Ana Sayfa Bilim Gündemi Acil sorun, acil çözüm

Acil sorun, acil çözüm

208

Ender Helvacıoğlu

Bugün Türkiye’de emekçilerin, halkın, ülkenin aydınlık yüzünün esas meselesi, yakıcı sorunu “AKP iktidarından kurtulmak”tır. Halkın büyük bir çoğunluğu bu politik hedefi kavramış durumdadır. Bu hedef uğruna kendini sokaklara, meydanlara vurmakta, direnişlere kalkmaktadır.

Bilmiyorum, sosyalistler olarak bu “acil politik hedef” (eskiden “baş çelişme”, “kavranacak halka” gibi kavramlar kullanılırdı) saptamasında anlaşıyor muyuz? Çoğunlukla anlaştığımızı düşünüyorum.

“Sermaye düzeninin yıkılması”, “sosyalizmin kurulması” gibi hedefler henüz emekçi halkın ufkuna girmiş değil. Yani bunlar henüz “politik hedefler” haline gelmiş değil. Stratejik ve ideolojik hedeflerimizdir bunlar.

Elbette, henüz halkın ufkunda yok diye, sosyalistler bu hedeflerinden vazgeçmeyeceklerdir. Zaten ustalıklı sosyalist politika da bu noktada başlar. Ulaşmak istediğimiz hedef için mücadele, halkın önüne koyduğu, koyabildiği hedeften kopmamalıdır. Bütün mesele “olgu” ile (bize göre) “olması gereken” arasındaki sentezi yapabilmek. Halkın “yapabileceğini”, “yapılması gerekenin” rayına sokabilmek.

“Olması gereken” için mücadele etmenin yolu, “olması gerekeni” tekrar edip durmak değil, “olabilecek olan” için mücadeleye önderlik etmeye çalışmaktır. Bunu yapamayan, halkın taleplerinden kopar ve boş laf etmiş olur; hatta halkın mücadelesinin karşısında konumlanma hatasına dahi düşülebilir.

Tabii, bir sosyalist politik partiden söz ediyorum. Bir entelektüel, yazar, yorumcu vb. veya bir düşünce kuruluşu, araştırma merkezi, yayın organı vb. istediği kadar “olması gerekenler”, hatta daha uzun vadede olması gerekenler hakkında yorumlar yapar, yazar, çizer, dergiler ve kitaplar çıkarır, konferanslar ve sempozyumlar düzenler. Bunlar yararlıdır. Ama politik parti -adı üzerinde- politik bir araçtır.

“Sosyalist devrimler” olarak tanımlanan Sovyet devriminin ve Çin devriminin başlangıçtaki sloganları “sosyalizmi kurmak” veya “sermaye düzenini yıkmak” değildi. Bu hedefler devrimlerin başarıya ulaşmasının yıllar sonrasında koşullar elverdiği ölçüde gündeme getirildi (ki acele edilip edilmediği konusunda ciddi tartışmalar da vardır). Sovyet devriminin acil sloganları “savaşa hayır” ve “açlığa son” idi. Örgütsel talebi ise “bütün iktidar Sovyetlere” idi. Daha uzun sürmüş Çin devriminin temel sloganları da “anti-feodal” ve “anti-emperyalist” nitelikteydi. Bu başarılı devrimlerin öncüleri, uzun vadeli hedeflerini halkın yakıcı sorunlarına önderlik ederek gündeme sokabildiler. Aynı şeyler Kore, Küba, Vietnam, Laos, Kamboçya vb. devrimleri için de söylenebilir.

“Sermaye düzenini yıkacağız”, “sosyalizmi kuracağız” diye devrim yapılmaz. Emekçilerin temsilcisi olarak dönemin acil ve yakıcı sorunlarının çözümüne önderlik edilir, iktidar alınır, sonra adım adım sermaye düzeni yıkılıp sosyalizm inşa edilir.

Eğer bugün halkın acil sorununun “AKP iktidarından kurtulmak” olduğu tespit ediliyorsa, sosyalist bir partinin yapması gereken, bu sorunun çözümüne ilişkin gerçekçi bir yolu, bu yolun örgütlenme modelini tespit etmek ve bunun için mücadeleye girişmektir.

AKP iktidarına karşı en geniş cephenin kurulması bir yol önerisidir. Bu yolun seçimlere yönelik taktikleri de geliştirilebilir. Sosyalistler güçlü ve aktif bir odak olmaya çalışarak bu birleşik cephe içinde yer alabilir ve cepheye emekçi bir karakter kazandırmak için mücadele edebilirler. Bence de doğru yol budur.

