Ana Sayfa Dergi Sayıları 265. Sayı Kitapçı rafı

Kitapçı rafı

3032

Z Kuşağı İçin Notlar Yeşil Liderlik

Yusuf Erbay, İmge Kitabevi, 2026, 135 s.

Bilimin temelini attığı yeni buluşlara dayanan teknoloji ve üretimin geliştirilmesi; oluşan bu üretim düzenine uygun kültür, hukuk ve siyaset yapılanmasının yenilenmesi, her bilimsel ve teknolojik devrimden sonra vakit almıştır. Son zamanlarda “paradigma değişimi” olarak da adlandırılan değerler dizisindeki yeni yapılanma, insanların hayatı algılama ve gerçekleştirme biçimlerini etkilemektedir. Sadece nicelik olarak değil, insan medeniyetinin niteliğini derinlemesine değiştirecek büyük bir dönüşümün içine girmiş bulunmaktayız. Hazırlık dönemini geçen belli ülkeler ve belli bölgeler şimdiden bu dönüşümün içinde yol almaya başlamıştır. Bu kuşağın içinden çıkacak yöneticiler döneminde, evrensel düzeyde bir ekolojikekonomi politikası kurgulanırken, sürdürülebilirlik kavramında yerini bulan “gelecek nesillere karşı sorumluluk” tanımlamasının ötesine geçilmeli, “başka yaşam türlerine karşı sorumluluk” anlayışı da benimsenmelidir. Yeni kuşak liderlerin, çevresel değerlerin geri dönüşü olmayacak biçimde tüketildiği ve insanların önemli bir kesiminin yoksulluğa tutsak edildiği mevcut tüketim toplumu modelinden vazgeçilmesini sağlayacak bir zihniyeti temsil etmeleri umul-maktadır. Üretim ve tüketim anlayışının kökünden değiştiği bir düzene ve bu düzeni kurgulayıp yönetecek olan yeni bir “yaşam tarzı algılamasına “ihtiyaç duyulmaktadır.

 Beş Duyu ve Ötesi – Dünyayı Nasıl Algılıyoruz?

Ashley Ward, Çev. Deniz Keskin, Metis Yayınları, 2026, 304 s.

“Gerçeklik nedir veya daha geniş bir çerçeveden bakacak olursak, yaşıyor olmak ne anlama gelir? Bu soruyu nasıl yanıtlamaya çalışırsak çalışalım, en belagatli teşebbüslerimiz bile tuhaf, muhteşem ve mucizevi var olma deneyimini tam olarak tarif etmekte yetersiz kalır. Bütün bu mucizenin tam orta yerinde de duyularımız yer alır. İç benliklerimiz ile dış dünya arasındaki arayüzü duyularımız oluşturur. Büyük sanat eserlerindeki ve doğanın ihtişamındaki güzelliği algılamamızı ve buz gibi bir içecekten aldığımız yudumun, kahkaha seslerinin, sevgilimizin dokunuşunun tadına varmamızı onlar mümkün kılar. Kısacası duyular hayatı yaşanmaya değer kılar.” Peki varlığımızın bu kadar temel bir parçası olan duyularımızın önemini yeterince takdir ediyor muyuz? Biyolog Ashley Ward, dünyaya dair algımızı ilmek ilmek dokuyan duyularımızı keşfetmeye davet ediyor bizi. Nasıl duyumsadığımızın yanı sıra neden duyumsadığımıza ve her birimizin duyusal deneyimlerde birbirimizden ve diğer bazı hayvanlardan nasıl farklılaştığımıza dair ilginç soruların peşine düşüyor. Duyularımızın nasıl daima esnek bir işbirliği içinde olduğunu ve beynimizin bir duyusal girdi çorbasını nasıl algıya dönüştürdüğünü açıklıyor. Dahası, hepimizin aşina olduğu beş duyunun ötesinde, bizim için hayati önem taşımakla birlikte daha geri planda kalan denge, içduyum ve özduyum gibi duyulara bakış atıyor.

Sosyal Veri Bilimi: Programlama Modelleme ve Sosyal Bilimlerde Dijital – Hesaplamalı Yöntemler

Kolektif, İstanbul Bilgi Üniv.Yayınları, 2026, 522 s.

