinamik tarihsel seçilim ve sürüklenme izlerini taşırlar ve yeni işlevler doğuran genler önceki genlerin biçim değiştirmiş türevleridirler. Yaşlanmayı etkileyen genlerin sayısı yüzlercedir ve bu genlerin çevreleriyle ve birbiriyle olan etkileşimlerinin evrimsel sonucu olan genetik ağlar ile yaşlanma durumları ortaya çıkmaktadır. Thomas Hunt Morgan’ın 20. yüzyılın ilk çeyreği içinde “Fly room”da, kalıtımın kromozom teorisini ortaya koyarken kullandığı model organizma Drosophila melanogaster’in genomunun yaklaşık yüzde altmışı insan genomuyla benzerlik gösterir ve bugün kanser ve metabolik sendrom gibi modern çağ hastalıklarına ilişkin çalışmalar Drosophila ile yapılabilmektedir. (11) İnsan haricindeki primatların penisinde eşeysel rekabet sonucu evrimleştiği düşünülen dikenimsi yapılar vardır ve insan penisinin “dikensiz” oluşu androjen reseptörü kodlayan bir gene yakın DNA dizisindeki bir kopmadan kaynaklanmaktadır ve kopuş diğer primatlarda yer almamaktadır. (12)

Bu liste sayısız örneklerle çoğaltılabilir ve böylesi örnekler Dobzhansky’nin meşhur sözünü defalarca aksettirecektir. Şimdi baştaki sorumuzu, 30’lara ilişkin çerçevesini genişleterek tekrar soralım: Türkiye’deki evrimsel biyoloji birikimi hangi düzeydedir ya da, en azından, evrimsel biyolojinin Türkiye’deki algılanma biçimlerinin tarihsel kökleri nerede yatmaktadır?

 

Ahmet Mithat Efendi’nin kaba evrimciliği

Evrim Osmanlı’ya Ahmet Mithat Efendi ile girer, ama hayli kaba bir yorumla.

Biyolojik evrim düşüncesinin memlekete girişine baktığımızda, Türlerin Kökeni’nin yayımlanmasının yaklaşık on yıl sonrasında Ahmet Mithat Efendi karşımıza çıkacaktır. Ahmet Mithat Efendi’nin çıkardığı dergi olan Dağarcık’ta evrim konusundaki kendi yazıları ile ilk kez 1870’de biyolojik evrim düşüncesi Osmanlı dünyasına girmiştir. Ahmet Mithat Efendi, hayli polemikler yaratacak olan, Dağarcık’ın 1870-1873 arasında yayınlanan on sayısında, evrimi hayli kaba ve Darwin’in üretimiyle ilgisiz bir bağlamla aktarır Osmanlı entelektüel dünyasına. Ona göre, insan ve orangutan birbirine çok benzemektedir ve Bedeviler “kuyruklu”dur. Ortak köken kavramı bulanık şekilde verilir ve yazıların tonu kışkırtıcıdır. Sonuç itibarıyla, Ahmet Mithat Efendi’nin evrimi aldığı kaynaklar ikincil nitelikte ve bir tür avam doğa dinciliği yapan kaba pozitivist Alman ve Fransız “bilimci materyalizmi”nin propaganda ve polemik kitapları ya da makaleleridir.  O dönemde İngilizce bilen hemen hiç entelektüel olmaması da -Osmanlı aydınlarının neredeyse tamamı Frankofondur- Darwin’in asıl kaynaklarından Osmanlı’ya girememesinin önemli bir nedeni olarak gözükmektedir.