Bazı arkadaşlar, muhalif de olsalar düzen partileriyle bir araya gelmemeyi, hatta onlarla bir araya gelenlerle de bir araya gelmemeyi düşünebilirler. Hatta asıl eleştiriyi “düzen muhalefetine” yöneltebilirler; örneğin “CHP yıkılmadan AKP yıkılmaz” gibi bir taktik önerebilirler. Haklarıdır; belki de onlar haklıdır. Ama bir politik parti iseler, bunu söylemekle yetinemezler. AKP iktidarından kurtulmanın daha gerçekçi, daha devrimci, daha sosyalist bir yolunu önermeleri, -önermek yetmez- bunun somut pratiğini göstermeleri gerekir; çünkü acil bir sorundur bu. “Herkes gelsin, bende örgütlensin” demek yetmez. Ortaya acil sorunu çözebilecek gerçekçi bir pratik konmalı ki, herkes gelsin o pratik çevresinde örgütlensin (Ne bileyim; genel grev, kentlerde halk kalkışması vb. örneğin). Eğer herhangi bir seçenek ortaya konmadan diğer öneriler eleştiriliyorsa, bu eleştiriler AKP iktidarının çok hoşuna gitme tehlikesini barındırır.

***

Cumhuriyet gazetesi yazarı Zülal Kalkandelen, Ankara’da TKP inisiyatifiyle gerçekleşen “Cumhuriyetçiler Kurultayı” toplantısına katıldıktan sonra yazdığı yazıda, Türkiye’nin çıkış yolu olarak “Sosyalist değerleri benimseyen Kemalistlerle Cumhuriyet Devrimi’ni sahiplenen sosyalistlerin birliği” formülasyonunu önermiş (“Türkiye İçin Çıkış Yolu Bellidir”, Cumhuriyet gazetesi, 10.6.2026). Böyle bir birlik yararlı olur elbette. Ama Türkiye’nin acil sorununa (AKP iktidarından kurtulmak) çözüm olabilmesi için bu önerinin daha somutlaştırılması gerekir.

Somutlaştırmak için birkaç soru soralım: Özgür Özel liderliğindeki CHP bu birliğe davet edilecek midir? TİP, Sol Parti, EMEP, TKH, SCP, HKP vb. sosyalist partiler böyle bir birlik içinde düşünülüyor mu? Öte yandan Zafer Partisi, İyi Parti gibi muhalefet partileri düşünülüyor mu? (Kılıçdaroğlu grubunu ve Vatan Partisi’ni saymıyorum, çünkü onlar AKP iktidarının yanında saf tutmuş durumdalar.)

Yanılıyorsam söylesinler; ama ben bu partilerin hemen hemen tamamıyla yan yana gelmek niyetinde olmadıklarını düşünüyorum. Bu kanıyı da TKP yöneticilerinin söylemlerinden çıkarıyorum. Peki bu durumda önerilen formülasyon çerçevesinde, TKP ve çevresindeki bazı cumhuriyetçi aydınlar dışında kim kalıyor?

Şöyle bir itiraz gelebilir: Biz kendi başımıza bu odağı kurup öyle bir çıkış örgütleyeceğiz ve öyle bir pratik geliştireceğiz ki, acil soruna çözüm getireceğiz. Saygı duyulacak bir fikir. Ama o halde ikinci bir somutlaştırma gerekiyor: Bu birliğin ülkenin acil sorununun çözümüne ilişkin gerçekçi ve halkın benimseyebileceği bir yol haritasının hızla belirlenmesi. Çünkü önümüzde yıllar bile yok, belki sadece aylar var. Bu zaman zarfında ne yapılacaktır ki, AKP iktidarına son verecek güç biriktirilecektir?

Bu sorulara net yanıtlar verilmediği sürece, böyle öneriler “güzel temennilerden” öteye geçemez ne yazık ki.

***

İktidarın, bugün CHP’de somutlaşan çok ağır bir saldırısı var. Ama bu saldırı sadece CHP’yi ve CHP’li belediyeleri hedef alan bir operasyon değildir. Türkiye’yi seçimsizleştirme veya en azından seçimleri Saray’ın her zaman kazanacağı bir formalite haline getirme operasyonudur. 150 yıllık demokrasi birikimimizi yok etme ve halkı ümmetleştirme operasyonu. Dolayısıyla tüm toplum olarak saldırı altındayız.

Türkiye siyaset sahnesi, Saray partisi olanlar ve olmayanlar biçiminde bir ayrıma doğru gidiyor. İktidarı ve her türden muhalefetiyle Saray’ın dizayn ettiği bir siyaset sahnesi mi kurulacak, yoksa halkın enerjisine başvurularak bu majestelerinin sahnesi yerle bir mi edilecek? Günün sorusu budur. Saray’ın sahnesine muhalif olan bütün güçlerin bu ortak paydada birleşerek bir iktidar yürüyüşü başlatmaları ve yeni bir siyaset sahnesi kurmaları gerekiyor. Böyle bir seçeneğin geniş bir halk tabanı bulacağını düşünüyorum. Sosyalistler de bu büyük cephe içinde etkili bir odak olarak yer almanın araçlarını geliştirmeliler.

Ama, AKP iktidarından kurtulmak gibi bir acil sorun saptamamız yok diyorsanız, keşke vaktinizi bu yazıyı okumakla harcamasaydınız.