Son yıllarda hızla yükselen yeni bilim alanlarından sosyal veri bilimi (ya da hesaplamalı sosyal bilimler), sosyal bilimlerin klasik yöntemlerini veri bilimi, yapay zekâ, makine öğrenmesi, ağ analizi ve doğal dil işleme gibi araçlarla birleştiren genç ve dinamik bir disiplin olarak ortaya çıkmıştır. Toplumsal olguları nicel veriler, simülasyonlar ve dijital izler üzerinden yeniden değerlendirme olanağı sunarak sosyal bilimlere hem yöntemsel hem de kuramsal olarak yeni ufuklar açmaktadır. Elinizdeki kitap, bu dönüşümü Türkiye bağlamında ele alan ve Türkçe literatürde alanın öncü örneklerinden biri olma niteliği taşıyan kapsamlı bir çalışmadır. Kitap, sosyal medya verilerinden kamuoyu analizlerine, büyük dil modelleriyle siyasal söylem incelemelerinden göç ve çatışma araştırmalarına kadar geniş bir yelpazede yöntemsel örnekler sunmaktadır. Böylece yalnızca teknik yöntemlerin tanıtımıyla sınırlı kalmaz; sosyal bilimlerin temel sorularını veri destekli yaklaşımlarla yeniden düşünmenin yollarını da gösterir. Türkiye’de alanın önde gelen araştırmacılarının katkılarıyla hazırlanan derleme eser Sosyal Veri Bilimi, hesaplamalı sosyal bilimlerin ülkedeki gelişimine ışık tutarken, Türkçe okur için de yeni bir bilim alanının temel başvuru kaynağı olmayı hedefliyor. Kitabın yazarları: Abdullah Korkmaz, Ahmet Kurnaz, Albert Ali Salah, Ali Hürriyetoğlu, Başak Taraktaş, Burak Özturan, Didem Gündoğdu, Dilek Günneç, Elif Derin, Efe Erünal, Elif Sertel, Emre Erdoğan, Emre Toros, Erdem Yörük, Fatma Aladağ, Fırat Duruşan, Fuat Kına, Gafur Semi Şengül, H. Akın Ünver, Hakan Mehmetcik, İlay Nur Tümer, Ladin Toplu, M. Erdem Kabadayı, Merih Angın, Nihat Muğurtay, Onur Varol, Osman Mutlu, Ozancan Özdemir, Pınar Uyan-Semerci, Selim Yaman, Süphan Kırmızıaltın, Tuba Bircan, Tuğçe Şahinyılmaz, Umut Yener Kara, Uzay Çetin.

Mantar

Sara Rich, Çev.Gizem Kastamonulu, Ayrıntı Yayınları, 2026, 140 s.

Varlık merdiveninde nereye konacağı uzun süre kestirilememiş ve uzun yıllar merdiven altı edilmiş, şimdiyse kendinden süper kahramanlık yapması beklenen gezegenimizin sıradan ve gizemli bir üyesidir mantarlar. Sara Rich mantarı odağına alarak, Ortaçağ’dan itibaren büyünün, dinlerin ve bilimin arasındaki sınırları bulanıklaştıran bir anlatıyla, kâh ekolojik yıkımların kurtarıcısı kâh modern insanın aidiyet krizine çare olarak sunulan mantarları, bizi faydacılık belasından kurtaracak bir orman patikasında aramaya ve anlamaya davet ediyor.
Yazarın kişisel deneyimleriyle, sanattan ekolojiye metaforik sorgulamalarıyla dolu bu samimi sohbetine ocaktaki tavada pişen kuzugöbeklerinin kokusu, arka planda çalan psikodelik şarkılar eşlik diyor.

Şempanzelerden Peygamberlere – Meraklısı İçin Antropoloji Notları

Tayfun Atay, Fol Kitap, 2026, 840 s.

İnsan olmak sandığımız kadar “doğal” mı? Yoksa öğrendiğimiz, kurduğumuz, hatta bazen icat ettiğimiz bir şey mi?

