Prof. Dr. Haluk Eyidoğan
Uzmanlık alanım nedeniyle depremle ilgili konularda sık sık sorularla karşılaşıyorum. Bu sorulardan biri de “bizim mahallede zemin nasıl?” sorusu olmakta. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın tanımına göre zemin “mevcut ve yeni yapılacak binaların temel oturum alanı, temel etki derinliği ve çevresini de içerisine alan toprak, dolgu ve kaya birimlerini” tanımlamaktadır (1).
İnşa edilen yapıların deprem dayanımının sağlanmasına yönelik projelendirmede ve yapılacak mühendislik hesaplarında, binanın oturacağı alanın zemin sınıfının doğru belirlenmesi önemli adımlardan birini oluşturmaktadır. Zemin önemlidir ama o zemin üzerindeki binanın depreme dayanıklılığı da o derece önemlidir. Seçilen zemin ile üzerine yapılacak bina birbirlerine her koşulda uyumlu olmalıdır. Zemin binanın bütün yükünü taşır ve depremde üzerindeki binaya iyi davranmakla yükümlüdür.
Deprem sırasında herhangi bir yapı türüne etki eden unsurlar zemin etkileri yanı sıra depremin büyüklüğü, yakınlığı, derinliği ve oluşan fayın mekanik ve dinamik özellikleridir. Bu makalede, elverdiği ölçüde binalarımızın üzerinde olduğu zemin hakkındaki teknik bilgileri herkesin anlayacağı bir biçimde ele almaya ve açıklamaya çalıştım. Ayrıca, bu vesile ile sığ zemin etkileri dışında derin tortul (alüvyon) ve dolgu ortamların (ova ve vadi) etkilerini de irdeleyip, şu sıralarda yenilendiği duyumunu aldığım “Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY, 2019) (2)” ile ilgili olarak bir değerlendirme de yapmak istiyorum. Çünkü, ovaları oluşturan çanak şeklindeki tortul dolu alanlar, halk arasında “sağlam zemin” olarak adlandırılan sert ve katı kayalara kıyasla üzerindeki yapılara depremin sarsıntısı büyüterek iletmektedir.
Mevcut mevzuata göre (1) parsel ölçeğinde zemin koşullarının belirlenmesi ile ilgili araştırmaların jeoloji, jeofizik ve jeoteknik mühendisleri ile ortak yapılması öngörülmektedir. Deprem sırasında zeminin davranışını, proje sahasının jeolojik ve jeofizik özellikleri yanı sıra depremin büyüklüğü, deprem sırasında fayın hareket özellikleri, fayın uzaklığı, topoğrafya ve depremden kaynaklanan sismik dalganın genlik, periyot ve süresinin değerleri de belirlemektedir.
Zeminin özellikleri nasıl saptanır?
1 Ocak 2019’da yürürlüğe giren yeni Türkiye Deprem Yönetmeliği’nde “yerel zemin sınıflarının belirlenmesi” başlığı altında belirtilen zemin sınıfları, en iyi zemin (kaya) ZA olmak üzere ZA, ZB, ZC, ZD, ZE ve ZF olarak belirlenmiştir. Şu anda geçerli olan deprem yönetmeliğimize göre, proje alanında uygulanacak çeşitli jeolojik ve jeofizik yöntemlerden elde edilecek ölçüm değerleri ve zemin sınıflamaları Tablo 1’de açıklamalı olarak gösterilmiştir.
Zeminin özelliklerini saptamak amacıyla kullanılan birinci yöntem (Vs)30 yöntemi olarak adlandırılmaktadır. Vs30, Jeofizik biliminde yeryüzünden itibaren 30 metre derinliğe kadar olan sismik S dalgasının metre/saniye olarak ortalama hızıdır. Peki, neden Vs30 değeri zemin sınıflaması için birinci derecede önemlidir?
