Ana sayfa 185. Sayı Ormanın ortasında, huzur içinde

Ormanın ortasında, huzur içinde

172
PAYLAŞ

Melis Mine Şener Avşar

Bir kitabı okumanın en keyif verdi ği zamanlar, metnin insanı yarattığı dünyanın içine götürdüğü anlardır bence. Bir denizin kıyısında dalgaların sesini duyar, güneşin yavaş yavaş batışını izlersiniz. Önünüzde ağlayan bir çocuk, koşuşan gençlerin neşeli sesleri, beraber çay içtiğiniz arkadaşınızın anlattıkları… O anda, orada, doğayla aranıza kimse giremez. Kitap okurken sadece siz varsınızdır, herkes silinir ve iyi bir kitap sizi kendi dünyasına çeker. Hermann Hesse’nin Ağaçlar’ı, uzun zamandır, çoğunlukla tercih ettiğim kitapların doğası gereği mümkün olmayan, yaşamadığım bu kitabın içine çekilme hissini verdi bana. Gerek kitabın inceliği, gerekse içindeki çizimler çarçabuk okuyup bitirebileceğini düşündürüyor okura. Ama içinde öyle kocaman bir dünya, çeşit çeşit ağaçlarıyla bir orman yaratmış ki Hesse; bilerek yavaş yavaş okuyor, vedalaşmak istemiyorsunuz.

Tabiat mükemmel bir sistemle binlerce yıldır devam ediyor düzenini sürdürmeye. Biz, ne kadar çok teknoloji üretirsek üretelim, ne kullanırsak kullanalım, matematik, fizik, elektro manyetik, nanoteknoloji… Hepsi, hepsi doğanın bir parçasının taklidi üzerine temelleniyor. Suyun kaldırma kuvvetinden gemiler, kuşların aerodinamik yapısından uçaklar, taç yapraklı çiçeklerden Fibonacci dizisi… Bir çırpıda sayılacak hayatımızın pek çok öğesi hep tabiatın insan eliyle taklidi. Bu kitapta ise insanlar ve ağaçlar arasındaki duygudaşlığa yakın benzerlikler göze çarpıyor. Yaşlandıkça bilgeleşen, yapraklarını gücünün son zerresine kadar tutan, bunun için direnen ve sonra bir anda uçup giden çocuklarının yerine pes etmeden yenilerini büyüten, ya da ölüme karşı boyun eğen ağaçlar. Hesse hepsiyle tanıştırıyor bizi. Kitap kırka yakın metin ve şiirden oluşuyor. Kiminde ıhlamur, kiminde şeftali, bazen bir kayın, bazen de bir kestane ağacı oluyor başrolde. Kimiyle genç bir seyyahken, kimiyle ilerlemiş yaşında karşılaştığından bahsediyor yazar ama kitabın geneli yaşlılığına dair gibi. Olumsuz bir anlam içermiyor aslında bu kelime: yaşamış, öğrenmiş, biriktirmiş, damıtmış, birleştirmiş ve kendine ait bir görüş şekillendirmiş, bunu bilgece paylaşıyor yazar. “Guguk kuşunu ömrümün her yılında görmüş değilim, hepi topu on – on iki kez görmüşümdür, bundan sonra da pek karşılaşamayacağız zaten, bacaklarım eskisi gibi değil, ürkek kardeş guguk çok yakında sadece oğullarım ve torunlarım için ötecek. Onu iyi dinleyin torunlar, çok şey bilir o, ondan bir şeyler öğrenin!” diye yazdığında  yaşamının son yıllarında olduğunu düşündürüyor biraz da.Kitapta sanki ağaçların gözünden bir anlatım var. Onların duyduğu hisleri anlayan biri anlatıyor ağaçları. Sadece dışarıdan baktığımızda gördüğümüz kahverengi kabuklar, kalın gövdeler, açıklı koyulu yeşil yapraklar değil; bir yaşam mücadelesi, hayatta kalma, direnme ve paylaşma da var anlatıda. Bir de yalnızlık… Kitabı okurken yalnız bir adam resmi beliriyor insanın hayalinde. Bir ormanın kıyısındaki evinde, kaldığı bir otel odasının balkonunda, çevresinde olup biteni izleyen, üstelik bu kadar ince detayları fark edebilen biri, yalnız başına olmalı. Ama yalnızlığa bırakılmış değil, çoğunlukla onu tercih etmiş bir yalnız. Bu adam bize suyun ağaç dallarına yürümesini, fırtınada kırılan ağacın etrafa saçılmış tohumlarından doğan yeni filizlerini, bir dahaki kışa çıkamayacak bir ağaçtan fidelediği genç ağacı, belki de onun meyvelerini yeme fırsatı olamayacağını bilerek incelikle, sadelikle anlatıyor. Binaları, parkları etraflarındaki ağaçlarla belleğine kaydeden birinin gözünden tabiatı izlemek, daha önce fark etmediğimiz pek çok detayla karşılaşma şansını veriyor. Yazarın bir erguvan ağacı uğruna kiraladığı ev, yıllar yılı o ağacın filizlenmesi, çiçeklenmesi, sonra fırtınada kırılması, fırtınanın yaşanan habitata yaptıkları ve ağacın arkasında kalan boşluk… Bu hepi topu 2 – 3 sayfalık metni okurken, yazarın bunu sadece sizinle paylaştığına inanabilirsiniz. Sanki puslu bir sonbahar akşamında, belki dışarıda kuvvetli bir rüzgâr varken, bir fincan çay eşliğinde o erguvan ağacının başına gelenleri yalnızca size, yeri geldiği için, anlatıyormuş gibi hissettiriyor Hesse.

Bir de ölüm var kitabın sayfaları arasında sıklıkla hissettiğimiz. Ağaçların ve insanın ölümünü nazikçe bir araya getirerek anlatıyor çoğu zaman. Bazen hiç bahsetmese de insanın ölümle mücadelesini okuyorsunuz satırlarda. “Hayatım boyunca bir sürü ağaç dikmiştim, bir tane daha dikmesem de olurdu. Döngüyü yine burada da bir kez daha yenilemeye, hayatın çarkını bir kez daha döndürmeye, obur ölüme yeni bir ganimet yetiştirmeye karşı direnç vardı içimde. İstemiyordum.” Ağaçlar duru anlatımıyla, tabiatı sevenler, ağaçları, kuşları ve bitkileri tanımak isteyenler için özendirici bir başlangıç kitabı. Aynı zamanda yazma uğraşında okurlara sade bir dille nasıl bir ihtişam yaratılacağını gösteriyor. Sözün özü, Hesse’nin çeşitli zamanlarda çeşitli yerlerde yayımlanan metinlerinden derlenen bu kitap okumanın zevkine varmak için biçilmiş kaftan. Hayatın koşturmacasını bir yana bırakıp ormanın ortasında, huzur içinde oturmak gibi.

Ağaçlar, Hermann Hesse, Çev. Zehra Aksu Yılmazer, Kolektif Kitap, 2018, 104 s.