Şempanzelerden Peygamberlere: Meraklısı İçin Antropoloji Notları, sizi insanın en temel sorularıyla baş başa bırakıyor ama alışıldık cevaplarla değil. “Öteki”ni uzaktan inceleyen bir bakış yerine, onun dünyasına girmeyi, onu yaşamayı ve bu süreçte kendinizi yeniden kurmayı öneriyor. Çünkü belki de insanı anlamanın tek yolu, kendimizden çıkabilmek.
İnsanı, doğa ile kültür arasında kurulan çok katmanlı ilişkiler içinde; inançtan kimliğe, bedenden topluma uzanan tüm boyutlarıyla yeniden düşünmeye çağıran bir antropoloji yolculuğu. Antropoloji burada sadece bir disiplin değil; rahatsız eden, merak uyandıran ve dünyaya bir daha aynı gözle bakmanızı zorlaştıran bir deneyim. Çünkü insan, yalnızca kendisi değildir; başkalarıyla birlikte, başkaları sayesinde ve bazen başkalarının yerine geçebildiği ölçüde insandır. Bu kitap, kesin cevaplardan ziyade doğru soruları sormaya yönlendirirken hiçbir şeyin eskisi gibi kalmayacağını sezdirmeyi amaçlıyor.

Yol Ayrımında Laiklik – Disiplinlerarası Laiklik İncelemeleri

Barış Zeren , Cangül Örnek , Tolga Şirin, Tekin Yayınevi, 2026, 392 s.

Akademisyenler Cangül Örnek, Tolga Şirin ve Barış Zeren’in derlediği “Yol Ayrımında LAİKLİK: Disiplinlerarası Laiklik İncelemeleri”, laikliği ekonomi, kadın hakları, sendikal mücadele ve eğitim gibi hayatın tüm unsurlarıyla mercek altına alıyor.
Yargı kıskacına alınan laiklik savunucularının mücadelesi, kitapta sadece bir güncel olay olarak değil; Türkiye’nin demokratikleşme sancılarının ve laikliğin sınıfsal temellerinin bir göstergesi olarak analiz ediliyor.  Kitap, “Laiklik Bildirisi” üzerinden yürütülen yargılamaların, aslında Türkiye’nin nasıl bir “yol ayrımında” olduğunun somut bir kanıtı olduğunu vurgulamayı amaçlıyor.

Doğu Akdeniz ve Küresel Radikalizmin Oluşumu 1860 – 1914

İlham Khuri – Makdisi, Çev. Akın Sefer, Koç Üniversitesi Yayınları, 2026, 360 s.

Doğu Akdeniz ve Küresel Radikalizmin Oluşumu, 18601914, modern dünyanın siyasal ve entelektüel tarihine dair yaygın kabullere köklü bir itirazla başlıyor. Okuru bugün pek hatırlanmayan kozmopolit bir dünyada yolculuğa çıkaran Ilham Khuri-Makdisi, 19. yüzyılın ikinci yarısından I. Dünya Savaşı’na uzanan çalkantılı dönemde Beyrut, Kahire ve İskenderiye arasında şekillenen ve farklı kıtalara yayılan kendine has bir radikal dolaşım hattının izini sürmeyi amaçlıyor. Bu kitap, özellikle sosyalist ve anarşist fikirlerin yalnızca Avrupa metropollerinde değil, Doğu Akdeniz’in çokdilli liman kentlerinde de işçiler, entelektüeller ve göçmen topluluklar arasında nasıl tartışıldığını ve üretildiğini gösteriyor. Osmanlı Suriyelilerinden Mısırlılara, İtalyanlardan Rumlara uzanan geniş bir özneler dünyası, radikal düşüncenin en başından itibaren küresel bir tarihi olduğunu gözler önüne seriyor.
Arapça, Osmanlıca, İtalyanca, Fransızca ve İngilizce kaynaklara dayalı titiz bir arşiv çalışması yapan Khuri-Makdisi, Ortadoğu’yu dünya tarihinin pasif bir çeperi olarak gören milliyetçi ve Avrupa-merkezci anlatılara karşı, bu coğrafyanın modernite ve küresel radikalizmin kuruluşunda oynadığı kurucu rolü yetkin bir dille ortaya koymayı hedefliyor.

Moğol İmparatorluğu’nda Günlük Hayat

George Lane, Alfa Yayıncılık, 2026, 488 s.