Tablo 1: Yerel Zemin Sınıfları (1)

Deprem sırasında bulunduğumuz yere çeşitli türde sismik dalgalar ulaşır (3). En önce gelen sismik dalga P dalgasıdır. Onun arkasından S dalgası gelir. Daha sonra ise yüzey dalgaları ulaşır. S dalgasının ve yüzey dalgasının yeryüzünde oluşturduğu sarsı genlikleri daha büyüktür ve yeryüzünde oluşturdukları yatay hareketleri daha etkilidir. Bu nedenle deprem hareketine dayanıksız binalardaki hasarların oluşmasında daha etkindir. S dalgası ulaştığı noktada zeminin jeolojik, jeofizik ve geometrik özelliklerine göre yer hareketini büyütebilmektedir. Ayrıca, deprem sırasında suya doygun zeminlerde sıvılaşmaya ve zeminin taşıma gücünü kaybetmesine neden olurlar. Bu özellikleri nedeniyle zemin sınıflamasında asli unsurlardan biri olarak kullanılır.
S dalgası hızının yeryüzünden 30 metre derinliğe kadar olan ortalama hızı Vs30 değeri; sismik mikro-tremor, kırılma ve yansıma yöntemleriyle sahada yapılan jeofizik araştırmalarla veya sondajlar içerisinde kuyu sismiği yöntemiyle derinliğin fonksiyonu olarak saptanır. Zemin sınıflamasında kullanılan diğer yöntemler; sondaj sırasında belirli derinliklerden toprak örneği (karot) almak ve sondaj darbesiyle (SPT yöntemi) farklı derinliklerde jeolojik malzemenin direncini (taşıma gücünü) ölçmek ve (N60)30 ve (cu)30 drenajsız kayma dayanımı değerlerini saptamaktır. Bazı uygulamalarda SPT değerlerinden Vs30 değerinin saptanması yoluna gidilmektedir. Bu uygulama doğru Vs30 değerinin saptanması için uygun değildir.
İnşaat sahasının jeolojik özelliklerine ve proje türüne bağlı olarak gerektiğinde bu üç yöntemin hepsi bir arada uygulanabilir. Ayrıntılı zemin etütleri ile elde edilen sonuçlar, deprem sırasında zeminin binayı taşıma gücünü, sıvılaşma olasılığını, zeminin deprem hareketini nasıl yansıtacağını ve hareketi ne kadar büyütebileceğini belirler.
Tablo 1’de görüleceği gibi, sismik S dalgasının Vs30 değerinin 180 m/s’den, (N60)30 değerinin 15’den ve (cu)30 değerinin 70’den küçük olduğu alanlar en zayıf zemin olarak nitelendirilen ZF sınıfına sokulmuştur. Bu tür alanlar TBDY (2019)’de “sahaya özel araştırmalar yapılması” gerekli alanlardır ve deprem yönetmeliğinde 31 satırda bu ibare yer almaktadır.
ZF sınıfı zemine sahip alanın TBDY (2019)’de özellikleri şöyle sıralanmıştır: “1) Deprem etkisi altında çökme ve potansiyel göçme riskine sahip zeminler (sıvılaşabilir zeminler, yüksek derecede hassas killer, göçebilir zayıf çimentolu zeminler vb., 2) Toplam kalınlığı 3 metreden fazla turba ve/veya organik içeriği yüksek killer, 3) Toplam kalınlığı 8 metreden fazla olan yüksek plastisiteli (PI >50) killer, 4) Çok kalın (> 35 m) yumuşak veya orta katı killer.” Bu sınıflamadan da anlaşılacağı gibi, ZF türü bir zemin üzerindeki bir binanın depreme maruz kaldığında veya deprem olmadığı dönemlerde de birçok sorunla karşılaşabileceği anlaşılmaktadır. Çok gerekli olmadığı sürece bu tür alanlarda yapılaşma yapılamamaktadır.
Her büyük deprem yeni bir bina deprem yönetmeliğinin kapısını açıyor
Resmi kayıtlara göre 1940 yılından bugüne kadar bina deprem yönetmeliklerimiz bir çok kez değişime uğramıştır. Nitekim, 17 Ağustos 1999 depremi sonrası Türkiye Deprem Yönetmeliği’nde 2007 yılında bazı değişiklikler yapılmıştır. Daha kapsamlı değişiklikleri içeren yeni yönetmelik 1 Ocak 2019 tarihinde 397 sayfalık yeni Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY) ve ona bağlı olarak çeşitli proje türleri için hazırlanan teknik raporlar (4, 5, 6, 7, 8) ile birlikte yürürlüğe girmiştir. Yeni yönetmelik, aynı tarihlerde yürürlüğe giren Türkiye Deprem Tehlike Haritası’nın (9) öngördüğü olasılıksal deprem tehlike değerlerine ve proje alanında saptanacak zemin özelliklerine göre yapı projelendirme ve inşaat hesapları ile ilgili ayrıntılı kurallar koymuştur. Yönetmelikte zemin türleri ve o zeminler üzerinde yapılması planlanan üst ve altyapı türlerine bağlı olarak sahaya özel deprem tehlikesi analizleri, zaman tanım alanında deprem yer hareketlerinin tanımlanması ve sahaya özel zemin davranışı analizleri yapılarak olası risklerin durumuna göre, inşaatın nasıl yapılacağı veya yapılıp yapılmayacağına karar verilmektedir.
