Ana Sayfa Dergi Sayıları 226. Sayı İdeal cumhuriyet

İdeal cumhuriyet

70
0

Fransa’da 15. ve 16. Louis dönemlerinde saraylarda lüks yaşam sürdürülürken; köylüler çok zor şartlar altında çalışıyorlar, kentteki yurttaşlar ise ödedikleri ağır vergiler nedeniyle gittikçe yoksullaşıyorlardı. Saraydaki yaşamı devam ettirecek para kalmayınca 1789’da Kral 16. Louis’nin buyruğuyla bir kurul toplandı. Kurulda toplumun üç büyük tabakasından temsilciler vardı: Soylular, rahipler ve yurttaşlar. Kralın nasıl para bulacağı bu temsilcilere danışılacaktı.1 Temsilcilerin aralarında anlaşmaya varamaması mutlak monarşinin sonu oldu. Yani krallık devrildi ve cumhuriyet kuruldu. İhtilalin Fransa sınırlarını aşmasıyla da dünya tarihinde artık yeni bir döneme girildi. Fransız Devrimi farklı evreleriyle anlaşıldığında dünya tarihindeki önemi de somutlaşır.
Fransız İhtilali’nde Murat Sarıca, üç evrede gerçekleşen devrimin ihtilal evresini işler.2 Ancak devrim fikrinin geliştiği ilk evre ile yeni düzenin kurulduğu son evreye de kitabında yer verir. Fransa’da ekonomik güce erişen burjuvazi ihtilal ile siyasi olarak da egemen durumuna gelir ve kapitalist toplumu kurar. Böylece feodalizm sona erer.
Feodal düzende devlet birçok beylikten oluşuyordu, toprağın sahibi senyördü. Köylünün artı ürünü de senyöre aitti. Ayrıca bu düzende köylünün yerine getirmek zorunda olduğu angaryalar ve ödemesi gereken çeşitli vergiler vardı; senyöre ve ruhbana karşı yükümlüydü. Ticaret ve zanaattan geçinen burjuva ise zenginleştiği, bilgisini artırdığı halde imtiyazlara sahip değildi. 18. yüzyılda asiller ve kilise ile burjuva çatışır duruma geldi.
Feodal toplumda sosyal yaşamı kilise düzenliyordu. Gerçek dünya ve insan dikkate alınmadan dine dayalı dünya görüşü oluşturulmuştu. Burjuvazinin “Aydınlanma Felsefesi”nde ise akıl, doğa, insan mutluluğu esas alınır, eskinin boş inançları artık kabul görmez. Bu yeni düşünceler Rönesans ve Reform hareketleri ile temellenmiş, 1600’lü yılların keşifleri 1700’lerde deneme alanı bulunca bilim ve doğanın önemi artmıştır.
18. yüzyıl düşünürleri ihtilali etkiler. Mutlak monarşiye karşı çıkış özellikle iki eserde belirgin olarak görülür. Montesquieu Kanunların Ruhu’nda kuvvetler ayrılığını (yasama, yürütme, yargının birbirinden ayrılması) savunurken; Rousseau da Toplum Sözleşmesi’nde halkın egemenliği düşüncesini işler. Yine bu dönemin düşünürü Voltaire’e göre bazı feodal haklar kaldırılmalı, cezalar suçlarla orantılı olmalı, vicdan ve düşünce özgürlüğü sağlanmalıdır.
Rousseau’nun her alanda eşitliğe dayanan mutlak demokrasi düşüncesi Fransız ihtilalinin getirdiği temsili rejimden farklıdır. Çünkü düşünüre göre halk iktidarı doğrudan doğruya kullanmalıdır. Buna karşılık aklın egemenliği düşüncesini öne süren burjuvazinin aslında kastettiği kendi egemenliğidir. “Yani soy aristokrasisinin yerini bir çeşit para aristokrasisinin alması söz konusu olmaktaydı.” Devrimle siyasi güce erişen burjuvazi, vatandaşların hukuk önünde eşitliğini sağlar. İnsanlar arasında iktisadi ve sosyal yaşam nedeniyle ortaya çıkan ayrılıklar yok sayılır. Millet kavramı halkın bölünmez bütünlüğünü ifade eder, yani millet soyut halktır. Soyut halkı sona erdirecek olan, gelişen sanayi ile işçilerin sınıf çıkarlarını fark etmeleridir. Rousseau Toplum Sözleşmesi’nde “Hiçbir vatandaş ne başkasını satın alacak kadar varlıklı ne de kendini satacak kadar yoksul olmalı” der.
