Ana sayfa 137. Sayı Unutturulan tarih: Çingene soykırımı

Unutturulan tarih: Çingene soykırımı

520
PAYLAŞ

M. Utku Şentürk

II. Emperyalist Paylaşım Savaşı deyince akıllara hep Nazilerin Yahudileri toplama kamplarına doldurarak katlettikleri gelir. Hep Yahudilerin uğradıkları zulüm filmlere konu olur. Aradan onca yıl geçmesine rağmen Amerika’daki Yahudi Lobisi’nin de gücü sayesinde, Hollywood filmleriyle, toplama kampları insanların zihnine kazınır ve asla unutturulmaz. Fakat burada göz ardı edilen bir gerçek var ki II. Dünya Savaşı’nda sadece Yahudiler topraklarından sürülmediler, sadece Yahudiler işkence görmedi. Bir de hiç söz edilmeyen Çingeneler söz konusuydu…

Çingeneleri ortadan kaldırmayı hedefleyen Naziler, bu insanlık dışı hedeflerine ulaşmak için çok büyük katliamlar gerçekleştirdiler. Tarihçiler, II. Emperyalist Paylaşım Savaşı öncesinde ve savaş yıllarında yaklaşık 29 milyon sivil insanın Naziler tarafından (toplama kamplarında, gettolarda, askeri kıyımlarda, siyasi cinayetlerde) katledildiğini hesaplamaktadırlar. Naziler hem Yahudilere, hem de Çingeneler, Polonyalılar ve Slavlar gibi etnik gruplara, akıl hastalarına, sakatlara ve Katolikler veya Yehova Şahitleri gibi dini cemaatlere, sosyal demokratlara, sosyalistlere ve komünistlere yönelik büyük bir soykırım yürütmüşlerdir. Fakat Yahudilerin dışında bu masum insanlara yapılan soykırım çoğu zaman söz konusu bile edilmemekte, adeta yok sayılarak unutturulmaya çalışılmaktadır.

Çingene soykırımı

Çingenelere yönelik Nazi vahşeti, unutulan bir soykırımdır. Nazilerin ırkçı ideolojisi, Çingeneleri de “yok edilmesi gereken aşağı ırklar” kategorisine dâhil ediyordu. Nazilerin iktidara gelmesiyle birlikte, Almanya’da yaşayan Çingeneler üzerinde de baskı politikası başladı. Sanat yetenekleriyle ve özgün yaşam tarzlarıyla dünyanın pek çok ülkesinde kültürel bir renk olarak kabul edilen ve hoş görülen Çingeneler, Nazi Almanya’sında insanlık dışı bir nefretin hedefi oldular.

Alman Sağlık Bakanlığı’nın Irk Araştırmaları Bölümü’nden Eva Justin tarafından 1936 yılında hazırlanan bir doktora tezi, Çingeneleri “Alman ırkının saflığı için çok büyük bir tehlike” olarak tanımlıyordu. 14 Aralık 1937’de yayınlanan bir karar ise Çingeneleri “iflah olmaz suçlular” olarak tanımladı ve Alman toplumundan izole edilmelerini karara bağladı. 1938’in başından itibaren de, Çingeneler Nazi görevlileri tarafından yakalanıp toplama kamplarına gönderilmeye başladılar. Buchenwald kampında Çingeneler için özel bir bölüm oluşturuldu. Mauthausen, Gusen, Dautmergen, Natzweiler ve Flossenburg kamplarına gönderilen Çingenelerin de çoğu buralarda katledilecekti.