6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremi sonrası deprem yönetmeliğinde değişim
6 Şubat 2023 tarihindeki büyük Pazarcık ve Elbistan (Kahramanmaraş) depremleri sonrası oluşan büyük yıkım, can kaybı ve ekonomik tahribat sonrası bina deprem yönetmeliğinin yeniden düzenlenmesi gündeme gelmiştir (10).
Bu vesile ile buradaki yazımda yeniden düzenlenmesi düşünülen TBDY (2019) için özellikle dikkat çekmek istediğim konu, derin tortulların (alüvyon) biriktiği vadi ve ovaların deprem sırasında oluşturacağı yer hareketlerinin önemine dikkat çekmektir.
Jeolojik çağlar süresince onlarca metreden yüzlerce metreye varan kalınlıklardaki tortulların doldurduğu ova ve vadilerde, deprem sırasında ilk 30 metredeki Vs30 değerine bağlı olumsuz etkilere ek olarak, deprem sırasında geniş yerleşim alanlarındaki yapılar üzerinde yaygın olarak gözlenen başka olumsuz etkiler oluştuğu gözlenmektedir (10, 11, 12, 13).

Derin ve çanak şeklindeki ova ve vadilere giren deprem dalgalarının oluşturduğu yer değiştirmeler ve hareket periyotları, yönetmeliklerde sığ zemin modelleri için hesaplanan olası yer hareketi sınır değerlerinin aşmakta ve beklenenin ötesinde hasarlara neden olmaktadır. Ovaların ve vadilerin çanak geometrilerinin ve içerisine yığılan tortulların jeolojik özelliklerine bağlı olarak, sismik dalgaları büyüttüğü deprembilim ve deprem mühendisliğinde uzun yıllardır bilinen bir gerçektir. Deprem kaynağından yola çıkan sismik dalga ovanın kaya tabanından tortul kütlenin doldurduğu ovaya girdiğinde düşük periyotlu sismik dalgaların enerjisi daha az soğurularak yeryüzüne ulaşırlar. Tortul ovaların düşük hızlı sismik dalga yayılım dinamiğine uygun olarak ilerleyen uzun periyotlu sismik S dalgasının genliği yeryüzüne ulaştığında büyür. Ayrıca, ova tabanından yeryüzüne ulaşan sismik dalgalar çanak şeklindeki ovanın geometrik etkisiyle “sismik enerjinin odaklanmasına” ve “rezonansa” neden olur ve yeryüzünde “zemin büyütmesi şiddetini” daha da artırır. Bu fiziksel olaya Deprembilim’de ve Deprem Mühendisliği’nde “zeminin sismik büyütmesi” adı verilir. Şekil 1’de, farklı zemin türlerinden oluşmuş bir jeolojik ortamın yeraltı kesitinde; sırasıyla başkalaşmış kireçtaşı, traverten ve derin dolgu ortamında yer alan deprem kayıtçılarının, kayadan dolgu alana doğru zemin özelliklerinin farklılığı ve çanak yapısı etkisiyle aynı uzaklıktaki aynı depremden dolayı farklı zemin büyütmeleri oluşturduğu gözlenmektedir.
