Ana Sayfa Bilim Gündemi İdeolojiyi politikanın freni yapmak

İdeolojiyi politikanın freni yapmak

6042

Ender Helvacıoğlu

Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Kemal Okuyan’ın sık sık tekrar ettiği bir söylem var: “Bıkmadan ‘bu düzen yıkılmalıdır’ demeye devam edeceğiz. Bu düzen dediğimiz şey ise sermaye düzeni. Sadece AKP’nin düzeni, Saray düzeninden falan söz etmiyoruz.”

Bu söylemi çeşitli açılardan tartışalım:

1) Sermaye düzeni, kapitalist üretim ilişkilerinin egemen olduğu toplumsal sistemdir. Kapitalist ilişkilerin tasfiyesi toplumsal bir dönüşüm demektir ve çeşitli aşamaları içeren geniş bir süreci kapsar. Sosyalizm dönemi bile kapitalizm ile sosyalizm arasındaki mücadelenin devam ettiği, kapitalist ilişkilerin henüz tam anlamıyla yok edilmediği bir süreçtir. Kapitalist ilişkilerin tamamen tasfiye edilmesi, emek-sermaye çelişkisinin emek lehine çözülmesi, komünizm demektir. İnsanlık henüz bu aşamaya ulaşamadı, hatta fazla yaklaşamadı bile.

Sermaye düzeninin (yani kapitalizmin) tasfiye edilmesi komünist bir partinin programında elbette yer almalıdır. Ama bu bir politika değildir; nihai hedefin vurgulanmasıdır. Bu vurgu “biz komünistiz” demekten yani kimlik beyanından öte bir anlam taşımaz. Gerekli midir? Zaman zaman, teorinin/ideolojinin hatırlatılması ihtiyacı hasıl olduğunda gerekebilir. Ama politik düzlemde tekrar edilmesinin ve politik hedeflerin önüne çıkarılmasının “politik” bir anlamı yoktur. “Sermaye düzenini yıkmak” ile “AKP-Saray rejimini devirmek” farklı düzlemlerin söylemleridir ve karşı karşıya getirilmesi hatalıdır, politikasızlığa yol açabilir.

2) “Sermaye” ve “sermaye düzeni”, çok geniş toplumsal kesimleri kapsayan kavramlar. Emperyalist sermaye var, küresel sermaye var, büyük sermaye var, işbirlikçi sermaye var, ulusal sermaye var, orta ve küçük sermaye var vb. 50-100 kişinin çalıştığı orta-küçük işletmelerde, hatta 5-10 kişinin çalıştığı esnaf kurumlarında da emek-sermaye çelişkisi vardır ve belli oranlarda emek sömürüsü yaşanır. Bunlar ile büyük holdinglerin ve küresel tekellerin, aynı “sermaye düzeni” çuvalına tıkılması düşmanı belirsizleştirir ve çeşitli politik süreçlerde dost olabilecek kesimlerin dışarda bırakılmasına ve dolayısıyla yine politikasızlığa yol açar. Bir sosyalist/komünist parti, çeşitli aşamalarda bu kesimlerin her birine farklı yaklaşımlar ve politikalar geliştirir. Asıl hedefine hangi sermaye kesimlerini aldığını açıkça belirtir.

Kaldı ki, komünist partilerin üyeleri hatta yöneticileri arasında dahi bu tür orta-küçük işletme sahibi “sermayedarlar” vardır. Kafe-bar, meyhane, lokanta, bilişim şirketi, atölye, pansiyon, hukuk bürosu vb. sahibi kişiler örneğin… Bana göre bu insanların sosyalist/komünist partilere üye olmasında hiçbir sıkıntı yok. Sadece “sermaye düzenini (kapitalizmi) yıkacağız” söylemi ile bu gerçek arasındaki çelişkiyi vurgulamak istedim.