Cengiz Han’ın yönetimi altında yaşayan sıradan insanların hayatlarını canlı bir şekilde anlatan bu kitap, okuru geleneksel Moğol halk masallarının tadını çıkarma ve göçebe Moğolların yaşadığı çadır olan yurtlardaki yaşamı deneyimleme fırsatı sunuyor. Kitap, Moğolların neden vahşi barbarlar olarak ün saldığını, kürk astarlı kıyafetlerini ve et ile alkol ağırlıklı ağır beslenme biçimlerini anlatarak açıklıyor. Cengiz Han’ın ordusunda savaşma deneyimlerine dair birinci elden bilgiler sunuyor ve seyahat sırasında yük arabalarının yüklenmesi ve boşaltılması gibi kadınlara bırakılan çeşitli görevleri inceliyor. Moğol İmparatorluğu dönemindeki günlük yaşamı, dini inançlarından çeşitli kanunlarına, geleneksel tıbbi tedavilerden Büyük Yasa’ya kadar derinlemesine irdeliyor. Lane, genel soruların yanı sıra, günlük yaşamın belirli pratiklerine de değiniyor: Moğol İmparatorluğu’nun yargı sistemi nasıl işliyordu ve yemeklerinde hangi baharatlar kullanılıyordu? Bozkır toplumunun yapısı; kıyafetleri ve saç stilleri; göçebe yaşamın daha yerleşik bir yaşama evrimi; Moğol ordusunun Türklerin oluşturduğu onluk sisteme geçmesi ve şamanın hasta iyileştirme yöntemleri. Moğolların doymak bilmeyen alkol düşkünlüğü; Hu Szu-hui’nin kraliyet yemek kitabı; Cengiz Han’ın katı hukuk sistemi ve Moğol kadınlarının statüsü. Antik metinlerden ve yazarlardan alıntılarla zenginleştirilen bu eser Moğolları merak eden herkes için vazgeçilmezdir.

Devrimler Çağı ve Bu Devrimleri Yapan Kuşaklar

Nathan Perl – Rosenthal, Kolektif Kitap, 2026, 480 s.

Devrimler bir gecede olmaz; kuşaklar boyunca biriken fikirlerin, cesaretin ve hayal kırıklıklarının ürünüdür. Bir kuşak eski düzeni sorgular, bir sonraki kuşak o sorgulamayı siyasi bir programa dönüştürür. “Devrimler Çağı” dediğimiz dönem, yalnızca barikatların ve bildirilerin değil, nesillerarası bir aktarımın, öğrenmenin ve dünyayı yeniden kurma iradesinin tarihidir. Devrimler Çağı Amerikan, Fransız, Haiti ve Latin Amerika devrimlerini birbirinden kopuk olaylar olarak değil, birbirini besleyen ve kuşaklar boyunca şekillenen büyük bir dönüşüm süreci olarak ele alıyor. Modern dünyanın temellerinin atıldığı bu çalkantılı dönemi yeniden düşünmeye davet eden bu kitapta Nathan Perl-Rosenthal, devrimleri yalnızca büyük isimler ve dramatik anlar üzerinden okumuyor; fikirlerin dolaşımı, deneyimlerin aktarımı ve kuşakların birbirine bıraktığı miras üzerinden ele alıyor. Okuruna devrimlerin gerçek gücünün tek bir patlama anından ibaret olmadığını, birbirini izleyen nesillerin cesaretinde ve ısrarında saklı olduğunu gösteriyor.

Devletin Ülkücüleri, Ülkücülerin Devlet’i – Devlet Dergisi ve Ülkücü Hareket 1969 – 1979

Fatih Yaşlı, Yordam Kitap, 2026, 448 s.

