Ana Sayfa Bilim Gündemi Geçmişten geleceğe bir pano

Geçmişten geleceğe bir pano

3352

Ender Helvacıoğlu

Yukarıdaki fotoğraf, Sosyalist Parti’nin 6-7 Temmuz 1991’de yapılan İkinci Büyük Kongresi’nde salona asılmış bir pano.

Sosyalist Parti, 80 öncesindeki Türkiye İşçi Köylü Partisi (TİKP) (Aydınlıkçılar da diyebiliriz) taraftarlarınca Şubat 1988’de kurulmuş bir parti. Doğu Perinçek yasaklı olduğu için genel başkanlığını Ferit İlsever üstlenmişti. Ekim 1991’de yasağı kalkan Perinçek genel başkan olmuştu. Sosyalist Parti, Kürt sorununa ilişkin görüşleri gerekçesiyle Temmuz 1992’de Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmış, yerine kısa süre içinde İşçi Partisi kurulmuştu (daha sonra 2015 yılında Vatan Partisi adını aldı).

Bu pano kongre salonlarına asılan sıradan bir afiş değildi. Özenle hazırlanmıştı ve Kongre’nin önemli açılımlarından birini temsil ediyordu. “Saygıyla Anıyoruz” başlığı altında toplanan isimler Doğu Perinçek’in başkanlığını yaptığı, benim de içinde bulunduğum bir komite tarafından tartışılarak tespit edilmiş, merkez komite onayından geçtikten sonra pano olarak hazırlanmıştı.

Panoda fotoğrafları bulunan kişileri sayalım:
Üstte (soldan sağa): Mustafa Suphi, Şefik Hüsnü Deymer, Reşat Fuat Baraner, Hikmet Kıvılcımlı.
Ortada (soldan sağa): Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya, Bora Gözen, Mazlum Doğan.
Altta (soldan sağa): Nazım Hikmet, Gani Bozarslan, Yılmaz Güney, Erkan Yücel, Cemal Süreya, Turan Dursun.

Pano, ölümle sonuçlanan silahlı çatışmalara kadar varan sol içi bölünmeleri geride bırakıp aşma, tüm sosyalist solu kapsama ve yeni bir yol açma hedefiyle hazırlanmıştı. Kendi dışındaki solla oldukça sorunlu bir geçmişi bulunan Aydınlık hareketi açısından ise çok önemli bir açılımı temsil ediyordu.

Örneğin Hikmet Kıvılcımlı Perinçek grubunu “CIA sosyalistleri” olarak damgalamış, Aydınlıkçılar da Kıvılcımlı’ya ağır eleştiriler getirmişti. İbrahim Kaypakkaya, Perinçek’in liderliğinde kurulan TİİKP’yi bölüp TKP-ML ve TİKKO’yu kurmuş ve çok farklı bir yöne evrilmişti. 70’li yıllarda Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan’ın mirasını devam ettiren örgütlerle Aydınlıkçılar arasında yoğun çatışmalar yaşanmıştı. Mazlum Doğan’ın simgelediği PKK ise 70’li yılların ikinci yarısında birçok devrimciyi katletmiş bir örgüttü; öldürülenler arasında Aydınlıkçılar da vardı.

Fakat 12 Eylül 1980 faşist darbesi yaşanmıştı, darbeciler ayrım gözetmeden tüm sosyalist örgütleri ve halk örgütlenmelerini ezmeye çalışmıştı, PKK ise doğuda bir yoksul köylü hareketi olarak öne çıkmıştı. İşte bu pano, 12 Eylül karanlığından çıkış sürecinde ve elbette 1989 Bahar Eylemleri ve Zonguldak madenci yürüyüşünün ve Kürt hareketinin atılımlarının yarattığı ortamda sosyalist solun yeni bir düzlemde birliği hedefiyle hazırlanmıştı.

Bu pano, o dönemde az rastlanır olgunlukta bir açılımı yansıtıyordu. Peki, bu açılım başarıya ulaştı mı? Ne yazık ki, hayır. Bırakalım 1991’i, 35 yıl sonra bugün dahi, bir sosyalist parti kongresinde böyle bir pano asılabilir mi, sanmıyorum. Peki, Sosyalist Parti’nin devamı olduğunu iddia eden Vatan Partisi bugün kongresinde böyle bir pano hazırlar mı; olanaksız görüyorum.

Demek ki bazı şeyleri aşamıyoruz ama, aşamadığımız için hayatın kendisi tarafından aşılıyoruz. Öznel, nesnele kafa tutamaz.

***

Şimdi nostaljiyi bir kenara bırakıp bazı tartışmalar yapalım.

Bu panoyu hazırlayan komitenin üyesi olduğumu söylemiştim. Bugünkü bilincimle 35 yıl öncesine gitsem farklı önerilerim olur muydu? Hiçbir ismi çıkaramam, böyle bir tartışma yapmak hoş olmaz. Ama bazı eklemeler (elbette 1991 öncesinde ölmüş olan kişiler dikkate alınacak) yapabilirim. Örneğin Doğan Avcıoğlu’nu (1983’te öldü) önerirdim. Bize oldukça karşıt bir gelenekte yer alan Behice Boran’ın (1987’de öldü) da eklenmesini önerirdim. Belki Harun Karadeniz’in (1975’de öldü) de orta sıraya eklenmesini önerirdim. Tabii bu çapta bir açılım o yıllar için çok zor. 70’li yıllarda birbirlerini “sosyal faşist” ve “Maocu bozkurt” diye niteleyenleri bile aynı kapsama almak o yıllar için olanaksız gözüküyor. Ama bugünden baktığımızda bence olanaklı. Tarih ile şimdiki zaman arasındaki ilişki çok ilginç. Şimdiki zaman tarihe bakışımızı değiştirebiliyor. Çünkü geniş süreç, günlük tutumları öğüte öğüte, öğrete öğrete devam ediyor.