Bir yandan da Çingenelere yönelik zoraki bir kısırlaştırma programı uygulamaya kondu. Düsseldorf-Lierenfeld’teki bir hastanede yapılan ameliyatlarda, Çingene olmayan erkeklerle evlenen Çingene kadınlar zorla kısırlaştırıldı. Kısırlaştırma, hastanın üreme organlarının cerrahi müdahale ile kesilip alınması anlamına geliyordu ve korkunç acılar veren bir işlemdi. Bazı hastalar kısırlaştırma sırasında hayatlarını yitirdiler. Özellikle de hamile kadınlar üzerinde yapılan kısırlaştırma ameliyatlarının çoğunda hastalar öldü. (Myriam Novitch, Gypsy Victims of the Nazi Terror, UNESCO Courier, Oct 1984)

1938 yılında Nazi Almanya’sının ikinci adamı olan SS Şefi Himmler “Çingene sorunu”na el koydu ve daha önceden Münich’te bulunan Çingene İşleri Merkezi’ni Berlin’e taşıttı. Bundan sonra Çingenelerin yok edilmesi de, aynı Yahudilerin yok edilmesi gibi, Nazi Almanya’sının hedeflerinden biri haline gelecekti.

Çingenelerin ‘toplu imhası’ 1941 Sonbaharı’nda başladı. Bu dönemde Çingeneleri bulmak, öldürmek ya da toplama kamplarına göndermek için özel Einsatzgruppe timleri kuruldu. Almanya’dan on binlerce Çingene (kadın, yaşlı, çocuk ve bebek dâhil) Polonya’ya ve oradan Belzec, Treblinka, Sobibor ve Majdanek toplama kamplarına gönderildiler. Hollanda, Fransa ve Belçika’dan yola çıkarılan 30 bine yakın Çingene de Auschwitz’e gönderildi. Bu insanların çok büyük bir bölümü Naziler tarafından öldürüldü. Auschwitz Müzesi Tarih Bölümü Müdürü Dr. Franciszek Piper’e göre, Auschwitz’in bir parçası olan Birkenau’ya “23 bin Çingene transfer edilmiş ve bunların 21 bini öldürülmüştü; Çingenelerin öldürülme oranı Yahudilerinki kadar yüksekti”. Auschwitz kumandanı Rudolf Hess’in anılarında yazdığı gibi, öldürülen bu Çingenelerin arasında “çok sayıda çocuk, yaşı neredeyse yüze varan ihtiyarlar ve hamile kadınlar” vardı.

Çingeneler de aynı Yahudiler gibi Nazilerin toplu yok etme planının hedefi oldular. Yahudilere uygulanan tüm katliam araçları Çingenelere de uygulandı. Einsatzgruppe timleri, Çingeneleri de buldukları yerde öldürdüler. UNESCO yayınları arasında yer alan “Nazi Terörünün Çingene Kurbanları” başlıklı bir makalede, bu konuda şu bilgiler verilir:

Polonya’da ve Sovyetler Birliği topraklarında Çingeneler hem ölüm kamplarında hem de açık arazide katledilmişlerdir… Nazilerin geçtikleri her yerde Çingeneler tutuklanmış, sürülmüş ve öldürülmüştür. Yugoslavya’da Yahudilerin ve Çingenelerin idamları 1941 Ekimi’nde ormanlık alanlarda yürütülmüştür. Köylüler, idam yerlerine götürülmek için kamyonlara yüklenen çocukların ağlayışlarını ve çığlıklarını hâlâ hatırlamaktadırlar. (Myriam Novitch, Gypsy Victims of the Nazi Terror, UNESCO Courier, Oct 1984)

Ne kadar Çingenenin Naziler tarafından öldürüldüğünü tespit etmek zordur. Yine de rakamlar bir fikir vermektedir. Tarihçi Raoul Hilberg’e göre soykırım öncesinde Almanya’da 34 bin Çingene vardır ve bunların çok büyük bölümü öldürülmüştür. Rusya, Ukrayna ve Kırım’daki katliamlardan sorumlu olan Einsatzgruppen raporlarına göre ise, bu ülkelerde yaklaşık 300 bin Çingene katledilmiştir. Yugoslav makamlarına göre, sadece Sırbistan sınırları içinde 28 bin Çingene öldürülmüştür. Polonya’daki kurbanlar içinse tahmin dahi yapılamamaktadır. Tarihçi Joseph Tenenbaum, toplamda en az 500 bin Çingenenin Naziler tarafından öldürüldüğünü bildirmektedir. Bazı tarihçiler ise, bu rakamın 1 milyona kadar çıkabileceği görüşündedir. (Ward Churchill, Assaults on Truth and Memory, Part II, 1997, ZNet)