Fatih Yaşlı, Türkiye’de milliyetçiliğin, sağın ve antikomünizmin tarihine dair ufuk açıcı çalışmalarına Devletin Ülkücüleri, Ülkücülerin Devlet’i ile devam ediyor. MHP çizgisindeki isimler tarafından 1969’dan 1979’a kadar yaklaşık on yıl boyunca neredeyse kesintisiz yayınlanan Devlet dergisini mercek altına alan kitap, Türkiye’de MHP’nin bugün bir iktidar odağı olarak izlediği stratejilerin, ancak kuruluşundan itibaren benimsediği siyaset yapma tarzı dikkate alınarak kavranabileceği saptamasından yola çıkıyor.
Bu çerçevede, kitap, bir yandan 1970’ler Türkiye’sini kadraja alırken, diğer yandan ülkücü hareketin 12 Eylül öncesi tarihine ilişkin literatürdeki önemli bir boşluğu doldurmayı amaçlıyor. Devletin Ülkücüleri, Ülkücülerin Devlet’i, Devlet dergisinin yayın hayatını Türkiye tarihinin belki de en belirleyici on yılında yaşanan kırılma anları üzerinden dönemselleştiriyor; MHP’nin ve ülkücü hareketin bu kırılma anlarında siyasetini ve söylemini nasıl inşa ettiğini ayrıntılı biçimde sergiliyor. Solun yayıncılık alanında 1960’lı yılların ortalarından itibaren kurmuş olduğu hegemonyayı sarsmak amacıyla yayın hayatına başlayan ve on yıl boyunca ”anarşi”nin milliyetçiler/ülkücüler tarafından yönetilen bir devlet tarafından engellenebileceği iddiasının taşıyıcılığını üstlenen Devlet dergisi, MHP’nin siyasi ve ideolojik haritasını çıkarmak için eşsiz bir kaynak niteliği taşıyor. Bugüne kadar büyük ölçüde gözlerden uzak kalmış bu kaynağı sayı sayı, sayfa sayfa inceleyen Yaşlı, titiz çalışmasıyla, MHP’nin geçmişi kadar bugününü ve geleceğini de merak eden okurlar için, 1970’lerden günümüze uzanan bir köprü kurmayı hedefliyor.

Seçme Yazılar – Gerçek Bilim Yaşam Üzerine Düşünceler Hikayeler ve Alegoriler

Leonardo da Vinci, Çev. Halil İbrahim Yıldız, Dipnot, 2026, 104 s.

Dünyanın görüp görebileceği en büyük dehalardan biri olan Leonardo da Vinci, büyük bir sanatçı olmasının yanı sıra sınır tanımadık ölçüde meraklı, duyargaları açık bir bilim insanıydı; bütün bilgi dallarına derin bir ilgi duydu. Çiçeklere, bulutlara, kuşlara, insan anatomisine ilişkin eskizler ile uçan makineler, istihkam yapıları ve suyollarını resmeden taslak çalışmalarla dolu defterleri onun yaşam karşısındaki sorgulayıcı tavrını, dur durak bilmeden işleyen keskin zekasını tanıtlayan bir yapıttır. Yazdıklarının beşte dördü̈ kaybolmuş olsa da geriye kalanlar kapsam ve derinlik açısından hayranlık uyandırıcıdır. Kültür tarihinin en olağanüstü̈ eserlerinden biri olan bu defterlerden derlenerek oluşturulan elinizdeki seçki bu büyük insanın bilimin ne olması gerektiğine ilişkin görüşlerini, yaşam üzerine felsefi içerimlere sahip düşüncelerini ve geleneğe yaslanan hikaye anlatıcılığındaki ustalığını ortaya koyan üç bölümden oluşmaktadır. Bilimden beslenmenin, yaratıcılığın, derin düşünmenin ve hayal gücünün nerelere dek uzanabileceğini görmek isteyenler için hazırlanmıştır.

Müzik Felsefesi

Giuseppe Mazzini, Çev. Mutlu Taflan, Akademim Yayıncılık, 2026, 128 s.

Mazzini’nin 1836’da kaleme aldığı Müzik Felsefesi, döneminin siyasi ve entelektüel iklimiyle iç içe geçmiş öncü bir kuramsal yapıt olarak karşımıza çıkar. Genç İtalya idealinin kurucusu Mazzini, Kral Carlo Alberto’nun vadettiği reformların yaşattığı hayal kırıklığının ardından Londra’nın melankolik ama özgür atmosferine sığınmıştır. Usta bir gitarist ve etkileyici bir bariton olan Mazzini, bu entelektüel kuluçka döneminde müzikal yetkinliğini kuramsal bir olgunlukla harmanlayarak Müzik Felsefesi’ni kaleme almıştır. Mazzini için müzik, ne teknik bir nota dizilimi ne de saf felsefi bir soyutlamadır; aksine resim ve edebiyatın henüz yöneldiği “toplumsal sanat” idealinin zirvesi, özgürlüğü haykırabilecek en saf ve sarsıcı lisandır. Bu eser, o inancın hem manifestosu hem de en lirik ifadesidir.

Olumsuzun Patolojileri: Hınç Vicdan Azabı Melankoli

Hüseyin Deniz Özcan, Livera Yayınevi, 2026, 304 s.

