Ana Sayfa Bilim Gündemi CHP’ye dört aşamalı kırım operasyonu

CHP’ye dört aşamalı kırım operasyonu

4413

Dr. Hüseyin Karakuş

Hedef, muhalif kitlenin inanç, örgütlülük ve sandık iradesini felç etmek, yani CHP seçmenini kurumsal bir yılgınlık etrafında konsolide etmektir. Son 15 ayda ikna mühendisliğinin daniskasının CHP’ye nasıl uygulandığını gelin birlikte inceleyelim:

​9 Aralık 2024 akşamı yapılan Kabine Toplantısı’nın ardından AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, muhalif belediye yönetimlerine yönelik olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’a şöyle seslendi: “Sayın Bakan, kendilerini çok daha kararlı bir şekilde silkelemende fayda var.”

​Bu sözler sıradan bir polemik değil; devletin denetim, haciz, yargı ve maliye mekanizmalarına muhalif yerel yönetimlerin üzerine topyekûn gitmesi için verilmiş en üst düzey operasyonel start sinyaliydi.

Sonrasında 2025 başından bugüne 15 aylık sürede yaşananlar dört aşamada incelenebilir.

1. aşama
Sürecin başlangıç noktası, iktidar blokunun elindeki en organize aygıt olan yargı ve kolluk gücünü doğrudan CHP’li yerel yönetimlerin üzerine yönlendirmesidir. Bu aşamada amaç, hedef alınan aktörlerin kamusal alandaki meşruiyetini kurumsal düzeyde çökertmektir. Hukuk metinleri yapı söküme uğratılarak “terör propagandası”, “ihaleye fesat”, “kayırmacılık” ve “yolsuzluk” gibi kavramlar alabildiğine genişletilir. Bu sayede, herhangi bir belediyedeki sıradan bir idari işlem veya personel alımı, şafak operasyonlarıyla büyük bir “ulusal güvenlik krizi” ya da “organize suç çetesinin çökertilmesi” gibi sunulur.

İktidar bu sert hamlelerle ilk etapta kendi tabanını “Bakın, devlet suçluyla mücadele ediyor” görünümüyle konsolide etmeyi amaçlar. Ancak bu aleni haksızlık, CHP seçmeninde bir “savunma refleksi” ve haklılık bilinci üretir. İmamoğlu davası etrafında örülen süreç ve ardından gelen 100’den fazla kitlesel miting, bu ilk aşamadaki doğrudan baskının muhalif tabanı dağıtmak bir yana, daha da bilediğini gösterir. Meydanlardaki fiziki kitle, iktidara karşı ahlaki ve siyasi bir üstünlük duvarı örer.

2. aşama
Doğrudan ve dışarıdan yapılan saldırıların muhalif seçmende direnç yarattığını gören iktidar stratejistleri, taktiksel bir yöntemle muhalefetin kendi içsel zaaflarını birer kaldıraç olarak kullanmaya başlar. Cephe savaşı, bir içeriden çürütme operasyonuna dönüşür. Defolu aktörler “zayıf halka” olarak seçilir. Muhalefet çeperinde yer alan, geçmişi şaibeli, ideolojik aidiyeti zayıf veya yerel rant ilişkilerine batmış bürokratlar/siyasetçiler adli kıskaç altına alınır. Önlerine net bir tercih konur: “Ya hapis ve mülksüzleşme ya da biat ve transfer.” Tutuklanan veya tehdit edilen bazı figürlerin, özgürlükleri ya da mevcut pozisyonları karşılığında önlerine konan düzmece, manipülatif veya abartılmış itiraf metinlerini imzalamaları sağlanır. Bu metinler hukuki birer belge olmaktan ziyade, medyadaki propaganda aygıtları için üretilmiş “algı mühimmatlarıdır”.

Seçmen, dışarıdan gelen haksız bir saldırıya karşı göğüs gerebilir; ancak içeriden gelen bir itiraf, ihanet veya saf değiştirme, seçmenin adalet duygusunda büyük bir çatlak yaratır. İktidar bu aşamada kendi seçmenine bir şey anlatmayı bırakır; spot ışıklarını CHP içindeki bu çözülmelere tutarak muhalif seçmene şu mesajı verir: “Uğruna miting yaptığınız, savunduğunuz yapının içi aslında çürük.”

3. aşama
Bu aşama, “tersine ikna mühendisliğinin” gerçekleştiği operasyonun psikolojik zirvesidir. İktidar artık CHP’yi değil, doğrudan CHP seçmeninin zihin dünyasını manipüle ederek onu “yılgınlık, teslimiyetçilik ve eylemsizlik” ekseninde konsolide etmeye başlar. Bunu da bizzat sosyal medya ve muhalefet içindeki “teslimiyetçi” aktörleri aktive ederek yapar.