3) Yukarıda belirttiğimiz gibi “sermaye düzeninin yıkılması/tasfiye edilmesi” birçok politik devrimi içeren uzun bir toplumsal dönüşüm sürecidir. “Toplumsal devrim yapmak” diye bir şey olmaz. Olsaydı, bir çırpıda feodalizmden kapitalizme, kapitalizmden komünizme geçilirdi. Toplumsal devrim yapılmaz; politik devrim yapılır. Ve hiçbir politik devrim, “sermaye düzenini yıkma” sloganıyla yapılmaz. Politik devrimler, emperyalizme, yerli gericiliğe vb. karşı yapılır ve bu emperyalistlerin ve gericilerin adı-sanı bellidir. Sermaye düzenini (kapitalizmi) tasfiye etme hedefi, bu politik devrimlerde emekçilerin ve öncü örgütlerinin ne kadar belirleyici oldukları ile ilgili bir konudur.

En genel hedefi tekrar etmek, dahası bunu güncel politik hedeflerin önüne koymak, politik düzlemde bir şey dememekle eşdeğerdir. Sadece “komünist olduğunu vurgulamak” anlamında bir işlevi olabilir.

4) “Gölge boksu yapıyorsun, eleştirmek için eleştiriyorsun; biz sermaye derken elbet büyük sermayeyi, emperyalist sermayeyi kastediyoruz” gibi bir itiraz gelebilir. Eğer söylenen buysa, özür dilerim ve yazımı geri çekerim; en fazla tespitlerinizi biraz daha belirginleştirin ve somutlaştıran eleştirisi yaparım. Ama o zaman bunun politika düzlemine, güncel dost-düşman tespitlerine yansımaları olmalıdır. Esas hedef kimdir? Sermaye düzenini yıkma yolunda bugün oklar kime yöneltilmelidir? Örneğin AKP-Saray rejimine mi, yoksa CHP’ye mi? “Topuna birden” denirse, yukarıdaki şıkların tekrar okunmasını öneririm.

5) Aslında “topuna birden” demenin de güncel politikada bir anlamı olabilir. Tek bir şartla: Eğer “devrim durumu” koşulları ve o politik devrimi gerçekleştirecek bir öncü örgüt varsa. O koşullarda da zaten seçimle, 100 bin imzayla falan ilgilenilmez, emekçiler ayaklanmaya çağırılır.

Eleştiri getiren -eğer bir partiyse- kitlelerin önüne somut bir seçenek koymalıdır. Bu seçeneği somutlaştıracak güçten henüz yoksunsa -o güce erişmeyi sağlayacak- başka politikalar geliştirmelidir.

6) Şimdi kuramsal tartışmayı sonlandıralım ve sadede gelelim. Bu söylem somut politik düzlemde kime yarayacaktır?

Eğer parti içine yönelik bir söylemse, üyelerin teorik/ideolojik donanımlarını sağlamlaştırma işlevi görebilir. Bu noktada diyeceğimiz bir şey yok; her partinin hakkıdır.

Eğer politik düzlemde söyleniyorsa (ki öyle olduğu anlaşılıyor), iki kesimin hoşuna gidecektir: AKP-Saray iktidarının, çünkü muhalif bir kesim -hedefi genişleterek- iktidarı esas hedef olmaktan çıkarıyor. Veya CHP içindeki yönetime muhalif kesimlerin (TKP’nin böyle bir derdi olduğunu sanmıyorum; ama bu söylemi destekleyen bazılarının böyle bir derdi olabilir).

7) Bugün politik devrim hedefli siyasi mücadelede kavranacak halka bence AKP-Saray rejiminden kurtulmaktır. Halkın büyük çoğunluğu açısından da böyledir, sermaye düzenini yıkma nihai hedefine sahip komünistler açısından da. AKP-Saray rejimine karşı mümkün olan en geniş cephenin kurulması elzemdir. Bu hedefi bulanıklaştıran her söylem -sonuç itibarıyla- mevcut iktidara yarar. Mücadelenin nereye evrileceği ise güç ilişkilerine bağlıdır.

8) Özgüven sahibi olunmalı, ideoloji politikanın freni yapılmamalı.