Felsefenin en spekülatif ve uçucu olduğu anda bile yoğun politik göndermelerle örülü olduğuna inanıyor; politikayı dolaysızca politik olmayan düşüncenin en beklenmedik kıvrımında dahi görüyoruz. Fakat layık olduğumuz tek politikanın olumsuzlamaya kendi tutarlılığında ait olan politika olduğundan hiç de emin değiliz. Bizce Hegel düşüncesinin biricik olumlu yanı, tüm olumlamaları reddederek kendi çizgisinde ilerleyen saf olumsuzlama pratiklerine değgin hastalıkları uzun süre önce, hem Efendilerin hem Kölelerin tarafında, sadece iktidar için değil aynı zamanda direniş içerisinde de teşhis etmiş olmasıdır: düşmanını daima kendi içinde taşıyan hınç dolu bir direniş; kederden medet uman, en büyük motivasyonu acı yarıştırmak olan melankolik bir vicdan politikası. Olumsuzlamanın dozunun yoğunlaştırılması bizi ancak daha fazla nihilizm, daha fazla hastalık ve daha fazla ölüme ikna edebilir. Yaşama karşı alınan radikal olumsuz tutumun tutarlılıkla gösterdiği tek şey hınç, vicdan azabı ve melankolinin yaşamsallıkta kıpırdayan her harekete çoktan egemen olduğudur. … Genel itibarıyla olumsuz düşünce yalnızca iki seçenek olduğuna inanmamızı ister: ya Mutsuz Bilinç ya da Mutlak. Böylece ya bitimsiz bir tepkiselliği kendi eleştirel ve devrimci etkinliğimizin ilkesi olarak kabul ederiz ya da her şey evliliğe ve terbiyeye (Bildung) dönüşür.

Yeni Dünya Düzeni Yeni mi?

Ufuk Saka, Bulut Yayınları, 2026, 120 s.

Anlaşılıyor ki, Trump’ın ikinci ABD Başkanlığı döneminde, küresel düzenin gelecek yüz yılını tanımlayan bir başka eşik geçilecek. Peki bu eşik nasıl bir eşik? Bu eşik kapitalizmin küresel planda kim bilir kaçıncı kez ‘yine’ tıkandığı ve küresel sermaye ittifakının sınıf temsilcisi ABD’nin ‘yine’ derin bir ekonomik krize girdiği bir eşik. Ne ki yaşadığımız günlerde, küresel sermaye ittifakı bir iç tartışmanın içinde. İttifakın bugünkü sınıf mümessili ABD, bir yandan muazzam ordusunu ittifak -başka bir deyişle ortaklık- içindeki kendi hisse değerini yükseltmek için kullanıyor. Diğer yandan, ortaklarına vergiler çıkarıyor, ortaklarından toprak istiyor, ortaklarını tehdit ediyor. Küresel sermaye ittifakının ikinci büyük ortağı olan Avrupa Birliği ittifakı ise mevcut olandan farklı bir güvenlik mimarisine yelken açtı bile. Bu iç tartışmalar ittifakın bugüne kadarki işleyişini farklılaştırır mı? Evet, farklılaştırabilir. Peki küresel sermaye ittifakının tarih stratejisini farklılaştırabilir mi? Hayır farklılaştırmaz. Çünkü bunlardan ilki ittifaka daha egemen ülkelerin siyaset geleneği, tarih bilinci ve toplumsal kültür değerlerinden etkilenebilir. Ama ikincisi öyle değil. Çünkü küresel sermaye ittifakının tarih stratejisini belirleyen, kapitalizmin doğasıdır.

Ulus Devletin Eşiğinde İstanbul – İşgal Direniş ve Siyasal Mücadele 1918 – 1923

Erol Ülker, Elçin Gen, Koç Üniversitesi Yayınları, 2026, 208 s.

