Ana Sayfa Bilim Gündemi Epstein Adası’nın sosyo-ekonomik-kültürel yapısı

Epstein Adası’nın sosyo-ekonomik-kültürel yapısı

7662

Ender Helvacıoğlu

Epstein belgelerini “bir grup zengin sapığın” fantezileri olarak değil, bir egemen sınıfın karakteristik özelliklerinin sonuçları olarak okumak bizi gerçeğe yakınlaştıracaktır. Belgelerde, fotoğraflarda, videolarda gördüklerimiz şok edici ama Gazze’de çoğu çocuk 70 bin insanın tepelerine yağdırılan bombalarla öldürülmesi daha mı az şok edicidir? Bunların atalarının tek bir bombayla on binlerce insanı gözlerini kırpmadan öldürdüğünü de unutmayalım. 17. ve 18. yüzyıllarda Amerika uygarlıklarına ve yerlilerine yaptıkları, 19. yüzyılda Asyalı ve Afrikalı halklara yaptıkları, 20. yüzyılda Avrupa’nın göbeğinde yaptıkları… saymakla bitmez.

Bu “sapıkların” mensubu oldukları sınıfı ve temsil ettikleri sistemi kavramak önemlidir; çünkü egemen sınıflar aşırıya kaçan bazı uygulamaları günah keçisi ilan edip feda ederek sistemi aklamaya çalışırlar. Amerikan politik ve polisiye filmlerinin klişe temasıdır: Yozlaşmış kişi ve kurumlara (“kötülere”) karşı mücadele eden “iyiler” sonunda galip gelirler ve sistem aklanır. Sorun sistemde değil “kötüler”dedir.

Gerçek elbette böyle değil. O “kötüleri” üreten bir zemin vardır ve o zemin bizzat sistemin kendisidir. Bunu göremezsek bir Amerikan filmi izler gibi izleriz Epstein vakasını. Kötülük ne kadar derinleşirse sistem de o kadar aklanacaktır sonuçta.

Kısacası, (tarihten bugüne) egemen sınıfın tipik özelliklerini, yani “Epstein Adası”nın sosyo-ekonomik-kültürel yapısını anlamaya çalışmalıyız.

***

İnsan topluluklarının sınıflara bölünmesiyle ve ezen-ezilen, sömüren-sömürülen, yöneten-yönetilen çelişkilerinin ortaya çıkmasıyla oluşan egemen sınıfların ortak özellikleri bulunur:

Her türden aristokrattan burjuvaziye egemenler, toplumun geri kalanından, çoğunluğundan farklı olduklarını düşünürler. Onlar soyludurlar, seçilmiştirler, tanrıların yeryüzündeki temsilcileridirler, zengindirler, dünyanın nimetlerinin ve emeğin sahibidirler… Toplumun geri kalanı, bu küçük azınlığa çeşitli düzeylerde hizmet etmekle yükümlüdür. Yani onlara göre ortada bir toplum ve toplum sözleşmesi yoktur; dünyanın egemenleri ve tebaaları vardır. Dünyanın düzeni budur ve değiştirilemez.

Egemenler kendilerinden olmayanları “aşağı tür” olarak görürler. Köleler, serfler, marabalar, köylüler, işçiler, emekçiler cahildirler, aptaldırlar, “aşağı”dırlar. Ayrıca “uygarlığa” geçememiş olanlar, barbarlar, yerliler, Avrupa dışındaki halklar, siyahiler, kadınlar, “ari” olmayanlar ve onların çocukları “aşağı”dırlar. Hatta insan olarak bile görülmezler. Egemenin, kendisinden olmayana bakış açısı budur. Kölecilik, ırkçılık, kültürel ırkçılık, Avrupa-merkezcilik, Nazizm, etnik milliyetçilik, ataerkillik vb. ideolojiler bu bakış açısından türer. Egemenlik ilişkilerinin formülasyonları arasına “üstünlük-aşağılık” ilişkisini de koymak gerekir.

(“Öteki” kavramı bu ilişkiyi pek açıklayamıyor. Sınıfsal niteliğin üstünün örtülmesine yol açıyor. “Ötekilik” kavramını sınıfsal zemine oturtmak gerekiyor.)

