Ana sayfa 207. Sayı Safsataya Karşı Şüphe, Tesadüfe Karşı Akıl: Einstein’ın Beynini Yemek

Safsataya Karşı Şüphe, Tesadüfe Karşı Akıl: Einstein’ın Beynini Yemek

87

Haber kaynağınız ister televizyon olsun isterse sosyal medya, günü “uzmanlara göre” kalıbıyla başlayan bir habere denk gelmeden bitirmeniz olası değil. Son bir yılda durumun nasıl vahimleşebildiğine bir kez daha tanık olduk. Sözdebilimin daha tanıdık hastalığı kanser söz konusu olduğunda keskin olan cümleler, Covid-19’la birlikte -mış ekiyle tamamlanmaya başladı, nerede olduğu dahi bilinmeyen üniversitelerde yapılan araştırma sonuçları paylaşıldıkça kaos büyüdü. Bilimsel araştırmaların sonuçlarından söz etmeye çalışanların sesi bir uğultuya karıştı, ortada gerçekten bir rivayetler bombardımanı vardı ve ne yazık ki, hala sonlanmadı. Kuşkusuz sorun büyük bir bilinmezin içinde doğruyu aramaktan değil medya ve bilim okuryazarlığından bihaber olmaktan kaynaklanıyordu. Televizyonda, sosyal medyada, mesajlaşma uygulamalarında… Safsatalar ve sözdebilim haberleri -belki de hiç olmadığı kadar- kuşattı dört bir yanımızı. Öyleyse ilk gençlik dönemi için kötü bilim ya da yanlış biçimde aktarılan iyi bilimi ayırt etme yollarını ele alan Einstein’ın Beynini Yemek: İyi, Kötü ve Sözdebilim’den söz etmenin tam vakti.
Diane Swanson işe en sık rastlanan haberlerden örneklerle; bilimin yiyip içtiklerimizden güneş gözlüğümüze, yara bandımızdan internet hızımıza değin hayatımızın her anında olduğunu anlatmakla başlıyor. Kötü bilimi ayırt etmenin ön koşulunun bilim üzerine düşünmekten geçtiğine, onu buluşlar tarihi olarak algılamayı aşmak gerektiğine değiniyor. Bilim Gözetimi başlığında, bilimsel yönteme dair temel taşlarda adımlamayı öğrettiği genç okura, araştırmayı tartışabilmenin yollarından söz ediyor yazar. Bir araştırma sonucunun doğruluğuna nasıl ikna olursun? Mahalledeki dondurmacıya kadar herkesin dilinde olduğunda mı yoksa her kanalda söz edildiğinde mi? Bunlarla yetinmeyen bilinçli bir okur olarak bilimsel dergilerde yayınlanmış olması şartını mı ararsın yoksa? Peki ya bu da yeterli değilse? İşte bu noktada “Zırva Zımbalayan” giriyor devreye ve okurların yaş grubuna bir hayli uygun, gün içinde sıkça işittikleri “diş çürüklerinden korunma” teması üzerinden bir bilimsel araştırmayı okurken sorulması gereken soruları sıralıyor. Einstein’ın Beynini Yemek, araştırmacının eğitimi, çalışma koşulları, örneklemin topluluğu temsil niteliği, kontrol grubu kullanımı gibi çalışma sürecine dair başlıklar ile araştırmanın kim tarafından finanse edildiği, sponsorluk ilişkilerinin sonuca ne derece etki ettiği, sonuçların belli bir yoruma varmak amacıyla kötüye kullanılması, verilerin tam ve tarafsız nitelikte olması gibi hayli kritik ama sıkça gölgede kalan sorgulama adımlarını tarih notları, kaykay satışları ya da kot pantolonlara dair araştırmalar üzerinden detaylandırıyor.
Bilimsel araştırma yöntemlerine hâkimiyet herkesin sahip olması gereken değerli bir nitelik ancak ezici çoğunluğun -ve özellikle kitabın hedef kitlesinin- araştırmalara bilimsel dergilerden değil medyadan ulaştığı da aşikâr. Kitabın Medya Gözetimi bölümü, araştırmalara eksik, yanlı ya da doğrudan çarpıtılmış biçimde yer veren haberleri doğru okuma yöntemlerinden söz ediyor.  Medya her an her yerde ve maalesef manipülasyon da öyle. Bu yüzden genç bilim okurunun ilk işi abartının çekiciliğine kapılmaktan kaçınmak ve soru sormaktan, sorgulamaktan asla vazgeçmemek: Haber sansasyon yaratmayı mı amaçlıyor? En ilgi çekici habere imza atmak uğruna verilerin kesin olmadığına değinilmemiş olabilir mi? Araştırma sonuçları belli bir etki yaratma amacıyla cımbızlanmış mı? Sponsorluk ilişkileri ve reklam ağlarına dair soru kümeleri yani medya söz konusu olduğunda en yüksek sesle sorulması gerekenler. Medya Gözetimi, bayıltan şekerleme, uçaktan düşen buz parçası gibi sansasyonel haber örnekleri eşliğinde, genç okuruna sermayenin bilimsel araştırmaları nasıl manipüle edebildiğini anlatıp; “abartılı iddialar”a “akıllıca karşılıklar” üretmeyi öğretiyor.
Bunca sözdebilim örneğiyle kuşatılmışken akıl tuzaklarına düşmemek her zaman sandığımız kadar kolay değil, araştırmayı tartışmak ya da medyada kullanımına eleştirel yaklaşmak yeterli olmayabiliyor. Akıl Gözetimi bölümünde Swanson, yayılan söylentiler ya da çelişkili bilgiler karşısında doğru biçimde mantık yürütmenin yollarını sıralıyor. Kolaya kaçıp bilimsel araştırma basamaklarını pas geçme, popülere teslim olma, tecrübeleri bilginin nesnelliğine tercih etme, bilimsel kanıtlara karşı anekdotları seçme, tesadüflere anlam yükleme gibi ihtimaller üzerinden okurunu kendini sorgulamaya davet ediyor. Kötü bilime kapılmamanın reçetesi açık: Şüpheye güven, inanışlarla mücadele et ve hep daha fazlasını bilmeyi hedefle.
Einstein’ın Beynini Yemek, bilimsel yönteme dair temel bilgilerle çıktığı yolu kötü bilim haberciliğine karşı kazanma stratejileri ile sonlandırıyor; okurunun hayatında doğrudan karşılık bulabilecek olaylar, sansasyonel haberler ve bilim tarihine değinilerle iyi ve kötü bilim arasına net bir çizgi çekiyor. Genç okuruna bilimden taraf olmak, doğruda durmak için her daim temkinli, ilgili, bilgili ve eleştirel olmak gerektiğini her biri yeni sorulara işaret eden listeler ve illüstrasyonlarla anlatırken, yalnızca bir araştırmayı sorgulamayı ya da medya metinlerini eleştirebilmeyi değil kendi argümanlarını üretebilmeyi ve sözdebilim karşısında atağa geçerek tutarsız iddiaları çürütebilmeyi de öğretiyor.
Einstein’ın Beynini Yemek: İyi, Kötü ve Sözdebilim, Diane Swanson, Resimleyen: Francis Blake, Çev. Şiirsel Taş, Çınar Yayınları, 2020, 140s.