Burada hemen belirtilmesi gereken nokta, “bilimci materyalizm”in diyalektik materyalizmle bir ilgisinin bulunmadığıdır. Bilimci materyalizm tarihten bağımsız, hadiselerin nedenleri açısından yakın nedensellik tonu yüksek bir deterministik doğacılık vurgusu yapan, beşeri alanları da bu tür açıklama biçimlerine dahil eden bir bakış açısıdır. Diyalektik materyalizm ise, başlangıç koşullarının hadiselerin ortaya çıkışları açısından belirleyici olduğu, determinizmin tek açıklama biçimi olmayıp tarihselliği ifade eden rastlantısallığa da başvuran, kategorik “evet” ya da “hayır” yerine “evet ve hayır”ların çelişkisinden tarihsel bağlamın izlerini taşıyan yenilik çıkacağını öngören bir metodolojik bütündür. Diyalektik materyalizm evrimsel biyolojinin tarihselliğine uygun araştırma metotları üretebilirken (13), “bilimci materyalizm”, evrimsel biyolojinin ilkelerini “güçlü olan ayakta kalır” karikatürüne indirgeyen ve beşeri alanlara taşıyan avam algının birincil nedenidir denebilir.

 

1908 sonrası ciddi evrim kitapları

Ancak Osmanlıdaki avam evrim kavrayışının yaygınlığı yanında, özellikle 1908 ertesinde yayımlanan kimi ciddi evrimsel biyoloji kitapları da vardır. Örneğin doğa tarihi öğretmeni Suphi Edhem’in 1911 tarihli, Manastır’da basılan “Darvinizm” adlı kitabı, hem içeriğinin biyolojik evrimle dolu oluşu hem de özellikle ulema tepkisi karşısındaki cesareti bakımından dikkati çeken ilk kitap olarak karşımıza çıkar. Suphi Edhem, aynı yıl içinde bir de “Lamarkizm” adlı bir küçük kitap daha yazacak ve yayınlayacaktır. Yine bir diğer önemli dönem eseri, hekim Ethem Necdet’in yazdığı ve Abdullah Cevdet’in İçtihat Evi yayını olarak çıkan 1912 tarihli “Tekamül ve Kanunları” isimli kitaptır. Bu kitap, sosyal konuları biyolojik evrimin açıklama biçimlerinin yozlaştırıldığı “güçlü olan ayakta kalır” avamlığına çekmeyen, aksine, fen biliminin sınırları içinde kalması gereken biyolojik nitelikteki evrim vurgusuyla dikkati çeken önemli bir eserdir.

Nazi karşıtı bir Alman genetikçi ve zoolog olan Curt Kosswig, Türkiye’de biyoloji ve evrimin bilimsel inşası için büyük katkılar yaptı.

Ahmet Mithat Efendi’den Cumhuriyet’e dek geçen süredeki evrim algısına baktığımızda, genellikle evrimci bakışın hakim olduğu tartışmalardan, makaleler ve kitaplarda değinmelerden ve bunlara karşı ulema tarafından yapılan materyalizm ve ateizm suçlamalarından oluşan bir düşünce iklimi karşımıza çıkar. Öyle ki, 1913’de Kastamonu’daki bir lise biyoloji öğretmeni evrimden ve Darwin’den söz ettiği için, ateizm ve materyalizm suçlamasıyla aynı lisenin Arapça öğretmeni tarafından idareye şikayet edilir. Bu şikayeti protesto eden matematik öğretmeni ve öğrencilerin tepkisi gösteriye dönüştüğünde ise kolluk kuvvetleri her üç öğretmeni de tutuklamıştır.

 

Genç Cumhuriyet dönemi

Geçmişin birikimi bu yönde iken Cumhuriyet’ten itibaren durum nasıl şekil almıştır? Öncelikle Cumhuriyet’in Türk tarih tezinin ortaya konduğu kitapların, insanın kültürel değişimleri ya da uygarlık oluşumu konusundaki bölümlerinde, başlangıç itibarıyla, insanın evrimi temasını işlediklerini belirtmemiz gerekir. Tarih tezinin bütününe ilişkin tartışmaları konumuzun ana ilgisine uzaklığı dolayısıyla bir yana bırakırsak, Paleolitik ve Neolotik değişim ve dönüşümleri insanın tarihsel yüzlerinin parçası saymak yanlış olmasa gerek. Bununla birlikte, Cumhuriyet’in erken ve sonraki dönemlerinde, boyutu zaman içinde değişmekle birlikte, kaba evrimciliğin yine çeşitli siyasal, hukuki, toplumsal değişim modelleri bütünü içindeki beşeri üretim tartışmalarına yansıyan güçlü bir damarının bulunduğunu da söylememiz gerekir. Fakat bu kez, büyük oranda Cumhuriyet öncesinde yaratılmış olan evrim bilgi kirliliğinin mirasının sirayet etmesini hem entelektüel hem de popüler zihinler açısından önleyebilme potansiyeline sahip dönüşümlerin varlığı karşımıza çıkmaktadır.