Dünyada deprem tehlikesi altında olan ve tortul ovalar ve vadiler üzerinde yer alan birçok büyük şehirde (Los Angeles, San Francisco, San Salvador, Caracas, Tokyo, Osaka, Lisbon, Mexico City, İzmir, Hatay) uzakta bile olsa büyük depremlerin etkisiyle önemli hasarlara maruz kaldıkları deprembilim literatürüne geçmiştir. İlgili kurumların işlettiği deprem ivme hareketi ölçen kayıtçıların verileri değerlendirildiğinde, ova veya vadi kaynaklı zemin büyütmesinin oluştuğuna dair çok sayıda örnek ilgili yayınlarda yer almaktadır (10, 11, 12, 13, 14, 15).
Son yıllarda ülkemizde olan kuvvetli ve büyük depremler sırasında farklı türde zeminler üzerinde kaydedilen kayıtların analizleri, zemin büyütmesinin belirgin örneklerini sunmaktadır. Örneğin, 17 Ağustos 1999 tarihinde İzmit Gölcük merkezli 7.4 büyüklüğündeki deprem sırasında 100 km uzaklıktaki İstanbul Avcılar’da (16), 30 Ekim 2020 tarihinde Ege Denizi’ndeki Sisam Adası kuzeyinde olan 7.0 büyüklüğündeki depremden 70 km İzmir körfezi çevresinde (14) ve en son 6 Şubat 2023 tarihindeki Kahramanmaraş merkezli 7.8 ve 7.6 büyüklüğündeki depremler sırasında (15), özellikle ovalarda taşıma gücü düşük ve geniş alanlara yayılmış tortullar üzerinde zeminin uzun periyotlu yer hareketleri önemli derece artmış ve ağır yıkımlara neden olmuştur.

Örneğin, Sisam Adası yakınındaki 7.0 büyüklükteki depremin kuvvetli yer hareketleri incelendiğinde (H/V oran tekniği, 14) hareket eden fayın yaklaşık 70 kilometre uzaklıktaki Bayraklı ve Bornova ilçelerindeki derin gevşek tortul sahaların (Şekil 2’deki kırmızı renkli alanlar), görece daha sert ve sıkı sığ zemin sahalara kıyasla, özellikle 1 saniyeden uzun periyotlu yer hareketlerinde yaklaşık 5 kat düzeyine ulaşan yüksek bir deprem sarsıntısına maruz kaldığı gözlenmiştir (Şekil 2). Bu sahaBölgedeki zemin büyütmesini oluşturan uzun periyotlu sarsıntı bileşeni, 7-12 katlı konut binalarının doğal periyotları ile rezonansa girmiş ve hatalı yapısal tasarım ve inşaat sorunları olan binalarda yoğun hasar ve yıkımlara ve can kayıplarına neden olmuştur (13, 14). Bu gözlemler, bu tür sahaların “sahaya özel araştırmalar” yapılması gerektiğini ve her ölçekte kent planlamasında dikkate alınmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır.
6 Şubat 2023 büyük depremlerinde büyük can kaybı ve hasarın nedenleri arasında 9 saat arayla tekrarlayan iki büyük depremin gücünün ve fay hareketi sırasında faylanma mekaniği ve dinamiğinin etkisi yadsınamaz. Sahada yapılan gözlemler, özellikle deprem yönetmeliklerinin kurallarına uyulmaması sorununun da çok çok yaygın olduğunu göstermiştir. 6 Şubat 2023 depremi, hasarları etkileyen diğer önemli unsurun, özellikle deprem sırasında çok geniş alanları kaplayan genç ve derin dolgulardan (alüvyon) oluşan ve üzerinde yoğun yapılaşmaların bulunduğu ovalar olduğunu depremde elde edilen sismik kayıtlarla tescil edilmiştir (Şekil 3).

Şekil 3, 6 Şubat 2023 tarihinde 7.8 ve 7.5 büyüklüğündeki her iki depremin, AFAD tarafından işletilen ivme kayıtçılarının kayıtlarından hesaplanan ivme spektrumlarını, TBDY (2019)’daki deprem yönetmeliğinde öngörülen DD2 düzeyindeki (50 yılda %10 olasılık) deprem tasarım spektrumu ile kıyaslamalı olarak göstermektedir (Çelik, 2025). Bu grafiğe göre deprem sırasında yer ivme hareketi yeni deprem yönetmeliğinde (TBDY, 2019) standart yapılar için öngörülen değeri uzun periyotlu yer ivmelerde çok fazla artırmıştır (15). Deprem mühendisliği literatürüne geçen ve özellikle uzun periyotlu yer hareketlerindeki bu yüksek ivme artışına neden olan önemli nedenlerden biri, geniş ve derin tortul jeolojik katmanları barındıran derin tortul alanların uzun periyotlu deprem yer hareketini büyütmesidir. Ülke genelinde yerleşmiş bir çok ova ve vadilerde bulunan deprem kayıtçılarında benzer zemin büyütme olayı gözlenmiştir.