Teslimiyetçilik “gerçekçilik” olarak pazarlanır. Sosyal medyada örgütlenen trol ağları ve muhalif görünümlü karamsarlık üreticileri aracılığıyla, belediyelerden hizmet konusunda zaten şikayeti olan gri alandaki seçmen hedef alınır. Yaşanan kurumsal kırım ve transferler referans gösterilerek: “Bu CHP’den bir şey olmaz”, “Gelenler de sistemin çarkı”, “Seçim yapsak ne olacak, adamlar her halükârda çöküyor” söylemi yayılır.

Ortama, “gizlenmiş otosansür” hakim olmaya başlar. Zaten baskı ikliminin, ekonomik zorlukların ve yargısal tehditlerin yarattığı reel bir “bireysel korku” vardır. Sıradan olmayan seçmen bu baskıdan korktuğu için geri çekilmek ister, ancak korktuğunu kendine ve topluma itiraf etmek ahlaki bir eziklik yaratır. İkna mühendisliği burada seçmenin imdadına yetişir ve ona rasyonel bir kaçış rotası sunar: “Ben korktuğum için değil, bu tiyatronun bir parçası olmamak için sandığa gitmiyorum. Zaten gitsek de bir şey değişmeyecek, seçim meşruiyetini yitirdi.”

Böylece bireysel korku ve otosansür, kolektif bir “siyasi protesto” veya “bilgece bir geri çekilme” kılıfına sokularak görünmez kılınır. CHP seçmeni, kendi eliyle kendini sandıktan ve siyasetten tasfiye etmeye ikna edilir.

Bu esnada partinin hukuki ve sosyolojik iskeletine de saldırı yöneltilir. Hukuki temelde partideki muhalif hizipleşmeler kaşınarak, CHP kongrelerinin ve yönetim seçimlerinin üzerinde “mutlak butlan” (hukuken baştan itibaren geçersiz) argümanı demoklesin kılıcı gibi sallandırılır. Muhalif kanat olarak İl Başkanlığına kayyum atanması ve beraberinde gelişen örgütsel kavgalar, tabandaki “parti yukarılardan dizayn ediliyor” algısını pekiştirir. Örgüt, “yarın görevden alınabiliriz” kaygısıyla felç edilir.

​Sonraki evrede CHP’nin en sadık, seküler omurgasını oluşturan Alevi seçmen hedef alınır. Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevilik kimliği üzerinden geçmişte yapılan negatif propaganda, bu kez tersinden işletilir. Kılıçdaroğlu’nun ayrılışı ve sonrasındaki tasfiyeler, Alevi toplumunda bir “harcanmışlık ve dışlanmışlık” duygusuna tahvil edilir. Amaç bu kitleyi AKP’ye çekmek değil; partiye küstürmek, geri çekmek ve sandıktan koparmaktır. Ayrıca ​çift başlılık yaratılmaya çalışılır. Kılıçdaroğlu’nun ofis ziyaretleri ve kurultay çıkışları medya eliyle sürekli köpürtülerek, İmamoğlu-Özer ve Kılıçdaroğlu ikiliği körüklenir.

4. aşama
Bu son aşamada, muhalif seçmende kalan son direnç kırıntısı da “teknolojik ve sistemsel mutlaklık” mitiyle yok edilmek istenir. Amaç, İmamoğlu olayından sonra sokakta, meydanlarda örülen o 100’den fazla mitingin yarattığı organik, fiziki ve kolektif inancı tamamen felç etmektir.

İktidarın, seçim mekanizmalarına, YSK sistemlerine, yapay zekâ algoritmalarına ve dijital altyapıya “mutlak olarak” hükmettiği, oyları dijital müdahalelerle anında felç edeceği “dijital yazgıcılık” propagandası sistemli olarak dolaşıma sokulur.

CHP’li seçmenin bilinçaltına hitap edilir. “Siz meydanları ne kadar doldurursanız doldurun, ne kadar muazzam mitingler yaparsanız yapın; egemen güç bir tuşa basarak sandık sonuçlarını değiştirecek güçtedir” görüşü yayılır. Fiziki ve organik olan siyaset, dijital ve metafizik bir yenilmezlik anlatısıyla boğulur.

CHP’li seçmenin sandığa gitmeme, sandığı boykot etme veya sandık güvenliğinden elini eteğini çekme eğilimi, iktidarın sandıkta hile yapmasına bile gerek bırakmayan bir zemin hazırlar. Muhalif seçmen, ikna mühendisliğinin neticesinde “kendi yenilgisine kendi rızasıyla imza atan” pasif bir kitleye dönüştürülmüş olur.

Dikkat ettiyseniz anlatıyı hiç örneklerle desteklemedim. Siz okurken zaten yaşananları tek tek anımsadınız. Bundan sonraki siyasi sohbetlerinizde, bu aşamalarda rol alan figürleri konuşmalarıyla hemen tanırsınız. Kolay gelsin.