Tarihin sonundan, yani bugünden tarihe bakıldığında bütün defterlerin kapandığı, yenenlerin şu ya da bu nedenlerden ötürü zaten zafere yazgılı olduğu, tarihin bir neden/sonuç silsilesi içinde bugünün zorunluluğuna doğru aktığı düşünülebilir. Tarihçinin görevi bu durumda bu sonsuz neden/sonuç döngüsünün belirli bir kesitini kendi sınırları içinde ele almak ve zorunluluğa doğru akan tarihsel dönemeçlere açıklama getirmek olacaktır. Tarihi böyle okumak muhtemel tarih okumaları arasından bir tanesidir şüphesiz. Erol Ülker ise Ulus Devletin Eşiğinde İstanbul: İşgal, Direniş ve Siyasal Mücadele, 1918-1923 çalışmasında tarihi kapanmış bir defter değil açık bir kitap olarak okuyor. Mütareke dönemi İstanbul’una odaklanan bu kitapta Anadolu’da Millî Mücadele’nin devam ettiği, İstanbul’da Anadolu’yla bağlarını geliştirmeye çalışan farklı çevrelerin işgal koşulları altında gizli olarak faaliyet yürüttüğü, bunlar arasındaki ideolojik ve doktriner ayrımlar henüz billurlaşmamışken kadro geçişlerinin had safhada olduğu bir dönem anlatılıyor. Döneme damgasını vuran bu karmaşık ilişkiler yumağının çözümlenmesiyle Millî Mücadele sonrası kurulacak rejimin niteliğine ilişkin bir siyasal kutuplaşmanın görünür hale geldiğini iddia eden bu çalışma, Mütareke dönemini ve sonrasında perçinlenen iktidarı, iktidarın içinde süregiden çatlakları ve ayrışmaları anlamak isteyenler için güçlü bir başvuru kaynağı olacaktır. Erol Ülker, Işık Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir.

Fidel Diyor Ki Cilt 1 – 1959 – 1968 Ateşten Doğan Devrim

Ogün Eratalay, Yazılama, 2026, 148 s.

Küba Devrimi’nin tarihsel lideri Fidel Castro’nun konuşmaları, söylevleri ve demeçleri yalnızca bir liderin düşüncelerini değil, aynı zamanda bir dönemin ruhunu da yansıtır. Elinizdeki kitap, Castro’nun farklı dönemlerde ve farklı kritik tarihsel anlarda yaptığı çarpıcı açıklamaları bir araya getiriyor. Türkçede ilk kez yayınlanan bazı değerlendirmeleri de içeren metinler okuyucuya devrimci analiz kabiliyeti, emperyalizme ve kapitalizme karşı mücadele kararlılığı üzerine derin bir bakış sunuyor. Soğuk Savaş’tan uluslararası krizlere, devrim sonrası dönüşümden küresel siyasete uzanan bu seçki, hem tarih meraklılarına hem de devrimci siyasi söylemin evrimini anlamak isteyenlere eşsiz bir perspektif sunuyor. Castro’nun kendi sesiyle şekillenen bu anlatı, okuyucuyu yalnızca geçmişi anlamaya değil, bugünü yeniden sorgulamaya da davet ediyor.

Sanatı Karartmak

Celal Binzet, Cumhuriyet Kitapları, 2026, 232 s.

Toplumca kıstırıldığımız kapanda yasaklama, yok etme kültürü konusunda olağanüstü yeteneklerle donatılmış bir anlayış var yıllardır. Bu süreçte de en büyük acıyı ve sıkıntıyı sanatçılar yaşıyor. Sorun sanatta değil. O, binlerce yılın birikimiyle onurlu bir duruşa sahip. Bulundukları yerden onun kendilerine ayak bağı olacağını düşünenlerin yarattığı karalama çabası, daha çok sesi çıkanın haklı olduğu algısını yaratıyor ülkemizde. Aydınlıkla karanlığın bitmeyen çarpışması olgusu yeni değil aslında. İnsanlığın varoluşundan beri süregeliyor. Tarihimizse bu savaşımın zengin örnekleriyle dolu. Bui kitap, bir anlamda bu savaşıma olanakların elverdiği oranda ayna tutmak istemiştir. Ressam ve yazar A. Celal Binzet, sanat camiasının tam da içinden gözlemlerle, yarım yüzyılı aşkın deneyimiyle tanıklık ettiği sanatsal mücadeleyi aktarıyor bu çalışmasında.

Avrupa Resim Sanatında Kafamızı Karıştıran Resimler

Zerrin İren Boynudelik, İstanbul Bilgi Üniv.Yayınları, 2026, 242 s.