6 Şubat 2023 depreminin etkisinde kalan 11 il çevresinde AFAD tarafından yerleştirilmiş ivme ölçer kayıtlarının kaydettiği maksimum ivme değerlerinin dağılım haritası ile USGS (2026) tarafından belirlenen Vs30 değerlerinin dağılım haritası bir arada değerlendirildiğinde (Şekil 4), Doğu Anadolu Fayı’nın yakınlığı yanısıra ova ve vadilerin düşük Vs30 değeri dağılımlarının olduğu alanlardaki yerleşimlerin belirgin bir şekilde hem fay etkisinde hem de zemin büyütmesi etkisinde kaldığı açıkça görülmektedir. Şekil 3’de gösterilen kırmızı renkle taranmış bölüm, şu anda yürürlükte olan deprem bina yönetmeliğine göre (2) bölgedeki tüm yapılar (betonarme, çelik, yığma-az katlı, çok katlı) için geçerli olan yer hareketi tanım aralığına denk geliyor. Diğer bir deyişle, şehirlerde karşılaşılan çok geniş bir yapı stokunu dikkate alıyor. Kırmızı renkli grafik alanının üstündeki gri çizgilerle temsil edilen yer hareketlerine maruz kalınan alan ise yönetmeliğe uygun olarak tasarlanan en kritik yapıların bile depremlerde güvensiz durumda kalabieceğini gösteriyor. Özetlemek gerekirse, olası bir büyük depremin, özellikle derin tortul ovalarda ve vadilerde oluşturacağı deprem yer hareketlerinin olumsuz etkilerini şu anda yürürlükte olan deprem yönetmeliğinin önerdiği tasarım değerleri ile karşılamanın zor olacağı anlaşılıyor.

Sonuç ve öneriler
6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleriyle ilgili yayın ve raporlar incelendiğinde, yapısal hasarların ve can kayıplarının nedenleri için yapılan saptamaları şu şekilde özetleyebiliriz:
1) Depremden etkilenen bölgelerdeki mevcut bina stoğunun yapısal özellikleri (mukavemet, rijitlik, süneklik) genel olarak standartların altındadır.
2) Yeni bina deprem yönetmeliği ve yapı denetim yasası uygulaması döneminde yapılmış yeni binalardan bir bölümü önemli ölçüde hasar görmüş ve bazıları çökmüştür.
3) Önerilen tasarım ivmelerinin hemen hemen her deprem tehlike seviyesi için aşıldığı, bu nedenle, en kısa zamanda sismik tehlike analizlerinin tüm Türkiye için yenilenmesi gerekmektedir.
4) Verilen tasarım ivme spektrumunun sabit yer hareketlerinin analizinden elde edilen ivme spektrumlarıyla korelasyonu, 2007-2018 yılları arasında yürürlükte olan tasarım ivme spektrumunun sabit hız bölümüne göre daha düşük bir performans göstermiştir. Sismik tehlike analizlerinin yenilenmesi aşamasında bu konunun da dikkate alınması gerekmektedir.
5) Yönetmelikte verilen tasarım ivme spektrumu hesabında dahil edilmeyen yakın fay etkisi, derin zemin etkisi ve topografik etkiler yeni sismik tehlike analizleri aşamasında bu değişkenler için yeniden düzenlenmelidir.
6) Sahada yapılan gözlemlerde, zemin etkisinin özellikle binaların deprem sırasındaki performansları üzerinde oldukça yüksek etkisi olduğu görülmüştür. Birbirine benzer yapıların yumuşak zeminler üzerinde ağır hasarlı olmalarına rağmen, kaya zeminler üzerinde çok daha az hasar aldıkları/hasarsız kaldıklarıdikkat çekmektedir. Bu durum gerek yerleşim yerlerinin seçilmesi gerekse de yapı temellerinin tasarımı sırasında ayrıntılı zemin etüdü yapılması ve zemin etkilerinin (örneğin olası sıvılaşabilir tabakaların) mutlaka göz önüne alınması gerekliliğini bir kez daha açık bir şekilde göstermiştir.