Bu büyük trajediye rağmen, Çingene soykırımı çoğu zaman görmezden gelinmektedir. Soykırımı anlatan kitaplarda, filmlerde, makalelerde Çingene soykırımı ya hiç belirtilmemekte veya önemsiz bir konu gibi geçmektedir. Oysa Çingenelere yapılan muamele ile Yahudilere yapılan muamele arasında fark yoktur. Her iki grup da 1936’daki Nuremberg kanunları tarafından Alman toplumundan dışlanmıştır. Nazilerin toplu imha kararı da yine her iki grubu birden hedef almıştır. Soykırım konusunda en yetkili Nazilerin arasında yer alan Adolf Eichmann, “Yahudi sorunu ile Çingene sorununun birlikte ve aynı anda çözülmesi gerektiğini” yazmıştır ki, bu her iki halkın da yok edilmesi anlamına gelmektedir. Gerek toplama kamplarında gerekse işgal altındaki bölgelerde, Çingeneler acımasızca katledilmiştir. (Ward Churchill, Assaults on Truth and Memory, Part II, 1997, ZNet)

Günümüzde de değişen pek bir şey yok…

Geçmişte olduğu gibi günümüzde de Çingeneler ırkçı/faşizan zihniyet ve uygulamaların kurbanı oluyor. Çingenler/Romanlar yoğun olarak yaşadıkları Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Slovakya, Polonya, Bulgaristan, Türkiye ve Romanya başta olmak üzere genel olarak Orta ve Doğu Avrupa’da kötü muamele, yoksulluk, tahammülsüzlük, şiddet ve dışlanma ile karşılaşıyorlar. İtalya ve Fransa gibi Batı Avrupa ülkelerindeki Romanlar ise ya gayri insani kamplarda yaşamlarına devam etmeye zorlanıyorlar ya da doğrudan ülkeleri olduğu düşünülen Romanya’ya gönderiliyorlar. 2004 genişlemesiyle birlikte AB vatandaşı haline gelen Romanların ise serbest dolaşım çerçevesinde ortaya çıkan hukuki haklarını kullanmalarına dahi izin verilmiyor. Romanların seslerini duyurmak için bulundukları girişimler Bulgaristan, Sırbistan gibi ülkelerde ırkçı saldırıların nedeni haline geliyor. Ayrıca Uluslararası Af Örgütü gibi kuruluşların yürüttükleri çalışmalar, iş bulma, gelir edinme ve sağlık hizmetlerine ulaşım gibi alanlarda tüm Romanların ulus aşırı ölçüde ve yatay kesecek biçimde en dezavantajlı kesim olduğunu gösteriyor.

Son birkaç yılda Romanlara yönelik İznik’te yaşanan linç girişimleri, Bursa’da yetkililerin hazırladığı ve Romanları bir “tehdit” ve “risk” olarak gösteren, alışılagelmiş ön yargıları ve devletin soruna bakış açısını yansıtan rapor; aynı günlerde Çanakkale’de bir okulda Roman çocukların tecrit edilerek, ayrımcılığa uğradığı haberi, sorunun medyaya yansıyan kısmı.

Oysa bunlar Romanların Türkiye’de her gün yaşadıkları sorunların çok küçük bir kesiti.

Türkiye’de AKP hükümetinin “Roman Açılımı” yapacağını duyurup bu açılım sonucunda kentsel dönüşüm kılıfı altında Sulukule ve Dolapdere’nin Çingenelerden “temizlenerek” yeni zengin AKP’lilere “nezih mahallelerde”, lüks konutlar yapılması da Çingenelere/Romanlara bakış açısının on yıllardır hiç değişmediğinin somut bir delili olsa gerek.