Peki, bugün yine böyle bir pano hazırlamakla görevlendirilsem kimleri eklemeyi (yine kimseyi çıkarmayalım) öneririm? 35 yıl kısa bir süre değil; çok değerli sosyalistleri yitirdik bu zaman zarfında. Örneğin hemen aklıma gelen Mehmet Ali Aybar (1995’te öldü); mutlaka yeri olurdu bu panoda. Mihri Belli (2011’de öldü) de yer bulurdu bence. Aziz Nesin (1995’te öldü) ve Yaşar Kemal (2015’te öldü) de üçüncü sıraya eklenmelidir mutlaka. Hasan Yalçın (2002’de öldü), Metin Çulhaoğlu (2022’de öldü) ve Mehmet Bedri Gültekin (2023’te öldü) isimlerini de tartışmaya sunardım.

Elbette bunlar benim öznel düşüncelerim. Farklı patikalardan geçmiş arkadaşlar başka isimleri önerecektir. Önemli olan isimler değil; panoyu nesnel bir biçimde hazırlayabilmek. Sadece kendi küçük örgütümüzün kılcal damarlarını değil, genel olarak sosyalist hareketin bütünsel damarını dikkate alarak saptamalarda bulunabilmek. Bunca yaşanmışlıktan sonra, hatasıyla sevabıyla hepsi bizim mirasımızdır olgunluğuna ulaşabilmek, bu mirası özümseyip aşabilmek ve çeşitli damarlardan beslenerek geleceğe yol alabilmek.

Fakat daha geçenlerde, en deneyimlilerimizden Oğuzhan Müftüoğlu ve Ertuğrul Kürkçü arasındaki, anlamlı hiçbir politik içerik taşımayan, dolayısıyla çok daha itici ve kırıcı olan tartışmayı anımsadığımızda böyle bir olgunluktan ne kadar uzak olduğumuzu görüyoruz ne yazık ki…

Hadi abileri bir kenara bırakalım. Bugün TKP kongresinde böyle bir pano hazırlansa Metin Çulhaoğlu ismi gündeme gelir mi? Sanmıyorum. Umarım yanılıyor ve haksızlık ediyorumdur.

Günümüzün Vatan Partisi böyle bir pano hazırlayacak olsa, diğer isimleri geçtim, kendi geleneklerinin en önemli isimlerinden Mehmet Bedri Gültekin’i panoya koyar mı? Hiç sanmıyorum. Neden? Önümde bir kitap var: “Vatan’ın Öncüleri: Yedi Ateşten Geçen Parti Önderleri-1” başlığı taşıyor (Kaynak Yayınları, Yayıma Hazırlayan: Rozerin Doğan, Mart 2026). Aydınlık hareketinin öncü isimleri tanıtılıyor; bu birinci ciltte en eskiler var. Listede Tayyip Erdoğan’a ilan-ı aşk eden Ethem Sancak yer bulmuş, ama bu hareketin içinde en ön saflarda yer almış ve hayatları boyu sosyalizm davasından vazgeçmemiş Mehmet Bedri Gültekin, Halim Spatar, Kamil Dede gibi isimler yok. Hey gidinin nesnelliği, bilimselliği…

Herhalde bütün bu örneklerden sonra ne demek istediğim anlaşılmıştır.

***

Şimdiye kadar tartıştığımız Türkiye sosyalist hareketinin panosu. Diyelim ki daha zorlu bir görev aldık: Sosyalist bir perspektifle Cumhuriyet’in ve Türkiye modernitesinin simge isimlerini içeren bir pano hazırlayacağız. Böyle bir damıtım yapabilmek, ülkemizin ve toplumumuzun tarihi hakkında nesnel bir tahlile ulaşmak ve “mekânın” ne kadar sahibi olabildiğimizi göstermek açısından önemli. Elbette cumhuriyetin ve modernitenin ne olduğunu kavramak da gerekli. (Örneğin Rusya’da böyle bir işe kalkışılsa, Çar Deli Petro ve Çariçe Katerina da Lenin de listede yer bulacaktır.)

Bilmiyorum, belki de “Cumhuriyet Panosu”nu hazırlamak “Sosyalizm Panosu”nu hazırlamaktan daha kolay (daha az tartışmalı) olabilir. Aklıma gelen ilk isimleri yazayım: Elbette en başta Mustafa Kemal Atatürk. Sonra İsmet İnönü, Namık Kemal, Tevfik Fikret, Yusuf Akçura, Ziya Gökalp, Hasan Ali Yücel… Daha fazla saymadan ve günümüze yaklaşmadan soralım: Anlaşabiliyor muyuz?

Son bir tartışma konusu: Cumhuriyet Panosuna, Sosyalizm Panosundan girecek isimler var mıdır? Bu soruya, duygusallığa kapılmadan nesnel bir yanıt verebilmek de önemli. Çünkü sosyalizmin toplum genetiğine ne kadar girebildiğiyle ilgili bu konu. Ben iki isim önerebilirim: Nazım Hikmet ve Deniz Gezmiş. Biri Türk şiirinin evrenselliğe ulaşmasının, diğeri devrimci gençliğin simgeleri olarak. Yaşar Kemal, Aziz Nesin, Doğan Avcıoğlu, Yılmaz Güney, Hikmet Kıvılcımlı gibi isimler de tartışılabilir belki.

Neyse… Bayram günü fazlasıyla kafa ütüledim, farkındayım. Ama belki bazı okurlar her düzlemde kendi önerilerini yapar, listelerini hazırlarlar.

Rahmetli babam Sıfırcı Doğan’ın tabiriyle “katliam bayramınız” kutlu olsun.