7) Ovaların jeolojik ve jeofizik özelliklerinin (örneğin, ana kaya derinliği, havza sınırlarındaki sismik hız kontrastları, havzanın 3 boyutlu çanak geometrisi ve ova kesitindeki jeolojik katmanlaşma türü) ovanın sismik büyütmesinin büyüklüğü ve ovanın yer bilimsel modeliyle nasıl ilişkili olduğunu incelemek, derin tortul ovaların üzerinde yer alan kentsel alanlar için sismik tehlike değerlendirmesinde daha sağlıklı bulgular elde etmeye yardımcı olacaktır.
8) Deprem yönetmeliklerinde tortulların derin olduğu ovaların ve vadilerin üzerindeki her özellikte yapılaşmaların tasarımında Vs30 değerinin saptanması ve kullanımına ek olarak, ova ve vadilerin jeolojik ve jeofizik özelliklerinden kaynaklanan etkilerin de dikkate alınacağı bazı hükümler konulması gerekmektedir.
9) Türkiye Deprem Yönetmeliği (2) incelendiğinde derin ova ve vadi etkilerinin yalnızca “Boru Hattı Sistemleri (Petrol, Doğalgaz, Su, Atık Su)” başlığı altındaki projelerde “zemin koşullarının yönetmelikte tanımlananlar dışında olması ve boru hattının geçtiği güzergâhın derin basen (ova) etkisine maruz kalması” ifadesi ile incelenmesi öngörülmektedir. Halbuki bu düzeltme uygulaması, yeni düzenlenecek Türkiye bina Deprem Yönetmeliği’nde, her ölçekte konut ve sanayi, ticaret ve turizm tesislerinin ve ulaşım yapılarının tasarımında “sahaya özel deprem tehlikesi hesabı” başlığı altında ele alınmalıdır.
10) Geniş ve derin ovaların yaygın olduğu şehirlerde üst ve alt ölçekli planlama süreçlerinde, yalnızca Vs30 değerlerine değil ova ve vadiler için yukarıda örneklerini verdiğimiz bulgu ve olgulardan hareketle olası sismik hareket büyütmeleri dikkate alınmalıdır.
11) Bu makalede ele alınan, irdelenen ve önerilen konular çerçevesinde Zemin ve Temel Etüdü Uygulama Esasları ve Rapor Formatı (2019)’nın da yeniden gözden geçirilip tortul ovalar ve vadilerde zemin etütleri ile ilgili araştırmalarda ova ve vadi yapılarının sismik büyütme etkilerinin dikkate alınmasını sağlayacak önerilerde bulunulması yaralı olacaktır.
Son yıllarda şehirlerimizdeki yapıların büyük depremler sırasında önemli zafiyetler ortaya koyduğunu gözlemliyoruz. Her depremden sonra deprem bina yönetmeliklerinin iyileştirilmesi aslında zor değil. Zor olan, bilimsel doğrular çerçevesinde alınan kararları benimsemek ve önerilen uygulamaları kurallara uyarak ve gerekli denetimleri yapmaktır. Deprem doğanın bir olayıdır. Onu tanıyıp afete dönüşmemesini sağlamak ise biz insanların başarısına bağlıdır.
KAYNAKLAR
1. Zemin ve Temel Etüdü Uygulama Esasları veRapor Formatına Dair Tebliğ, 2019. Çevre, Şehiricilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2019/03/20190309-5.htm
2. TBDY, 2019. Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği, https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2018/03/20180318M1-2.htm
3. https://tr.wikipedia.org/wiki/Sismik_dalga#:~:text=Deprem%20oluştuğunda%20yeryüzüne%20sırası%20ile,göre%20dik%20yönde%20hareket%20eder.
