Ana sayfa 201. Sayı Bir Varmış Bir Yokmuş: Freud’un Makara Oyunundan Hazza, Acıya Ve Kayba Dair

Bir Varmış Bir Yokmuş: Freud’un Makara Oyunundan Hazza, Acıya Ve Kayba Dair

146

Kasım 2020’de psikanalist Talat Parman tarafından kaleme alınmış iki farklı kitap hem raflarda hem de imgelemimizde kendilerine yer açtı. Biri, Freud’un Makara Oyunu: “Haz İlkesinin Ötesinde” Metninin Çağrıştırdıkları; diğeri ise Ergenliğin Tutkusu. İkinciyi halen okuyorum. Okurken sık sık ufuk açıcı metinlerle haşır neşir olduğumun hazzına varıyorum. Ancak bu yazıda bahsedeceğim kitap, ilki: Freud’un Makara Oyunu: “Haz İlkesinin Ötesinde” Metninin Çağrıştırdıkları.
Makara oyunuyla ilk kez, oyuncağını yeğenlerime aldığım zaman tanıştığımı sanıyorum. Onlar için keyifli olabileceğini düşündüğüm bu oyunun benim için belki çok daha keyifli olduğunu fark etmem uzun sürmedi. Mesele, attığım makaranın geri gelmesi; onu geri getirebilmem. İlginç bir haz veriyor atmak ve geri getirmek. Geri getiremeyince oyun bitiyor zaten; bazen ip karman çorman oluyor, her şey birbirine dolanıyor ve geri gelmiyor. Oyunu oynamak ne kadar haz veriyorsa, oynayamamak yani ipin geri gelmemesi de insanı o kadar üzüyor, kızdırıyor, ve başka birçok duyguyu uyandırabiliyor. Nasıl oluyor da bir oyun insanın iç dünyasındaki bazı malzemeleri bunca canlandırabiliyor?
Freud, 1915 yılında birkaç haftalığına kızının evine bir ziyaret yapar. Burada, kitaptan öğrendiğimiz üzere büyüdüğünde psikanalist olacak torunu Ernst’i yakından gözlemleme fırsatı bulur. Ernst’in oynadığı bir oyun, Freud’un 1920 yılında yayımladığı “Haz İlkesinin Ötesinde” metnininin satırlarında kendisine yer bulacak kadar ilginçtir. Freud, bu oyundan bahsederken “bazen rahatsız edici de olabilen” diye belirtmiştir, birazdan bu oyunun insanın ruhsallığında nasıl yankılanabileceğine dair tartışmaya başladıkça, Freud’un bu ifadesi kendisine bir bağlam ve anlam bulur. Freud için bazen rahatsız edici de olabilen bu oyun, torununun elindeki iple sarılı bir makarayı uzağa atması ve “o-o-o-o (annesinin tahminiyle fort)” demesi ve daha sonra ipi geri çekip “da” diye heyecanla bağırmasından oluşur. Fort’un Almanca bir zarf olduğunu ve “gitti” demek olduğunu öğreniriz. O halde “da” da “geldi” anlamına geliyor. Nesnenin gitmesi ama geri gelmesi, çocuğa büyük bir haz verir.
Klinik psikoloji eğitimimde bir hocamdan duyduğum ve asla unutmadığım şu sözü anımsıyorum (Unutmak ve hatırlamak da bir makara oyunu değil midir ayrıca?): “Danışana iyi gelen şeylerden biri, gitmeniz ve geri gelmenizdir.” Aslında psikoterapi sürecine baktığımızda, bunu sürekli oynanan bir makara oyunu gibi düşünmek de mümkün. Seans geliyor, seans gidiyor. Sonra yine seans geliyor ve sonra yine gidiyor. Danışan seansa geliyor, danışan seanstan gidiyor. Danışanın dünyasına terapist bir geliyor bir gidiyor.
Bu oyunda insanın ruhsallığına haz veren şeylerden biri gidenin / yok olanın gelmesi / tekrar var olması olabilir. Ce-eee oyunu gibi. Küçük çocuklar ce-eee oyununa çok güler. Bunun psikolojideki bir açıklaması, nesne sürekliliğidir. Yaklaşık 8 ile 12 ay civarında kazanılabilen bir beceri olarak Piaget tarafından ortaya atılan nesne sürekliliği, bebeğin nesnenin o görmediği zamanlarda da var olmaya devam ettiğini düşünebilmesidir. Bu sebeple, bu beceriyi henüz geliştirmemiş olduklarında ce-eee oyunu inanılmaz keyifli ve şaşırtıcı olabilir. Çünkü saklanıp ortadan kaybolan nesne birdenbire geri gelmektedir. Masalların başladığı o “büyülü” söz gibi: “Bir varmış, bir yokmuş”.
Makara oyununun haz verebilme niteliğiyle ilgili bir başka öge, “ritim” olabilir. Ritim, insanın henüz yalnızca anne karnında var oluşunu sürdürdüğü zamanlardan itibaren deneyimlediği bir düzendir. Annenin kalp atışları belirli bir ritimdedir ve fetus bu ritmin içinde gelişir, bu ritimle uyumlanır. Var oluşunun çok erken zamanlarından beri ritmi tecrübe eden insanın yine ritimle teskin olduğunu görmek pek şaşırtıcı sayılmaz. Dış dünyadaki tehlikelerden uzak ve anneyle bir olduğu zamanların güven dolu hissini iç dünyada yeniden canlandıran ritim, bu bağlamda nasıl haz vermesin ki? Psikoterapi sürecine doğru tekrar eğilirsek ritmi orada da görürüz. Her hafta, aynı gün(ler) ve aynı saat(ler)de yapılan seanslarla bir ritim oluşturulur ve danışanın bu ritme uyum sağlaması beklenir. Oluşturulan bu ritmik düzenin içinde hem danışan hem de terapist güvenle kapsandığını hissederek çalışabilir. Bazı danışanlar için bu ritme uyum sağlamak, ayak uydurmak zordur. Ritmin düzenini bozabilecek eylemlerle gelebilirler. Ancak bu, belki başka bir yazının konusu olabilir.
Talat Parman’ın kitabından öğreniriz ki, Freud’un “Haz İlkesinin Ötesinde” metnini tamamladığı tarih, makara oyununu gözlemlediği torununun annesi yani kızının ölümünün ardına tekabül etmektedir. Ne üzücüdür ki, makara geri gelmediğinde oyunun bittiği gibi, küçük Ernst’in oyunu bitmiştir. “Bazen rahatsız edici de olabilen” bu oyun, Freud’a kayıplarını anımsattığı için mi böyledir? Aynı yıl pek çok ölüm ve kayıp ile cebelleşen Freud, tam da kendisinden beklenilebileceği gibi, yazarak mı bu acıların üstesinden gelmeye çalışmıştır? Yazmak da Freud’un makara oyunudur. Babasının ölümünün ardından adeta manik denebilecek bir döneme girip teorisini ne denli geliştirdiğini, ölümden sonraki ilk yıl içerisinde Oedipus Kompleksi ve Düşlerin Yorumu’nu ortaya çıkardığını biliyoruz. Ölüm, Freud için dayanılmaz bir acıdır ve 1920’de kızının ölümünün acısıyla çok daha önceden keşfettiği makara oyununu yani yazmayı sürdürmektedir. Yok olandan, kaybolandan, artık var olmayandan gelen itici güçle yazmak, ortadan kaybolan makaranın ipini geri çekip “da” demektir: işte burada!

Freud’un Makara Oyunu: “Haz İlkesinin Ötesinde”, Talat Parman, Yapı Kredi Yayınları, 2020