Yeni fikirlere karşı Fransa kralının tutumu, Tanrı’ya dayanan mutlak iktidarını sürdürmek oldu. Ancak mali destek ihtiyacı nedeniyle États Généraux’u topladı. Mecliste çıkan anlaşmazlıklar ise ülkeyi ihtilale götürdü. États Généraux içindeki halk temsilcileri 17 Haziran 1789’da Ulusal Meclisi kurdular. Meclis, 26 Ağustosta İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’ni kabul etti. Buna göre insanın doğuştan sahip olduğu bir takım hakları vardır. Bildirinin ilk maddesi: “İnsanlar özgür ve haklar bakımından birbirine eşi doğar ve öyle yaşarlar” der. Ancak ilerde sosyalist öğretinin ışığı altında bilinçlenen işçi sınıfının tarih sahnesine çıkışıyla, insanların özgürlüğe doğuştan sahip olmadıkları, özgürlüğün donmuş bir kalıp olmayıp sürekli mücadele sonunda kazanıldığı ve bu mücadelenin bir sınıf mücadelesi olduğu ortaya çıkacaktır. Bildiriye göre yurttaşlar anayasa karşısında eşit bireylerdir ve kuvvetler ayrılığı ilkesi benimsenir. Bu haklara 1791’de anayasal güvence sağlanır. Anayasaya göre temsilciler egemenliği kullanacaklardır. Burjuvazi feodal haklara karşı çıkar ancak, mülkiyet hakkını koruduğu için tutarsız davranır.
Savaş, mali sıkıntılar nedeniyle 10 Ağustos 1792’de halk ayaklandı ve mecliste Jakobenler güçlenerek halkçı nitelikte kararlar aldılar. 20 Eylül 1792’de Milli Konvansiyon Meclisi kuruldu. Konvansiyonun hazırladığı 1793 Anayasası’nda halk egemenliği ilkesi, herkese çalışma ve öğrenim hakkı, direnme hakkı, sosyal güvenlik gibi haklar yer alıyordu; ancak anayasa yürürlüğe giremedi. Bu arada dışardaki kralcılar ve iç savaş gibi tehlikeler Jakobenleri bekliyordu. İç ve dış savaşlarda başarı sağlansa da iktisadi sıkıntılar, idamların artması, burjuvazinin üretim ve ticaret özgürlüğü ihtiyacı gibi nedenlerle 17 Temmuz 1794’te Robespierre düşürüldü. Jakobenizmin gücü kırılınca burjuvazi etkili oldu ve 1795 anayasasını hazırladı. Çünkü burjuvazinin amacı kendi sınıfına hizmet eden bir devlet kurmaktı. Bu anayasaya göre yeniden temsili rejim kabul edildi. “Sosyal düzen, her türlü çalışma imkânı, toprakların işlenmesi ve tüm üretim, mülkiyetin korunması temeline dayanmaktadır” gibi ilkeler benimsendi. Bonaparte’ın yönetime geçmesiyle de ihtilal dönemi geride kaldı. İktidar artık büyük burjuvazinin oldu.
Fransa’da cumhuriyet kurulduktan sonra 1791 ve 1795’te hazırlanan anayasalar temsili rejimi kabul ederken; 93 Anayasası yürürlüğe giremese de halkın egemenliği ilkesini benimser ve daha eşitlikçi, toplumcu bir anayasadır. Victor Hugo Doksan Üç adlı romanında ihtilal dönemini anlatır.3 Cumhuriyet rejimine geçilmesi, cumhuriyet yasalarına da kitabında yer verir. Romanda Cumhuriyet yönetimi tartışılır, mutlak ve ideal cumhuriyet arasında karşılaştırma yapılır.
Romanın kahramanlarından Cimourdain’e göre hak ve yükümlülüklerde eşit olunacak, dengeli ve gelire göre vergi alınacak, zorunlu askerlik, sürekli ilerleme bütün bunlar mutlak cumhuriyeti oluşturacak. Cimourdain’in öğrencisi Gauvain ise ideal cumhuriyeti savunur. Zorunlu askerliği istemez, barış ister. Yoksullara yardım etmeyi değil, yoksulluğun ortadan kaldırılmasını düşünür. Kamu harcamalarının en alt düzeye indirilebileceğini söyler. Bunun sağlanması için de toplumdaki asalaklık kaldırılacaktır. O dönem imkânsız görülen kadın-erkek eşitliği de Gauvain’in savundukları arasındadır.
İdeal Cumhuriyet bu kadarla da sınırlı değildir. Gauvain der ki: “Daima ileri gitmeli. Tanrı insanın geri gitmesini isteseydi, kafasının arkasına da göz eklerdi. Gözümüz tan yerinde, tomurcukta, doğum anında olmalı. Her yüzyıl kendi eserini yaratır; bugün yurttaşlık, yarın insanlık… Toplum doğanın büyümüş, yücelmiş biçimi. Ben arı kovanlarında, karınca yuvalarında olmayanı; anıtları, güzel sanatları, şiiri, kahraman ve dâhileri istiyorum. Sonsuza kadar yük taşımak insana özgü bir yasa değil. Hayır; artık parya, köle, forsa yok. İşkence de yok artık. İstiyorum ki, insanın her özelliği uygarlığın ayrı bir simgesi olsun ve onu geliştirmeye hizmet etsin. İnsan zincir sürümek değil, kanat açmak için yaratıldı.”

DİPNOTLAR
1) Ernst H. Gombrich, Dünya Tarihi, İnkılâp Kitabevi, İstanbul, 2020
2) Murat Sarıca, 100 Soruda Fransız İhtilali, Gerçek Yayınevi, İstanbul, 1981
3) Victor Hugo, Doksan Üç, İletişim Yayınları, İstanbul, 2018