4. Türkiye Yalıtımlı ve Sönümleyicili Köprü veViyadükler Deprem Yönetmeliği, 2020. https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/10/20201006M1-5.htm
5. Türkiye Hava Meydanı Yapıları Deprem Yönetmeliği, 2020. https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/10/20201006M1-1.htm
6. Türkiye Karayolları ve Demiryolları Tünelleri ileDiğer Zemin Yapıları Deprem Yönetmeliği, 2020. https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/10/20201006M1-2.htm
7. Türkiye Boru Hattı Sistemleri ve Sivil DepolamaTankları Deprem Yönetmeliği, 2021. https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2021/03/20210307-1.htm
8. Türkiye Elektrik İletim Sistemleri ve İletişim Tesisleri Deprem Yönetmeliği, 2021. https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2021/02/20210203-1.htm
9. TDTH, 2019. Türkiye Deprem Tehlike Haritası, AFAD, https://www.afad.gov.tr/turkiye-deprem-tehlike-haritasi
10. Emlak Kulisi, 2024. AFAD Başkanı açıkladı: Yeni bina deprem yönetmeliği çıkarılacak! https://emlakkulisi.com/afad-baskani-acikladi-yeni-bina-deprem-yonetmeligi-cikarilacak/809177
11. Edward C., et al., Site response across downtown Santa Cruz, California, Geophysical Research Letters, https://doi.org/10.1029/GL017i010p01793
12. Garini, G. Gazetas, I. Anastasopoulos, 2019. Soil amplification response of Mexico City clay in the MS7.1 Puebla, 2017 earthquake, https://www.researchgate.net/publication/336444965_Soil_amplification_response_of_Mexico_City_clay_in_the_MS71_Puebla_2017_earthquake
13. Gök, E., Chávez-García, F. J. ve Polat, O., 2014. Effect of soil conditions on predicted ground motion:Case study from Western Anatolia, Turkey Physics of the Earth and Planetary Interiors 229 (2014) 88-97.
14. İTÜ Raporu, 2020. 30 Ekim 2020 İzmir Depremi Değerlendirme Raporu, İstanbul Teknik Üniversitesi, 31 sayfa.
15. Çelik, O. C., 2025. Performance of Buildings during the Feb. 6th, 2023 Kahramanmaraş Earthquake Sequence; in A Perspective in Interdisciplinary Built Environment Education: Computation for Earthquake Resilience, Edited by Aşut, S. and Bianchi, S., TU Delft OPEN Publishing, 363 sayfa.
16. Hacettepe Üniversitesi Raporu, 2023. 06 Şubat 2023 – Kahramanmaraş Pazarcık (Mw=7,7) ve Kahramanmaraş Elbistan (Mw=7,6) Depremleri İnceleme Raporu, Hacettepe Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, 170 sayfa.
TANIMLAR
Zemin: Mevcut ve yeni yapılacak binaların temel oturum alanı, temel etki derinliği ve çevresini de içerisine alan toprak, dolgu ve kaya birimlerini tanımlamaktadır.
Zemin ve Temel Etüt Raporu: Her bir parsel için ayrı ayrı olmak üzere, yapının temel ve statik hesaplarının yapılabilmesi için zemin araştırma verileri ile geoteknik değerlendirmeleri içeren, bu Zemin ve Temel Etüdü Uygulama Esasları ve Rapor Formatına göre hazırlanan rapordur.
Zemin ve Temel Etüt Ekibi: Zemin ve temel etüdü sorumlusu mühendis tarafından oluşturulan, etüt kategorisinin gerektirdiği çalışmalara uygun olarak inşaat, jeoloji ve jeofizik mühendislerinin yer aldığı çalışma grubudur.
Kontrol Mühendisi: Yapılan hizmetin kabulüne ilişkin ilgili mevzuat (standart, yönetmelik vb.) bilgisine sahip mühendistir.
Veri Raporu: Arazi ve laboratuvarda gerçekleştirilmiş zemin araştırmalarından elde edilen verilerin sunulduğu rapordur.
Geoteknik Rapor: Statik, dinamik ve deprem etkileri göz önüne alınarak, arazi zemin modelinin oluşturulduğu, zemin tabakaları için geoteknik tasarım parametrelerinin verildiği, temel tipleri seçimine ilişkin seçeneklerin irdelendiği, mühendislik analizleri ve değerlendirmeler ile temel tasarımına ilişkin önerilerin sunulduğu rapordur.
(Kaynak: Zemin ve Temel Etüdü Uygulama Esasları ve Rapor Formatı, 2019)