Bunlardan birincisi, Nazizm’den dolayı Türkiye’ye gelen Alman Yahudilerinin, çok daha az olmakla birlikte Yahudi olmayan Nazi karşıtı Almanla birlikte yarattığı büyük kurumsal ve bilimsel katkıdır. Dünya ölçülerine yaklaşan üniversite kurulması fikrini hayata geçiren bu bilimciler arasında, evrimsel biyolojinin dönemin doğru kuramsal ve pratik donanımına sahip olanlar vardır ve bunların evrimi doğru aktaracak öğrencileri yetiştirmesi yoluyla biyoloji biliminin Türkiye’de başlaması mümkün olmuştur. Örneğin, Nazi karşıtı bir Alman genetikçi ve zoolog olan Curt Kosswig’in Türkiye’de biyoloji ve evrimin bilimsel inşası için yaptığı katkıların önemi tartışılamaz niteliktedir. İkinci dönüşüm ise, Cumhuriyet öncesi eski kuşaktan gelen ya da Cumhuriyet’in ilk kuşağı içinde yer alan ciddi entelektüellerin, biyolojik evrimin doğru bilgilerini içeren kimi katkılarının popüler alandaki yansımalarıyla oluşmuştur denilebilir.

 

Galip Ata ve Muzaffer Şenyürek

Galip Ata’nın yazdığı ve Türkiye’deki ilk Darwin biyografisi olan Darvin adlı eser.

Burada aklımıza gelen ilk örnek, Galip Ata’nın yazdığı ve Türkiye’deki ilk Darwin biyografisi olması nedeniyle adını anmamız gereken, küçük hacmine karşın şaşırtıcı bilgi içeriğiyle karşımıza çıkan Darvin adlı eserdir. Bu biyografi, 1931’de önce Maarif Vekaleti, hemen yine aynı yıl içinde bu kez “Milli Eğitim Bakanlığı yayını olarak iki kez basılmıştır. Ayrıca, tek parti döneminde faaliyete geçen ve kapatılan Yurt ve Dünya dergisinin kadrosundan da evrime ilişkin bilimsel düzeyi oldukça sağlam makalelerin üretildiğini hemen belirtelim. Genç yaşta kaybettiğimiz büyük antropolog Muzaffer Şenyürek’in, Yurt ve Dünya’nın Şubat 1944 tarihli Darwin kapaklı 39. sayısındaki yazısı bugün bile parlaklığı ve sağlamlığından bir şey yitirmemiş durumdadır.

 

12 Eylül 1980 sonrası gericileşme

Galip Ata’nın seksen yıl önce yayınlanan Darvin biyografisinden ve Muzaffer Şenyürek’in Yurt ve Dünya’sından günümüze geldiğimizde ise vaziyet nasıl gözükmektedir? Hemen göreceğimiz şey, yaratılışçılığın 12 Eylül 1980 darbesi ile birlikte kurumsallaşan bağnazlığın ve totaliterliğin verdiği imkânla hızlı yükselişidir. Özellikle 1985’te Milli Eğitim Bakanlığı’nca yaratılışçılığın resmen ders kitaplarına sokulmaya başlanılması, evrim eğitiminin ülkemizdeki tarihi açısından bir kırılma noktasıdır. Yaratılışçıların, “yaratılış bilimcilerin” her türden biyolojik malzemeyi sistematik bir çarpıtmayla evrimsel biyoloji karşıtlığının malzemesine dönüştürmesinin kitap hali olan “Yaratılış Modeli”, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 1985’te çevirtilir ve binlerce kopyası öğretmenlere dağıtılır. Bu durum, “güçlü olan ayakta kalır” avamlaştırmasının Türkiye’deki popülerliği de hesaba katıldığında, evrimsel biyolojinin, evrimsel genetikle 1930’larda örülmüş ve günümüze dek de hayli gelişip incelmiş kuramsal yapısının ve bu yapının ortaya koyduğu pratik sonuçların kavranmasını hayli güçleştirmektedir.