Avrupa resim sanatı, çok çeşitli konular ve tekniklerle geniş bir külliyattır. Bu büyük yığın içinden, ilgi alanlarına ve çalışma konularına göre çeşitli alt kategoriler oluşturmak mümkündür; bir deste oyun kâğıdını evirip çevirip kararak çeşitli şekillerde yeniden dizmek gibi… Üç-dört yüzyıl boyunca Avrupa’da, özellikle de dinî metinleri görsel alana aktaran sanatçıların hemen hepsi, yazılı kaynakları ve yaygın söylenceleri dikkate almış, özgünlüklerini ufak tefek ayrıntılarda, resmetme tekniklerinde ve üslup farklılıklarında öne çıkarmayı tercih etmişlerdir. Buna karşılık, bazı konuların görselleştirilmesi, kaynaklara sadakatle bağlı kalınmış olsa da, ilk kez bakan gözlere, hele de anlatılara aşina olmayanlara karmaşık gelebilir. Kafamızı Karıştıran Resimler, birbirine benzer konuların görsel alanda nasıl ayrıntılandırıldığını anlamak için bir ipucu arayışıdır. Metinlerde adı geçen, İmran, Zekeriya, Hanna, Meryem, İsa, Vaftizci Yahya, Holofernes, Goliat gibi, Hıristiyan anlatısının önemli şahsiyetlerinin nasıl doğdukları, nerelerde ve kimlerle yemek yedikleri, kimlerle buluşup görüştükleri ya da nasıl öldürüldükleri, yazılı metinlere bağlı kalınarak görsel alana nasıl aktarılmıştır? Bu aktarım sırasında ayrıntılar nasıl dikkate alınmıştır? Metinler bilinmediğinde izleyenlerin kafaları nasıl karışır? Bu karışıklıklar nasıl giderilir? Kafamızı Karıştran Resimler eğlenceli ve yararlı bir “el kitabı” olma isteğiyle yazıldı. Zerrin İren Boynudelik’in “Avrupa Resim Sanatında” üst başlığı altında hazırladığı bu dizi, Ovidius’un “Dönüşümler” Hikâyeleri, Kendi Dönemlerinde Ünlü Olanlar ve Muammalı Resimler ile devam edecek.

Taze Otlar Üzerine – Antik Çağlardan Günümüze Bir Duygular Yelpazesi

Alain Corbin, Çev. Özcan Doğan, Doğu Batı Yayınları, 2026, 190 s.

“Başlangıçta otlar vardı…” Toprağa eğilip otlar âlemini izlerseniz, size dünyanın insandan önceki hikâyesini ve ardından olup bitenleri anlatırlar. Alabildiğine çeşitli duygulanışlar, deneyimler, izlenimler halinde insanlıkta tezahür eden cezbedici, ayartıcı ama aynı zamanda gelgitli ve çekişmeli bir serüven! Alain Corbin bu hikâyenin farklı anlarını, insanın durduğu yahut geçtiği durakları, yaşadığı ruh hallerini şairler, yazarlar, ressamlar ve bir şekilde o esrarengiz dünyayla temas kuranlar üzerinden aktarıyor: Vergilius, Petrarca, Ronsard, Hugo, Thoreau, Whitman, Zola, Proust, Lamartine, Giono, Hardy …çobanlar, bahçıvanlar, çiftçiler ve ötekiler. Bir çiçek, bir tutam ot yahut uçsuz bucaksız bir çayır çocuklar ve yetişkinler, münzeviler ve dünyeviler, âşıklar ve kırık kalpler, vasatlar ve aristokratlar için farklı anlamlar taşır. Otların kültürel hafızadaki resmini çizen Corbin tarihsel evrimle birlikte hem bireyin hem toplumun otlarla kurduğu ilişkileri antik çağlardan günümüze dek değişip dönüşen anlamlar, duygular ve deneyimler yelpazesi içinde sunuyor. Yaşamın ana kahramanları iken zamanla seyirlik nesnelere dönüşen, alçaltılıp yüceltilen, sevilip nefret edilen otların neşeli ve kederli tarihini anlatıyor. Maddi ve mekanik bir modernite tabiatla kurduğumuz ilişkiyi yapmacık ve güdük hale getirdi, ancak Corbin uzaklaştığımız ama kopamadığımız o dünyaya bugün farklı yollarla geri döndüğümüzü, eski bir samimiyeti yeniden canlandırdığımızı, otlar üzerinden tabiatın bizdeki yansımalarını tekrar yakalamaya çalıştığımızı söylüyor. Önce otlar vardı, sonra da otlar olacak.