Egemen sınıf ideolojisi “insanlıktan kopmayı” hedefler, arzular. Bütün insanların eşit ve kardeş olduğu, aynı haklara ve sorumluluklara sahip olduğu ilkesinden türemiş olan “insanlık” kavramından nefret ederler. Onlar nasıl sıradan insanlarla kardeş ve eşit haklara sahip olabilirler ki! Bütün ideolojileri toplumdan ve insanlıktan ayrışmak, farklılaşmak üzerinedir. Kendilerini insan-üstüleştirirler, tanrılaştırırlar. “Aşağıların”, sıradanların kaderi olduklarını düşünürler. Kaderi onlar (muktedirler) temsil etmektedir. Kendileri özne, geri kalanlar nesne, hatta metadır; onların metası…

Egemen sınıf üyelerinin tipik özelliklerinden biri, “sorumluluk” kavramından muaf olduklarını düşünmeleridir. Yapabilecekleri her şeyi yapabilme hakları vardır. Yapabileceklerini sınırlandıracak, yaptıklarından dolayı onları sorumlu tutacak, hesap soracak ve cezalandıracak kurumların bulunmasını kabul edemezler. Her şeyi yapmakta ve hiçbirinden sorumlu olmamakta serbest olmalıdırlar. “Özgürlük” ve “hak” anlayışları budur (liberalizm ve otoriterlik).

İşte Epstein belgelerinde geçen hepimizi şok eden vakalar veya Gazze’de yapılanlar, bu sınıfsal zeminde yeşerirler, bu bakış açısının ürünüdürler. Yoksa kötülerin, sapıkların, manyakların, pedofillerin, canilerin, tecavüzcülerin vb. yapıp ettikleri değil.

***

Bir noktaya daha değinmeden geçersek, konu eksik kalacak. Bu saydıklarımız egemen sınıf ideolojisinin nitelikleridir ama sıradan insana da sirayet etmiştir. Egemenlerin ideolojik hegemonyasının sonucudur bu. Egemenlere biat etme, boyun eğme, rıza gösterme eğilimi “küçük egemenler” yaratır. Sistemin sürmesinin ve kendini yeniden üretmesinin en önemli nedeni budur. Hepimizi şok eden bütün bu vakalar “küçük iktidarlar” içinde de yaşanır. Sıradan insan bir halkın tepesine bomba yağdıramaz veya Epstein ve arkasındakilerin yaptığı gibi “örgütlü sapıklık” mekanizmaları kuramaz ama kadına, çocuğa ve hayvanlara şiddet ve taciz olgusunun ne kadar yaygın olduğunu biliyoruz. “Büyük iktidar”, “küçük iktidarlar” yaratarak varlığını sürdürür. İdeolojik mücadelenin önemi ve gereği buradadır.

Egemen sınıfın tasfiye edilmesi, klişe bir jargon olarak “zenginlerin yenmesi” meseleyi halletmiyor. Çin Devriminin lideri Mao Zedung’un Kültür Devrimini başlatırken vurguladığı “küçük egemenlerin/iktidarların/otoritelerin” de yavaş yavaş tasfiye edilmesi ve demokrasinin toplumsallaşması için mücadele yöntemlerinin bulunması ve hayata geçirilmesi bunun için önemlidir. Yoksa o toprak yeniden ve yeniden “büyük egemenleri” yaratır. Toplumun ve sıradanın dönüşmesi, egemenlerin tasfiyesinden çok daha zordur, geniş süreç ve incelikli yöntemler gerektiren bir meseledir. Bu perspektife sahip olmazsak, bir bakmışız biz de egemen oluvermişiz…

***

Sınıflılık yani uygarlıkla birlikte insanlığın kültürel/toplumsal evrimi de çatallandı. Toplumsal evrimin motoru egemenlerin yapıp ettikleri midir, yoksa ezilenlerin, sömürülenlerin, yönetilenlerin, aşağı görülenlerin bu duruma karşı mücadeleleri mi? İnsanlık nasıl ilerlemektedir? Bilimsel-teknolojik gelişmeler yeterli mi? Hepimizi hayran bıraktıran teknolojik gelişmeleri gerçekleştiren teknoloji şirketlerinin sahibi mega milyarderlerin, yüksek teknoloji ürünü silahlara sahip olan ve dünyayı pervasızca yöneten “liderlerin” hepsi Epstein adasının müdavimleriymiş. Bunlara mı kaldı “ilerleme”? Dünya kocaman bir “Epstein Adası” mı olacak, yoksa başlarına yıkacak mıyız bu “gelişmiş” adalarını? Hangisidir ilerleme? Böyle çok temel sorular çıktı ortaya.

“İnsan nasıl insan oldu?” sorusu, kültürel evrimin sorusuydu. Çok araştırıldı, çeşitli tezler üretildi, tartışıldı. “İnsan düşünen hayvandır” (Homo sapiens) dendi; “insan araç yapan hayvandır” (Homo faber) dendi… Kendimizi bir biçimde hayvanlar aleminden farklılaştırmaya çalıştık. Ama uygarlık ile birlikte, hele hele günümüzde şu soru öne çıkıyor: İnsan, bir şekilde insan oldu da, nasıl “insanlık” olacak?