 

Umut ışıkları var

Yurt ve Dünya dergisinin kadrosundan da evrime ilişkin bilimsel düzeyi oldukça sağlam makaleler üretildi.

Bununla birlikte, özellikle son on yıl içinde, evrimsel biyolojiye gösterilen yoğun genel ilgi, Evrim Çalışkanları ya da Evrim Çalışma Grubu türünden genç ve idealist akademisyenlerin, akademisyen adaylarının ve meraklıların oluşturduğu bir nevi “evrimci aktivistlerin” varlığı ve devamlılık taşıyan popüler üretimleri, “Evrim” ve “Evrimsel Analiz” gibi modern evrimsel biyolojiyi hakkıyla anlatan belli başlı evrim ders kitaplarının Türkçe’ye çevrilmiş olması ve bazı yerlerde ders kitabı olarak kullanılmaları bu karamsar tabloyu biraz olsun aydınlatmaktadır. Ayrıca, Bilim ve Gelecek, Bilim ve Ütopya, NTV Bilim gibi popüler dergilerin evrimsel biyolojik içerikli yazılarıyla yarattığı katkıların da bu tablonun rengini değiştirmeye başladığını belirtelim.

Türkiye’deki, üniversite dahil tüm eğitim kurumlarının, Dobzhansky’nin Morgan’ın laboratuvarına geldiği zamandaki evrimsel biyoloji kavrayışının yaygınlığından ve içerik doluluğundan bile hâlâ uzakta olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bununla birlikte, “Evrim ışığı altında bakmasızın biyolojideki hiçbir şey anlamlı değildir” sözünün akıllarında yarattığı ivme ile evrimsel biyolojiye ilgi gösteren ve kavrayanların sayısının bugünün Türkiye’sinde önemli oranda arttığını söylemek de abartı olmayacaktır.

 

DİPNOTLAR

1) Dobzhansky’s Genetics of Natural Populations I-XLIII, 1981, R. C. Lewontin, Bruce Wallace, John Moore, William B. Provine (Editörler). Columbia University Press.

2) Genetics and the Origin of Species. 1937.Theodosius Dobzhansky. Columbia University Press.

3) Genetical Theory of Natural Selection. 1930. Ronald Aylmer Fisher. Oxford UniversityPress.

4) Sewall Wright.1931. Evolution in Mendelian populations. Genetics 16: 97-159.

5) Causes of Evolution. 1932. J.B.S. Haldane. Logmans, Green and Co.

6) Systematics and the Origin of Species. 1942. Ernst Mayr. Columbia University Press.

7) Tempo and Mode in Evolution. 1940. G. G. Simpson. Columbia University Press.

8) The Neutral Theory of Molecular Evolution. 1983. Motoo Kimura. Cambridge University Press.

9) A Primer of Genome Science. 2009. Greg Gibson and Spencer Muse. Sinauer Associates Inc.

10) Evolution, Development, and the Predictable Genome. 2010. D.L. Stern. Roberts & Company Publishers.

11) It Takes a Genome: How a Clash Between our Genes and Modern Life Is making Us Sick. 2009. Greg Gibson. Finacial Times Press.

12) Human-specific loss of regulatory DNA and the evolution of human-specific traits. 2011. Cory Y. McLean, Philip L. Reno, Alex A. Pollen, Abraham I. Bassan, Terence D. Capellini, Catherine Guenther, Vahan B. Indjeian, Xinhong Lim, Douglas B. Menke, Bruce T. Schaar, et al. Nature 471, 216-219.

13) Dialectial Biologist. 1985. R. C. Lewontin and R. Levis. MIT Press.